Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
564
 

Başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını!...

Başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını!...
 


“Yıl, 1999. Önce, Alsace’taki maden kömürü havzaları, ardından, potas madenleri kapanmak üzeredir. 2004’te hepsi kapanacaktır. Ama bu, maden kuyularının işletilmesine son verilmesi anlamına gelmiyor. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden maden çıkarılmaya devam ediliyor. Bu ülkelerde işçi ücretleri çok düşük olduğundan; kömür, maden filizleri ve çeşitli mineraller, maden işçileri açısından, Fransa’dakilerden çok daha kötü koşullarda çıkarılıyor.” (17.10.2008 tarihli ‘Geçici işçi olmak’ başlıklı MB yazımdan..)

***
Bursa'nın Mustafakemalpaşa İlçesindeki kömür madeninde metan gazı sıkışmasından meydana gelen grizu patlamasında toprak altında kalan 19 işçinin hayatını kaybettiği açıklandı.

Bu haberin ardından, muhafelet, devletin inceleme mekanizmasını hızlandırmasını gerektiğini söylerken, iktidardakiler ise şu ağızları kullanıyorlar:

“Kurtarma ekiplerimiz işçilerin bulunduğu bölgeye ulaştı. Maalesef işçilerimiz hakkın rahmetine kavuştu.”

"İlk tespitler çok şiddetli bir patlamanın olmadığı. Ama tüm güçlendirme sistemi çökmüş. Çalışmalar bitmeden konuşamıyorum. Ama bu işletmenin şartlara uygun çalıştığı görülüyor."

Oysa haberlere bakıldığında, denetimde eksiklik saptandığını görüyoruz.

İktidardaki yetkili, “patlamanın şiddetli olmamasına karşın tahkimatın çökmesiyle facianın meydana geldiğini, işletmenin 1983 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini ve bugüne kadar herhangi bir kaza yaşanmadığını” söylüyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklaması söyle:

“İşletmenin düzenli olarak denetimi yapılmış. Zaten biz maden ocaklarını bakanlık olarak proje kapsamında denetime tabi tutuyorduk. Burası hem Bursa Bölge Müdürlüğümüz tarafından, hem de Ankara’daki Teftiş Kurulu tarafından denetlenmiş bir firmadır. Mayıs ayında en son denetimi yapılmış. Eksikleri tespit edilmiş ve onları da aralık ayına kadar tamamlanmak üzere kendilerine talimatlandırılmıştı. (talimatlandırılmak... her ne demekse!) Ancak aşağıda bu eksikliklerin ne kadarının yapılıp yapılmadığını henüz bilmiyoruz. İncelemelerimiz devam ediyor. Müfettiş arkadaşlarımız da buradalar. Sanıyorum hadiseleri daha net görme imkanımız olacak.”

***
Yukarıdaki alıntıya dönüyorum.

“2004’te bütün maden ocakları kapatılacak. Yoksul ülkelerde toprağın derinliklerinden....”

Yoksul ülkelerde insan hayatının pul kadar değeri yoktur!

Yoksul ülkelerde yetkililer “etkisiz”, etkililer “yetkisiz”dir. Makamlar ve memuriyetler kişilerin bilinçli ve sorumluluk sahibi olmasına göre değil, iktidar partilerinin adamı olmasına göre tayin edilir.

Yoksul ülkelerde en tepedeki yetkili, eksikliklerin giderilip giderilmediğini en az bilen.. hatta hiç bilmeyen kişidir!

Yoksul ülkelerde faili meçhul cinayetlerin... maden ocağı göçüklerinin, sağlık skandallarının ve daha nice garabetin incelenmesi aylar.. yıllar sürer ve halka unutturulunca da dosyalar tozlu raflara kaldırılır.

Yoksul ülkelerde, yılın bütün ayları yaralıdır! Mart..Temmuz....Eylül.... gibi ağır yaralı ayları... hatta ağır yaralı yılları vardır yoksul ülkelerin...

Yoksul ülkelerde...sevgideğer dost A.Kadir Paksoy’un deyişiyle “ZAMAN ÖYLE BİR YILAN ZAMANDIR Kİ... YALANCININ MUMU GECE DE YANAR!

Onlar, ekmeklerini karanlık dehlizlerde aradılar...

Onlar, evlerine ekmek götürebilmek için gündüzleri bile ışık görmeden, karanlıklarda yaşadılar!


A.Kadir Paksoy, Sivas’ta bu ülkeyi ölü evine çevirenlere şöyle sesleniyordu bir şiirinde:

“Kalsın
İstemem
Sizin olsun cezanız
En büyük cezadır suçlular için
Bilin
Bir şair ceza istemiyorsa”

Hadi başlatın kendinizi temize çıkarma çabalarını! Yine yılan hikayesine dönsün soruşturmalar! Hem suçlu, hem güçlü olmanın tadını çıkarın!... Başka ne yapabilirsiniz ki?

Ölen emekçilerin evde ekmek bekleyen, aş bekleyen hiçbir şeyden habersiz bebeleri, çocukları ceza istemiyorsa... bu, en büyük cezadır size!

Zelin Artuğ, Aralık 2009, Yeryüzü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

aslında aynı atomun çekirdeğinde BİRİZ,proton ve nötronlarla dönmekteyiz,ayrı düşer aynaya görüntüler,ama görüntüleyen aynanın camında BİRDİR MOLEKÜLLER.(sırrı yırttık:))))SINIRSIZ SEVGİMLE.

Şerife Mutlu 
 16.12.2009 9:36
Cevap :
Can... Senin hızına yetişemiyorum.. Bedri Rahmi kendince tasavvuf yapıyordu bir şiirinde.. Şair değilim ki senin gibi, dizelere dökeyim aklımdan geçenleri.. Bedri Rahmi Eyuboğlu ile yanıtlayacağım bu yorumunu: "Bir büyük ayna kırılmış/Kırılıp yere serilmiş/kainat içine düşmüş/düşmüş amma../paramparça!(...)Yaprak yaprak yapıştırdım/ışık ışık bölüştürdüm/Bir alevdir tutuşturdum/yandım amma.../ paramparça!" Maden ocaklarında... Sivas'ta...yanan canların da görüntüsü BİR! aynanın camında. Görüntüler ayrı düşse bile... Alev alev yananların anısına saygıyla...  16.12.2009 14:02
 

artık öyle bir sürece girdik ki,felaketler tek tek değil,hepsi bir arada birleşerek geliyor üstümüze,değişim hortumları,acımasızca koparıp götürüyor.Sene sonu karneyi almış tüm derslerden sınıfta kalmış öğrenci gibiyiz,21. yüzyıla geçemedik,doğanın bizi elemesidir,gördüklerimiz.Dört elementten de kaldık sınıfta. 1-ATEŞ=orman yangınları 2-SU=sel feaketleri,3-TOPRAK=erozyon,4-HAVA=fırtınadan çatısı uçan yapılarımız.Al işte sana bir karne,doğanın bizi başarılı bulamadığı sonuçlarımız.Mimar Sinan'ın asırlara meyadan okuyan,eserleri karşısında,utanarak...... Bir gün doğa bize iyice kızıp,çocuğun çözemediği soruyu,öğretmenin elinden alıp çözmesi gibi,doğa da bizden kömürü alıp,toprağın derinliklerine çekecek,bir daha vermemek üzere,ancak o zaman,rüzgar,güneş, enerjisi gibi,kaynaklara koşacağız,kömür elimizden alındığı için.Zorla gelişim,bilinçle değil.Alışkanlıklarımızı terk etmek,felakete razı olmaktan daha zor. Güzel yüreğine en derin SEVGİMLE dostom.

Şerife Mutlu 
 15.12.2009 19:29
Cevap :
Can Şerife.. Şu telepati işine iyice inandım şimdi. Az önce yazdığım, dinlenmeye bıraktığım bir yazı... Sözcükler farklı, cümleler farklı.. ana düşünce ise... "bu kadar olur!" dedirtecek ölçülerde benzer. Söyle bakalım, nasıl başarıyorsun taa uzaklardan.. aklımdan geçenleri okumayı.. yüreğimin sesini duymayı? Neyse, daha fazla ip ucu vermeyeyim.. Bir iki güne kadar içimi dökeceğim nasıl olsa.. Mimar Sinan dedin de... temeli atar, en az iki yıl bekletirmiş, iyice yerine oturması için. İki yıl önce köpeklerin kedilerin dolaştığı boş arsa üzerinde kocaman, lüks bir alışveriş merkezi yükselttiler yolumun üzerinde... Cemal Süreya'nın kulaklarını çınlatalalım: "bütün mimarlar yüksek, mühendisler de/ bir sen kaldın alçak mimar ey sinan usta!" Yüksek mühendislerin, yüksek mimarların coğrafyasında yerin üstündekiler yerin altına.. yerin altındakiler de yerin ta dibine çökmekte. Coğrafyadan sınıfta kaldılar. Tarihlerinden söz etmesek daha iyi! İyi ki varsın güzel dost.. sevgiyle..  15.12.2009 23:05
 

Gazı ölçmek çok kolay ve basit, üstelik görevlileri de var. Yapılan genel de görev ihmali oluyor. Ama nasıl bütün gün dehlizde kalsın da robotlaşmasınlari Hep içim sızlar bu seçeneksizliklerine. Yüzlerine dikkat et. Gördüğün karalığın aynısı her gün ciğerlerinde oluyor. Ve akciğer kanseri kaçınılmaz sonuç. işin garibi, verilen maskeleri de bunaldıkları için kullanmalarında. Onları gördükçe, yavrularını düşündükçe, benim yanıyor ciğerlerim...

Ahmets 
 15.12.2009 16:09
Cevap :
Selam.. Az önce ölen işçilerin ailelerine 5er bin lira verileceğini okudum.. Yine "First Lady"nin 60 bin liralık yüzük taktığını yazıyordu haberi yazan. Bir yanda aç bebeler.. öte yanda derin bir umursamazlık.. Artık bu durumun vahametini bilmeyen yok. Ne yapılmalı? Artık bunlar konuşulmalı.. artık, bencillikleri bırakıp, toplum olunmalı değerli arkadaşım... geç bile kalındı. Sevgim ve saygımla.  15.12.2009 18:17
 

Sevgili Zelin, bu hadiseler yetkililerce hiçbir zaman yeterince net görülemeyeceklerdir. Madenci eşi olarak onlarca acı can kaybı öyküsü biliyorum. Yazsam, okumaya yüreğiniz dayanmaz. Açık bir işletmede bile karbonmonoksitten zehirlenmek an meselesidir. Ki, bu bir madencinin başına gelebilecek en basit kazadır. Ve bu basit kazanın sonucu ölümdür ne yazık ki. Diğer bir sonuç da şudur; ölenlere rahmet, yakınlarına baş sağlığı dilenir ve başka bir göçük olana kadar ek bir tedbir alınmaz. ' Vay gidene!!! ' dir her zaman. Sevgiler...

Tülin Aksoy 
 13.12.2009 15:47
Cevap :
Raslantıya bak ki benim de dedem madenci [lavarcı (madenden çıkarılan kömürü yıkama işine LAVAR (lavoir) deniliyormuş)]idi. O dönemlerde (30'lu, 40'lı yıllar) acı can kayıpları öykülerine çok rastlandığını sanmıyorum. Denetimler, işinin ehli kişilerde olsa gerek. Kaldı ki savaştan yeni çıkmış bir ülkenin madencileriydi onlar. Ölene rahmet, yakınlarına da baş sağlığı dileyerek 'iyi insan' pozları takınmak, 'Canı veren de alan Allah!' diyerek.. bunca inandıkları tanrıyı dahi günah keçisi yerine koymak ve sütten çıkmış AK kaşık olmak, geri kalmış toplumlardaki, geri kalmış.. ve kafası geri geri çalışan kimselerin ortak özelliklerindendir. Aslolan, bu tablonun nasıl değiştirileceğidir. Bu kötü tabloyu kimler, nasıl değiştirecek üzerine kafa yormalıyız. Bizlere düşen,'kendimize yapılan haksızlıklar'ı hoş görsek bile, TOPLUMa yapılan haksızlıkları asla hoş görmemektir. Örneğin sen, bildiğin bütün acı kayıpların öykülerini bu işin sorumlularının gözüne soka soka yazmalısın. Sevgiyle.  13.12.2009 18:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1013
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster