Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
624
 

Batı Karadeniz kıyısında çocuk gözlerimdeki aynalar

Batı Karadeniz kıyısında çocuk gözlerimdeki aynalar
 

Çook hoşuma gitti bu sunum, ya:)) Hep anlatmaya çalıştığım bir şeyi nasıl da toparlamış. Baksana, çatısız bir hayat yerine, çatı altında bir hayat yeni kuşağınki. Hangisi daha iyi? Çocukluğum, batı Karadeniz kıyısında bol yeşil ormanlı, bir kasabada geçti. Yeşil ve mavinin her tonu, hep çocuk gözlerimizden baktı kendine. Mahallenin çocukları, vişneye, eriğe dalardık. Martılarla arkadaştık. Hatta, ailem balkonlarında besledikleri martının ismini vermişler bana: Murat. Ve Deniz'i de eklemişler bu isme.

Yemyeşil çimenler üzerinde oksijenden ciğerlerimiz patlayana kadar top oynardık da, o zümrüt çimenler arasında birikmiş kristal parlaklığında yağmur sularından yere yatıp, kana kana içerdik. Ya kumsal ve deniz:)) Tüm çocuklar, hep birlikte Karadeniz'in billur gibi sularına dalar. Dipten topladığımız taşlarla, yine o ışıl ışıl dipte, o taşlardan evler yapar, oynardık. Bazen de, azgın dalgalarla ölesiye bir yarışa tutuşurduk. Karabataklar kılavuzumuzdu o bol köpüklü süt beyaz dalgalar arasında. Hatta, yaralı bir karabatağı alıp, eve getirmiştim de, küvette iyileştirip, salmıştık yine Karadeniz'in hırçın dalgalarına. Ya, sahilde dalgaların amansızlığına yaptığımız o kumdan çocuk kaleler. Meğer, o kaleleri dalgaların amansızlığına sahilde kumlardan değil, zamanın amansızlığına ak mermerlerden ruhumuza yapmışız.

Bizim kuşak 5+1 duyusu ile birlikte yaşadı. Yeni kuşak, 2 ile idare etmek zorunda. Görme ve işitme. O da, analog değil, dijital... Bizim annelerimizin çoğu da ev kadınıydı. Komşularımız da. Günlerde yapılan pasta börek kurabiye ve yemeklerin tadı ve kokusu... Bir de mekanların kendine göre bir enerjisi, kokusu ve tadı vardır.Yaşanmadan sırlarını açmaz. Ekrandan hissedilmez. Kendi vücut dili vardır. Zaman boyutunda kendini açar. Dostluk ister. Sohbet ve ahbaplık ister. Ah, şimdi orada babamın hazırladığı bol kalkan balıklı ve mezeli o rakı soframızdaki kadehte mavi bir balık olsam ve siyah beyaz ekranda Nuri Kantar olsa. Ve karbondioksit değil, anason ve iyot solusam. O dost sohbetlerinin şavkıyla yansam da, küllerimden yeniden doğsam. Chat odası, bunu sağlayabilir mi? Ekrandan sinsice yayılan ve ölümüne yakan radyasyon, bu şavkın yerini tutabilir mi?
Fakat yeni kuşağın da kendi özeli olacak. Mesala, yuva aşkı diye bir şey bizim için hiç olmadı. Servis arkadaşlığını biz bilmiyoruz. Servis Şöforü kavramı da yok bizde. Yuvanın planlı geliştirici süreçlerini de hiç tanımıyoruz. Kral tv diye bir şey hiç bilmedik. vs vs vs... Galiba herkes, sahip olduklarını, sahip olmadıklarından daha değerli buluyor.

Bak, insanın aklından neler geçiriyor böyle sunumlar.J) Vallahi, sağol gönderdiğin için. Ama biraz daha takılırsam, işi gücü bırakıp, Çin dağlarına gideceğim. Aman dikkatJ)

Not: Çocukluğumun geçtiği bu Batı Karadeniz kasabasından görüntüler için

http://www.yasaminkiyisinda.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

keyifle okudum.. kutlarım..

Serdar Özdemir 
 06.07.2007 13:48
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Aklımda kalanları paylaşmak istedim.  06.07.2007 13:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 3568
Kayıt tarihi
: 27.08.06
 
 

İstanbul Üniversitesi İngiliz dili ve Edebiyatı / Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum. Boğazi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster