Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
2398
 

Başörtüsüne karşı mısınız? Ben de karşıyım,

Başörtüsüne karşı mısınız? Ben de karşıyım,
 

Başörtüsüne karşı mısınız? İnanır mısınız bende öyleyim. En az sizin kadar.

Bir kadının saçlarını karşısındaki erkeklerden gizlemesine bir anlam veremiyorum. Akıl dışı buluyorum. İnançla bir bağlantısı olduğuna da inanmıyorum. Yani yaratıcının kulları arasında böylesi belirgin bir sınır çizgisi çizmek istediğini hiç zannetmiyorum.

Şu ana kadar bırakın dostum olmayı, başörtüsü takan ve arkadaş olarak tanımlayabileceğim bir bayan olmadı henüz hayatımda. Karşımda başörtülü bir bayan olduğu an, o kişi ile aramızda soğuk bir rüzgâr estiğini veya demir bir perde gerildiğini hissediyorum.

Karşımdaki bayanın başındaki örtü, onun beni bir tehdit olarak gördüğü anlamına geliyor ki, beni bu gözle gördüğünü hissettiğim birisi ile samimi olma şansım en baştan ortadan kalkıyor. Bu nedenle olsa gerek yaşamımda ister istemez karşılaştığım başörtülü bayanın gözlerine bakarak diyalog kuramadım hiç. Hatta çok kez dikkat ettim, eğer başörtülü bir bayanın yanında bir erkek varsa, genellikle ortalıkta bir bayan yokmuş gibi davranıp doğrudan erkekle diyalog kuruyorum. Zaten rastladığım örneklerin birçoğu da bu tarzı tercih ettiğini açıkça belli ediyorlar. Ama onlar davranışları ile bu şekli talep etmediklerini hissettirseler dahi, ben bu tarzda ısrarcı oluyorum.

Ayrıca, birçok ilişkimde, benim karşımdaki insan için ne hissettiğim kadar, onunda benim hakkımda ne düşünüyor olabileceğini hesaba katarak bir denge kurmaya çalışırım. Benim başörtülü bir bayan hakkında hissettiklerimin yeterince farkındayım ama bu hislerin karşılıksız olduğunu da düşünmüyorum. Mesela ben başörtüsü takmayan eşimle bir arada bulunurken, başörtüsü takan bayan ve eşinin, bizimle ilgili olumlu düşünceleri olmadığına inanır ve ikiyüzlü davranarak diyalogu samimileştirme gereği duymam.

Anlayacağınız üzere başörtülü bayanlarla ilgili olumlu düşüncelere sahip değilim. Ancak bu düşüncelerimin kişisel olduğunun da farkındayım. Hatta çoğu kez ön yargılı ya da yılların tortulaştırdığı kalıplarla davrandığımı düşünsem de, bu samimi duygularımı şu ana kadar gizlemedim ve ön yargılarımı ya da kalıplarımı (ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılabilinir) kırmayı başaramadım.

Fakat bir şeyi başardım. O da kendi kişisel fikirlerimle toplum düzeni arasındaki ayrımı yapabilmek oldu. Yani ben başörtüsü takan bir bayanı benimsemesem ve tercihini doğru bulmasam da, onunda en az benim kadar toplum içerisinde (üniversitede, kamuda yer ve hizmet alma hakkı açısından) var olma hakkına sahip olduğunu düşünmeyi öğrendim. Yani ben doğru olmadığını düşündüğüm kişisel bir tercih için, devletin genel anlamda bir düzenleme içerisine girmesini talep etmedim ya da belirli bir süredir talep etmiyorum.

Elbette aranızdan birçokları başörtüsünün kişisel bir tercih olmadığı, genellikle dayatma, aile ve çevre baskısı ile giyildiği, siyasi bir simgeye dönüştüğü ve bu simgenin açık ifadesinin de, dinin tüm toplumsal yaşamı belirlemesi isteği olduğunu söyleyenler çıkacaktır. Hatta ve hatta dinde örtünme zorunluluğunun bulunmadığı, aslında başörtüsünün geçmiş zamanlarda fahişelerin giysisi olduğunu iddia edeceklerde mevcuttur.

Ancak ben bu söylemlerin de, en az başörtüsüne özgürlük talebinin ulaştığı düzey kadar siyasi bir söylem olduğunu düşünüyorum. Toplumun geniş bir kesiminin kendi kişisel tercihlerini dışlayıp, dar ve totaliter rejimin bekasının sağlanması için üretilmiş siyasi klişeler olarak görüyorum. Tüm klişelerde olduğu gibi bu klişelerinde haklılık payı var elbet, ancak yine tüm klişeler gibi hayatla bağı koparılmış ve tek başına bir anlam ifade etmek üzere süslenmiş gerçekler söz konusu.

Başörtüsü ile mücadeleye varım. Hatta bu mücadelenin en önde gelen neferlerinden birisi olmaya da hazırım. Ama bu mücadeleyi yasaklar aracılığı ile devlet organlarını devreye sokarak yapmayı doğru bulmam. Bu mücadele tamamı ile sivil toplumun konusudur. Dernekler, vakıflar kurmak, birey birey yaşamın her anını örgütlemek, eğitici, bilgilendirici, inanca çağdaş yorumlar geliştirici faaliyetler üretmek olmalıdır, modern yaşamı savunanların görevi. Kendinizin örgütlemesi gereken bir mücadeleyi, işin kolayına kaçarak devletin üzerine yıkamazsınız. Buna hakkınız yoktur. Buna hakkınız olduğunuzu düşünüyorsanız, demokrat değilsinizdir ve hayal ettiğiniz düzen, olsa olsa insanların kişisel tercihlerine müdahale etmeyi doğal sayan faşizmdir. Bu noktada, ne kadar başörtüsü takan bayanlar hakkında ortak fikirlerimiz olsa da yanınızda yer almam. Çünkü sizin esas sorunuzun başörtüsünü engellemek değil, bu meseleyi aracı kılarak istediğiniz totaliter rejimi kurmak olduğunu anlamış olurum.

Bugünkü “sol"cularla aramdaki ilişkide takriben bu düzeydedir zaten.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Siz "SOL" um da "SAĞ" tarafımdan kusarım diyorsunuz... Sizden beklenen de o aferin... Görevinizde başarılar diliyorum... Tarih sizi de bizi de yargılayacak...

UFUK KESİCİ 
 29.01.2009 17:21
Cevap :
Panik atak ruh haliniz tüm yorumlarınıza fazlası ile işlemiş. Dayandığı koca bir teorinin çöküşüne inanmayan, sığındığı kendi doğrularının gerçek hayatta bir karşılığı olmadığını anlamak istemeyen ama gün geçtikçe gerçekler karşısında boğulan ve tek çıkış noktası olarak kendisini dünyadan daha fazla yalıtıp, giderek kendi doğrularında boğulan insana iyi bir örnek sergiliyorsunuz. Elinizden gelen tek şey ise karşı tarafa dayanaksız suçlamalarla hakarette bulunmak. Artık sizin dışınızda herkes düşman, herkes ABD, herkes AKP. Zor bir durum, yerinizde olmak istemezdim. Size sağlık dilemekten başka elimden birşey gelmez.  30.01.2009 14:17
 

Evet benim mantıgımla devlet küçücük kızları kuran kurslarına yollayan beyinlerini yıkayan ailelere engel olmalıdır. Ben küçük bir çocukken ailem tarafından kuran kurslarına yollandım. Oralarda yaşadıklarımı ben bilirim. Minicik kızların kafalarına bez sararak kendilerini ötekileştirmelerine neden olan sosyolojik yapıyla devlet tabiki savaşmalıdır. Neden Mısır ve Sudan da kadınların sünnet edilmesine devletin karşı çıkması gerektiğini savunuyoruz? Türban bizzat kadınlarımızın kendilerine ve başkalarına bakışlarını sosyolojik bir verem haline getiriyorsa neden devlet bununla mücadele etmesin. Bugün akp nin iktidarda olması, çoğunluğun, sermayenin, medyanın onların eline geçmiş olması bu gerçeği savunmamızı enden engellesin? Rüzgar çorabı mıyız biz? Esen rüzgarın yönüne göre diklenen...

BULENT YILMAZ 
 08.08.2008 13:09
Cevap :
Bu gerçeği savunmamızı engelleyen çok basit bir gerekçe vardır satın Yılmaz. İnançlar zaman, mekan, refah, demokrasi ve özgürlük koşutlarının değişmeye başlaması ile birlikte sekülerleşirler. Yani dünya ile daha fazla bağ kurarlar. Bu aşamayı bizden önce diğer büyük dinlerin geçirdiğini görmek gerek. Türkiye'de de 1950'lerin dünyaya kapalı ve nüfusunun %80'i köyde yaşayan nüfusuna göre bugün dünyaya açılan, uluslarası birleşikleri hedefleyen, nüfusunun %70'i şehirde yaşayan bir toplum var. İşte tam da bu toplumda (hala değişimi devam eden toplumda) türban, kadının evde takılıp kalmasını değil, aksine baskıcı ailesine rağmen dışarı çıkabilmesinin, üniversiteye gidebilmesinin aracına dönüşmektedir. Bu nedenle sizin zihninizde kurguladığınız ve Mısır'la özdeşleştirdiğiniz bir Türkiye yok. Ayrıca bahsettiğiniz yöntemler hiçbir zaman bir sonuç vermedi bu ülkede. 1992'de ben türbanlı bayanlarla derslere girebiliyordum. Sonra yasak geldi ve 10 yıl sonra AKP iktidar oldu. Sizce neden? Saygılar  08.08.2008 16:00
 

Tumturaklı ama içini boş olmakla suçlayacağım bir açılımla "türbanı savunmakla türban özgürlüğünü savunmanın ayrı olduğunu" vurguluyorsunuz. Bu şuna benziyor; " ben kadının dövülmesine karşıyım ama kuranda nisa suresi 34. ayete uygun olarak eşini döven birisinin bu özgürlüğünü savunurum". Türban ve onun içinde yeşerdiği sosyo-psikolojik atmosferi gözardı ederek sorunun çözümünü yanlışın uygulanmasını özgür bırakmakta bulan yaklaşımınızla anlaşmamız imkansız evet. Size göre bu faşizan bir tutum. Bu tür ithamları bir kenara bırakma olgunlugunu gösterebilirsek şuraya varabiliriz. Kısıtlamalar özgürlükleri destekleyen ve özgürlüklere engel olanlar olarak ikiye ayrılabilirler. Türban kadın için özgürlükleri kısıtlayan bir konudur. Buna karşı çıkmak kadını sınırlayan ötekileştiren bu edime itiraz etmek özgürlük adına atılan bir adımdır. bu ülkede kişisel inancı gereği kocasının kendisini dövmesini normal sayan milyonalr var. Şimdi bunu yasaklamak bu insanların iradesine ipotek koymak öyle mi

BULENT YILMAZ 
 07.08.2008 19:19
Cevap :
Elbetteki özgürlüktür. Kimseye bir zararı ifade etmez ve tamamen sivil toplumun konusudur. Nerede sınırlanabilir? Elbette kamu alanlarında, kamu adına görev alırken. Öğrenciler kamu alanında hizmet alan mıdır, hizmet veren midir? Hizmet alandır. Yani tarafsız olma zorunluluğu bulunmayan kişidir. Ayrıca sizin mantığınızla türbanın sırf üniversitede değil toplumsal yaşamın her alanında yasaklanması gerekmez mi? Madem koca eşinin zorla başını örtüyor, kadını kurtarmak için evin içinde dahi türbanı yasaklayalım. Sizin mantığınız bunu gerektirmez mi? Benim sorunum türbanın doğru yada yanlış bir tercih olduğu değildir. Giyim gibi sivil bir tercihe devletin (kendi idari sınırları dışında) müdahil olmasıdır. Devletin özel yaşama müdahalesinin adı faşizmdir. Devletin bir erkek olarak sizin giyiminize müdahale etmesine nasıl tepki verirsiniz? Sizin dayak yerken devletin sesi çıkmaması ile, giyiminize müdahale etmesi aynı şey midir? Sivil yaşamda istediğiniz kadar türbana karşı çıkabilirsiniz  08.08.2008 0:15
 

İma ettiğiniz faşizan eğilim suçlamasını üstüme almıyorum. Öte yandan türbanı kişisel tercih ya da özgürlük meselesi görmeniz karşısında gülümsemeden edemiyorum. Bakınız üstat ben karadenizliyim. Akrabamdaki kızların neredeyse % 80 ni kapalıdır. Bu kızların ise % 90 nı islamda farz olunan namazı kılmazlar. Açık olan kızlar da başlarını evlenince kapatırlar. Şimdi dürüstçe kendinize bir sorun. Evlenene kadar kişisel bir tercih olmayan türban neden evlendikten sonra tercih edilir. Yani kızlarımız evlenince birden hidayete mi eriyorlar? Bunları geçelim, lütfen sadece şu çelişkinize bir açıklık getirin. Kişisel tercih olarak kuranın türban emrine cevaz verilsin diyorsanız yine kişisel tercih ve iman özgürlüğü kapsamaında neden kadının dövülmesi, mirasta erkeğin yarısı kadar hak, mahkemelerde bir erkeğe iki kadın şahitin eşit olması gibi konulardaki kişisel tercihleri de kabul etmeyelim. Neden dini inancı gereği türban takana evet de çarşafa hayır. o halde universitelerde çarşaf da olsun...

BULENT YILMAZ 
 07.08.2008 19:12
Cevap :
Sayın Yılmaz kavramları karıştırırsanız zihin elbette oldukça yalpalayabilir. İsterseniz Kur'an'ı bir kenara bırakalım. Benim hayatımın hiçbir noktasında olmadığı gibi bu konuda da Kur'an bana referans değil. Önümüzde üç konu var. Giyim tercihi, koca dayağı ve kadına miras. Koca dayağı bir özgürlük müdür? Buna nasıl karar vereceğiz? Başka birisine zarar veren bir şey özgürlük olabilir mi? Olamaz, bu nedenle kaynağı ne olursa olsun koca dayağı kabul edilebilir birşey değildir. Özgürlük kapsamına girmez. Miras konusu aslen özel hukuk konusudur. Yani bir kişi mülkünü kendi özel vasiyetinde istediği gibi dağıtabilir. İster tamamını kurumlara dağıtıri ister inancına göre çocukları arasında belirli bir oran belirler. Eğer özel bir vasiyet yoksa elbette evrensel hukuk tüm mirası eşit bölmeyi kabul eder. Erkeğin kalkıp daha fazla istemesi bir özgürlük değildir. Ama vasiler yine kendi aralarında anlaşabilir, kamu bu anlaşmaya itiraz edemez. Peki giyim tercihi özgürlük müdür? (Devamı var)  08.08.2008 0:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1731
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster