Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '13

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
197
 

Bastırılmış Dinsellik Sendromu

Bastırılmış Dinsellik Sendromu
 

sendika.org


Bugün, farklı bir konudan sözedeceğim.

Ele alacağım husus, doğumla gelen genetik bir özellik değildir. Sonradan edinilmiş yapay, eğitsel ve çarpık bir eğilimdir. Ekseriyetle, buluğ çağıyla birlikte başlayan, (ve eğer tedavi edilmezse) ileri yaşlarda da devam eden bir çeşit ruhsal hastalıktır. Bu rahatsızlık, zamanında farkedilip çaresine bakılamadığı için kimi insanda müzminleşmiş, yani kronik hale gelmiştir. Geçmişi çok eskilere dayanan bu ruhsal problemi her ne hikmetse, Freud bile keşfedememiştir. Sanıyorum, kendisi de böyle bir arazla malül olduğundan farkına varamamıştır.

Galiba, "Keşifler ve Buluşlar"ın üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, bazı insanlarda böyle bir rahatsızlığın var olduğunu tesbit ve teşhis bana nasip olmuştur(!) Buna sevinsem mi, üzülsem mi tam bilemiyorum :))

Bulduğum şeyin adı, "Bastırılmış Dinsellik Sendromu" oluyor ve daha çok, inanç konusunda dalgalanmalar, yaşayan ailelerle çocuklarında görülüyor. Hastalık kimi kişilerde, içine doğdukları kültürel olgunun belli bir kategoriye oturmamasının getirdiği bunalım nedeniyle ortaya çıkıyor. Kimilerinde ise, ailedeki inançsızlığın ya da inançsal boşluğun, dış etkenler tarafından desteklemesiyle gelişiyor.

Sendrom; çevre, okul, arkadaş üçlüsünde görüp duyduklarını ailesinde bulamayan çocuğun, bu zıtlığı kendi içinde çözememesiyle başlıyor ve ergenlik çağının getirdiği bunalımla birlikte de gelişiyor. Bu dönemde cinsellikle meşgul olmaya başlayan aklı, arada dine de takılıyor ama pozisyonu itibariyle, inanmak ya da inanamamak şeklinde bir tercih yapamıyor. Çünkü, yakın çevreden ya da aileden edindiği din dışı fikirler, inanca ait duygu ve kanatlerini öteliyor veya reddediyor. Bu da, ergenin ruhsal dengesinin tümden bozulmasına, bilinçaltında biriken gerilimin, bir hezeyan şeklinde dışa vurmasına sebep oluyor. Böyle insanlarda aşağıdakine benzer davranışlar gözlemleyebiliyoruz.

Din, dini hayat, dindarlık, kutsal kitap, peygamber ve Allah kelimeleri kişideki normaliteyi kötü yönde etkiliyor ve zaten varolan sabuklamalarını arttırıyor. Dinsel kavramlara karşı bir şartlanmışlık içinde bulunduğundan kutsal bilinen şeylere tepki duyuyor. İnançla ilgili ciddi endişeler, korkular yaşıyor; boş kuruntular üretiyor, mantıksız kurgulamalar yapıyor. Aynı zamanda, içine düştüğü bu paranoyadan kurtulmak için mücadele etme ve savaş verme ihtiyacı da duyuyor. Ne var ki, korkulana karşı yürüttüğü bu muharebe, makul ve rahatlatıcı bir sonuç getirmiyor. Aksine bu gayret ona, bataklığa düşen birinin kurtulmak için çabalarken daha da batmasına benzeyen bir durum yaşatıyor.

Normal insan, herhangi bir konu üzerinde düşünür, araştırır, yorum ve değerlendirmeler yapar, nihayetinde onu kabullenir veya reddeder. Ateist olan, neden inanmadığına dair argümanlarını ortaya koyar, inkarının sebeplerini bir mantık silsilesi içinde açıklamaya çalışır. Dindar ise, bu iddiaları etkisizleştiremeye yönelik tezler geliştirir, inancına ilişkin söylenenlerin yanlışlığını ispatlamaya gayret eder. Birbirine zıt biçimde gelişip çeşitlenen bu tez ve iddialar aynı zamanda, okuyanların yeni şeyler öğrenmesine de yardımcı olur.

Ancak bu tartışmalar, olağan bir fikir alışverişi düzeyinden çıkıp düşmanca bir saldırıya dönüştüğünde durum değişir. Vaziyet, sıradan bir davranış biçimi olmaktan çıkar ve çözülmesi gereken bir problem halini alır.

Onun için, din sözkonusu olduğunda agresifleşenlerin, düşmanca tepki verenlerin, hazımsızlık ve hezeyan yaşayanların, geçmişlerinde bu duruma sebep olan nedenlerin var olup olmadığını araştırmak gerekir. Zira inanç hususunda normal dışı tepki verenlerin ya da saldırganca tutum segileyenlerin, "Bastırılmış Dinsellik Sendromu" yaşıyor olmaları muhtemeldir.

İdeolojisi paylaşılan çevre tarafından reddedilen (din vs. gibi) olgular genellikle bilinçaltına itilir ve üstü örtülür. Halbuki bunlar, daha geniş bir kesim tarafından benimsenmekte ve kabul görmektedir. İki farklı görüş arasında sıkışıp kalan ve fakat lâdînî ortamdan beslenen kişi, doğal olarak inanca yönelik duygularını bastırmakta ve bunlarla başa çıkmak için çare aramaktadır. Dinin, insanı uyuşturan, hayallerle aldatan bir yapı olduğuna dair iddialar üretip yaymaya çalışarak düştüğü kompleksten kurtulmayı ummaktadır.

Ancak bu duygular zaman geçtikçe iyice çeşitlenip artmakta bilinci fazlasıyla zorlamaktadır. Çevre baskısı sebebiyle tekrar geri itilen bu içsel dürtüler, kişinin daha agresif ve daha saldırgan bir tutum almasına neden olmaktadır. Hastalık ilerledikçe, insanların farklı düşünceleri olabileceğini, herkesin inanma ya da inanmama hakkına sahip olduğu gerçeğini tümden reddeder duruma gelmektedir. Dine, dini değerlere, Allah'a, peygambere sonu gelmez bir hınç ve iştahla saldırmakta, alay etmekte, tiye almakta, yalanlamakta ama bir türlü tatmin olamamaktadır. Esasen kişi bu haliyle bile, yakalandığı rahatsızlıktan kurtulmak istemektedir.

Fakat ne kadar istese de, bireyin böylesi bastırılmış duygularla tek başına başa çıkması zordur, hatta imkansızdır. "Bastırılmış Dinsellik Sendromu" yaşayanların mutlak surette bir ruh doktoruna gitmeleri lazımdır. Zira şuuraltı dolup taşmış ve patlamaya hazır bomba haline gelmiştir. Burayı boşaltıp kişiyi rahatlatmak lazımdır.

Bu iş için psikanaliz yönteminin uygun olacağını düşünüyorum. Kişinin geçmişine gidilmeli, şuuraltı didik didik edilmeli, yaşadığı baskılar, engellemeler, kaygılar bir bir tesbit edilip ortaya dökülmelidir. Bireyin dengesini bozan, sinirlerini geren, asabını bozup saldırganlaştıran etmenlerin neler olduğu araştırılıp bulunmalıdır. Ona, çekinmeden, endişe ve korku duymadan içinden geçenleri anlatabileceği güvenli bir ortamda bulunduğu söylenmeli ve rahatlaması sağlanmalıdır.

Sonuç olarak söylemek istediğim şudur. "Bastırılmış Dinsellik Sendromu" en az, "Bastırılmış Cinsellik Sendromu" kadar üzerinde durulması ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir ruhsal çöküntüdür. Bu sendromun kişide oluşturduğu hezeyanlar, mesnetsiz iddia ve ithamlarla dini değerlere saldırmasına sebep olmaktadır. Bu da tahrik ve tahrip edici sonuçları sebebiyle inanmaktan başka hiç bir suçu olmayan masum insanlara rahatsızlık vermektedir.

Bu saldırgan ve çatışmacı durum aynı zamanda, farklı düşünceye sahip insanların, barış içinde ve birlikte yaşama arzusunu menfi yönde etkilemektedir. İnsan karakteri, kendine ait değerleri küçümseyen, alaya alan kişilerle beraber yaşamaya, onlarla iyi ilişkiler kurmaya yatkın değildir. Bir dine, özellikle de müslümanlığa yöneltilenen düşmanca tutumlar, küçümseme ve aşağılamalar, bunlara ilişkin yazı ve sözler, toplumda tepkilere ayrışmalara sebep olur/olmaktadır. Bu nedenle ruhsal dengesi bozulmuş, rotasını kaybetmiş kişilere gerekli rehabilitasyon uygulanmalı, bunların birlikteliği bozmasına, araya nifak sokmasına izin verilmemelidir.

Resim: sendika.org
 Not: Konu benden önce farklı şekilde işlenmiş. Bunu gördüm. Fakat gene de iddialıyım.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 692
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster