Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
629
 

Başörtüsü bulaşıcı bir hastalık mı?

Başörtüsü bulaşıcı bir hastalık mı?
 

Son türban tartışmalarında ülkenin “garip” fikri yapısı bir kez daha ortaya çıktı…
Yoksa “egemen fikri yapı” mı diyelim?..

Bu durum türban tarafında ve karşısında “mevzilenen” iki grup için de geçerli…

Tartışmanın temeline “mahalle” geyiği oturmuş durumda.

Mahallenin içindekiler ve ömründe mahalleye girmemişler arasında yürüyen kavgada, mahallenin kızları dillere pelesenk edilmiş…

Bir taraf mahalledeki açık kızların kapalı kızlar tarafından baskı altına alınacağını iddia ederek kapalı kızların da kafasını açalım diyor; diğer tarafta “çaresiz” bir biçimde yemin billah ederek “valla bir şey yapmayacağız” diyor…

Mahallenin ismini yeni yeni duyan cenah “türban” mevzuunu bir “hastalık” haleti olarak görüp, bu “bulaşıcı” illetten güya başı açık kızları korumak isterken… Diğer taraf farkında olmadan bu “bulaşıcı” hastalığın başı açık kızlara bulaşmayacağını ispat etmeye çalışıyor…

Ne kadar garip değil mi?

Her iki cenah da “başörtüsü”nün bulaşıp/bulaşmama kabiliyeti üzerinden yürütüyor tartışmayı…

Halbuki o sırada mahallede farklı şeyler oluyor…

Taa Osmanlı’dan beri mahalledeki kızlar; başı açık / kapalı, çarşaflı / mini etekli insan gibi yaşamaya devam ediyorlar…

Hiç duydunuz mu, başı açık ve kapalı kızların kavga ettiğini… Veya birbirlerine yaşam tarzlarını dayattığını… Birbirlerini “tedavi” etmeye çalıştıklarını…

Bilakis her iki taraf (bazı arıza tipleri kenara ayırarak) birbirlerinin yaşam tarzlarına destek oldular yıllar boyunca…

80’li yılların sonunda üniversite talebesiyken yapılan başörtü eylemlerinde bazen başı açık kızlar başörtülü kızlardan daha kalabalık olurlardı…

28 Şubat döneminde, bazı cemaatlar askerden mesajı erken alıp başörtüleri aşağı çekerken, başı açık kızlar başörtülü arkadaşlarına eylemlerde destek oluyorlardı…

Daha on yıl öncesine kadar başörtülü öğrenciler üniversite kampüslerinde idi ve hiç kimse başı açık kızların kafasını kapatmak için “manga”lar kurmamıştı…

Ve hala bugün, İstanbul basınının Şişli’den Anadolu yakasına geçmemiş yazarlarının ididialarının aksine, Anadolu’daki üniversitelerde başörtülü kızlarla başı açık kızlar beraber, yan yana yaşamaktadırlar…

Belki bu “farklılığa” rağmen bir arada yaşayabilme kabiliyeti bu “mahallenin dışındaki” arkadaşları çıldırtıyor…

Kendi müsamahasızlıklarının bu millete neden “sirayet” etmediğine kızıyor olabilirler…

Anlaşılan o ki, Türk “aydını” son iki asırdır olduğu gibi bu milletin kodlarını çözememiş durumda…

Üniversitelerimizin başına çöreklenen ve basının “hakim” köşelerini işgal etmiş zevat eğer ömürlerinde bir kere “mahallenin içine” girmeye cesaret edebilselerdi bu “kardeşlik hukukunun” ne demek olduğunu görebileceklerdi…

Bence, sayın Ertuğrul Özkök, Nusret Aras, Ural Akbulut gibi ömründe mahalleye uğramamış kimselere bir “mahalle gezisi” tertip etmeliyiz…

Bu sayede bir arada yaşama kültürünü öğrenmelerine de vesile olabiliriz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Baş örtüsü elbette ki bulaşıcı bir hastalık değildir. 20 nci yüzyılın başında Türk kadınlarının neredeyse tamamı başını örtmeden sokağa çıkmazdı. Hatta cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk'ün eşi Latife hanımın kara çarşaflar içinde çekilmiş resimleri bile bulunmaktadır. Günümüzde ise halkın yaklaşık % 60 ı başını örtmekte, geri kalanı ise başı açık sokağa çıkabilmektedir. Demek ki baş örtüsü kullanma alışkanlığı günden güne azalmaktadır, işte bu nedenle de baş örtüsünün bulaşıcı bir hastalık olmadığını söyleyebiliriz. Eğer bulaşıcı bir hastalık olsaydı oran azalmaz aksine artış gösterirdi. Bakmayın siz koparılan yaygaralara Türkiye değişiyor. Değişmeyen tek şey belirli bir kesimin kendisi gibi olmayan diğer insanları dışlamaktan, ötekileştirmekten zevk almaları. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 27.09.2007 20:39
 

Neden her tartışma kadınlar istemeden ve kadınlar üzerine oluyor?Bence başörtülülerin okula girmesinde bir sakınca yok.Şerif Mardin'in zikrettiği "mahalle baskısı"nı da erkekler yaratıyor,yaratacak zaten.Bıraksınlar,kadınlar karar versin!Yazınızda çok güzel bir tümce var:Bir başörtülü ile başörtüsüz bir kadının anlaşamadığı-ve tabii sadece bu sebepten-görülmemiştir.Sevgilerle.

Yorgun Çingene 
 27.09.2007 9:21
Cevap :
yazının eksik kalan kısmını tamamladınız. Bu meselede de erkekler yapacağını yapıyor. Kadınların yerine karar veriyor. Mahallenin erkeklerine, eskiden kalma alışkanlıklarını bir kenaara bırakmasını söyleyelim. Laik veya laik olmayan, başörtüye saygılı saygısız erkeklerin erkeklerin ortak noktası nedir? Tabii ki, kadının hayatına nizam vermeye çalışması...  27.09.2007 23:13
 

Yanyana yaşamaları güzel tabi. Kötü olan bunu dini bir sembol haline getirip insanların iliğini sömürmek. Üzücü tabi yüzyıllar boyu hiç ortada böyle bir problem yokken "birden" görülür hale gelmesi. Elinize sağlık, sevgiler...

Hasan ARSLAN 
 25.09.2007 21:52
Cevap :
Aslında türban "dini" bir sembol. İnsanlar o kadar dezonforme olmuş ki, artık neyin ne olduğu da karışmış. İnsanlar başını inandığı bir şey için örtmekte, diğerleri de açı bunu bulaştırıyorsun demekte. Sıkıntı ise dayatmada. Aç veya kapat dayatmasında. "Yukarıdan" çözüm üretenlerin daha hayatın içinde, toplumla barışık çözümler üretmesi gerek. Yani Hasan bey, "resmi" çözümden ziyade sivil bir çözüm gelmeli. Bütün mesele burada kilitleniyor; birileri hayatımıza nizamat vermeye çalışıyor. Bizi birarada yaşamamıza bıraksalar, başbaşa bıraksalar Türkiye'nin daha güzel olacağına inanıyorum..  26.09.2007 15:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1147
Kayıt tarihi
: 06.07.06
 
 

Memleketi ve kendini ilgilendirenler üzerine yazmayı "tutku" edinmiş bir fen bilimci, konuşmaya v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster