Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
65
 

Batı Seviciliği ve Nedeni (1)

Cumhuriyete adeta taptırılan bir ülkede İngiliz Krallığının üyeleri, tüm şirinlikleri (!) ile 7/24 ülke medyasında, milletimizin gözüne neden sokulmaktadır ?

Veya neden her çocuğumuz (ileride bir mesleğin gereği olarak kullanacaklar hariç) İngilizceyi öğrenmek zorunda bırakılmakta ve bu nedenle tam olarak öğrenemediği, böylece de yararlanamadığı yabancı bir lisan için, birkaç senesini (ve ailesinin parasını da) çöpe atmaktadır?

Bunları hiç düşündük veya sorguladık mı ?

...

Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Batı'nın gelişmesi, (bize anlatılanların aksine) tamamen kölelik, kan-gözyaşı ve sömürü üzerine kuruludur.

Batılıların tamamen yalan üzerine kurgulanmış olan (sözde) Aydınlanma, Sanayileşme, Kalkınma ve (geçici) refahının çarpıtılmış hikayesinin arka planı, hiç de anlatıldığı gibi değildir.

* * *

İşte Hikayemiz :

"1935'te Danimarka’da sürgünde yaşayan genç bir Alman yazar, modern dünyanın nasıl meydana geldiğini düşünmek için masa başına geçti. Bertolt Brecht düşüncelerini, kurgusal bir “Okuyan İşçi”nin sesiyle dile getiriyordu. Bu işçi birçok soru soruyordu, örneğin :

'Yedi kapılı Thebes'i kim inşa etti ?

Kitaplarda kralların adını bulursunuz. Kaya parçalarını krallar mı kaldırdı ?

Sonra defalarca yıkılan Babil. Kim kurdu bu şehri defalarca ?

Altın ışıltılı Lima’yı inşa edenler hangi evlerde yaşıyordu ?

(Canmehmet: Genç Alman yazar, ortada muhteşem eserlerin göründüğünü, ancak onları yapanların hiçbir hikayesinin ortada olmadığını sorgulamaktadır.

Bu anlayışla aşağıda ("demokrasinin beşiği" olarak pazarlanan) İngiltere'de, 8 yaşında işe başlayan (o an 10 yaşında olan) bayan-çocuk Ellen Hootton’ın hikayesi aktarılmaktadır )

O günlerin en üzücü manzaralarından biri olan (İngiltere) Manchester’deki St.Michael’s Flags adlı küçük bir parkta, çoğu pamuk işçisi olan tahminen kırk bin kişi, 'neredeyse sanayi tipi bir ölü gömme işlemiyle' taşsız mezarlarda, üst üste gömülmüştür.

Ellen Hootton ender istisnalardan biriydi. Diğer milyonlarca işçiden farklı olarak, Hootton’un tarih kayıtlarına girmesini sağlayan (şey), Haziran 1833’te, İngiliz tekstil fabrikalarında çocuk işçiliğini araştırmakla görevlendirilen Majestelerinin Fabrika Araştırma Komisyonu’na çağrılması olmuştur.

Komitenin karşısına çıktığında sadece on yaşında ve korkmuş olmasına rağmen, pamuk fabrikasında iki yıldır çalışan, görmüş geçirmiş bir işçiydi. Ellen’ in kamuoyunun ilgisini çekmesinin nedeni, Manchester'li bir grup orta sınıf eylemcinin, kentin içinde ve etrafında yerden fışkıran fabrikalardaki çalışma koşullarından kaygı duyarak, çocuklara yapılan kötü muameleleri aydınlatmak için Ellen’den istifade etmek istemeleriydi.

Bu eylemciler Ellen’in, acımasız bir ustabaşının gözetimi altında, mecazi olarak değil, gerçekten zincire vurularak çalışmaya zorlandığını iddia ediyordu. (1)

Kızın 'katıksız bir yalancı' olmasından dolayı ona güvenilemeyeceğini göstermekte kararlı olan komisyon; Ellen’i, annesi Mary’i, ustabaşı William Swanton’u ve fabrika müdürü John Finch’i sorguya çekti.

Ancak bu olayı aklamak için sarf ettikleri tüm çabalara rağmen, suçlamaların esasen doğru olduğu kanıtlandı: Ellen, kendisi de el tezgâhının başında dokumacı olarak çalışıp, geçimini zor kazanan boşanmış bir anne olan Mary Hootton’un tek çocuğuydu.

Yedi yaşına kadar Ellen’e yine bir dokumacı olan babası bakmıştı, daha sonra annesi onu ailenin cılız gelirine katkıda bulunması için yakındaki bir fabrikaya getirmişti. Beş ay gibi uzun bir süre ücretsiz çalıştıktan sonra (çünkü ilk önce işi öğrenmesi gerektiğini söylemişlerdi), Eccles’ Eğirme Fabrikası’nda çalışan çok sayıda çocuğun arasına katıldı.

Çalışma şartları sorulduğunda, Ellen günün sabah beş buçukta başladığını ve akşam sekizde sona erdiğini, kahvaltı ve öğle yemeği için iki mola verildiğini söylemişti. Kalfa Swinton ise Ellen’in, üç yetişkin ve gerisi çocuklardan oluşan yirmi beş kişiyle birlikte bir odada çalıştığını açıklamıştı. Ellen kendi ifadesiyle 'eğirme makinelerinde parçacı'ydı; bu, tezgâhtaki bobinlere sarılırken kopan iplikleri onarmaktan ve tekrar bağlamaktan ibaret bıktırıcı bir işti. İpler dakikada bir ya da birkaç defa koptuğundan, işini yapmak için sadece birkaç saniyesi vardı.

İleri geri hareket eden makinenin hızına yetişmesi imkânsız olduğu için, bazen 'ipin ucunu kaçırıyordu', yani ipliğin gevşemiş ve kopmuş olan uçlarını yeterince hızlı birleştiremiyordu. Bu hataların bedeli yüksekti. Ellen, Swinton’un onu 'haftada iki defa... başı ağrıyana kadar dövdüğünü' bildirmişti.

Swinton ise dayakların sıklığını reddetmiş, ama kızı hizaya getirmek için 'bir kırbaç' kullandığını kabul etmişti.

Kızına 'pis, aptal bir kız' diyen annesi, bu gibi fiziksel cezaları onayladığını açıklamış, hatta kızın fabrikadan kaçma huyuna bîr son vermek için, Switon’dan daha katı olmasını bile rica etmişti. Mary Hootton’un hayatı zordu, kızının maaşına mahkûmdu ve bütün sorunlara rağmen kızını fabrikada tutması için Swinton’a yalvarıyordu. Mary, 'Ağlayıp duruyorum,' diyordu.

Fakat Swinton’un Ellen’e uyguladığı en kötü muamele, dayaklar değildi. Bir gün işe geç gelince, Swinton onu daha da şiddetli cezalandırmıştı: Kızın boynuna demirden bir ağırlık asmış (bunun yedi kilo mu yoksa dokuz kilo mu olduğu üzerinde anlaşamıyorlardı) ve kızı fabrikada bir aşağı bîr yukarı yürütmüştü. Diğer çocukların itip kakması sonucu bir taraftan bunların elleriyle savaşırken, birkaç defa yere düşmüştü. Onlara sopayla vurmuştu.

Aradan iki yüz yıl geçtikten sonra, bu kızın çalışırken çektiği azabı, katlandığı şiddeti, hayatı boyunca tattığı acıları kavramak zordur." (2)

* * *

Bir Arap Atasözü der ki : “Tekrardan kanaat oluşur”.

Bununla anlaşılması gereken şey : Bir resmi veya bir sözü ne kadar çok görür veya duyarsanız, o sizin için giderek “doğru” olmaktadır. Reklamlar, bu nedenle sık sık tekrar ettirilir. Batı da yalanlarını, kalıcı olması için medya - tarih üzerinden sürekli işlemektedir.

* * *

Konunun biraz açılaması adına, şimdi biraz daha gerilere gidiyoruz :

Antik Yunan, (MÖ.750 ~ MÖ.150 dönemi) 

“Atina’da kadın ve çocuklarla birlikte 90 bin özgür vatandaşa karşılık, 365 bin köle ve 45 bin metek (Atina’da ticaret yapan yabancılar) vardır. Yaklaşık olarak her yetişkin vatandaşa; 18 köle ve 2 metek düşmektedir. Böylece bilinen ilk demokrasi (!) (Atina'nın refahı), büyük bir çoğunluğun köleliği sayesinde gerçekleşmiştir. Ancak, bunun yararını görenler çok küçük bir azınlıktır.” (*)

...

Aradan yaklaşık 2.500 yıl geçer, bakalım bize “Modern (!)” olarak pazarlanan Batılı ülkelerinde (Antik Yunanlıların çocuklarının) bugünkü durumu nedir ?

* * *

"Bir İngiliz gözlemcinin 1811'de zekice kaydettiği üzere, (Amerika) 'Virginia ve Maryland’deki tütün yetiştiriciliğine son zamanlarda daha az özen gösteriliyor; eskiden bu işte çalışan zenci orduları, şimdi güneye gönderildi ve bu şekilde takviye alan Amerikalı pamuk ekicileri, işlerini daha bir hırsla yapabiliyor'. Gerçekten de 1830’da ABD’de tam bir milyon insan (yani Amerikalıların, on üçte biri) pamuk yetiştiriyordu ve bunların çoğu köleydi" (3)

* * *

Burada bir ara veriyor ve yaklaşık 2.500 yıl öncesine giderek, kölelerin sayısını karşılaştırıyoruz :

Antik Yunan’da : Yaklaşık olarak her yetişkin vatandaşa; 18 köle ve 2 metek düşmektedir

(2.300 yıl sonra) 1811 Yılı Amerikası'nda:  Her Amerikalı başına yaklaşık 13 köle düşmektedir.

* * *

"Sonuç olarak pamuk üretiminin genişlemesi, köleliğe güç katıyor ve köle işgücünün güneydeki yukarı eyaletlerden aşağı doğru kaymasına yol açıyordu. Yalnızca çırçırın icadından sonraki otuz yıl içinde (1790 ile 1820 arasında), çeyrek ticaretinin bittiği tarih olan 1808 arasında, tüccarlar ABD’ye tahminen 170.000 köle ithal etmişti; bu rakam, 1619’dan beri Kuzey Amerika'ya ithal edilmiş olan tüm kölelerin üçte biriydi. Toplam olarak, yurtiçindeki köle ticaretiyle -çoğunluğu pamuk yetiştirmek için-, bir milyon kadar köle, zorla güney eyaletlerine gönderildi." (4)

* * *

Bu dizide kaynak olarak kullanılacak kitapların tamamı İngiliz, Amerikalı ve Avrupalı akademisyen ve yazarlara aittir. Örnek olarak, burada kaynak olarak gösterilen, “Pamuk İmparatorluğu” kitabının yazarı Seven Beckert, Harvard Üniversitesi’nde "Amerikan Tarihi Profesörü" olarak görev yapmaktadır.

 

Devam edecek...

- Batı gerçekten kalkındı ve halkına refah sağladı mı ? Çok kısa sürede (bugün) geldikleri noktaya bakarsanız, kesinlikle hayır !

- Batılı akademisyenlere göre Batılıların (yaptıklarını iddia ettikleri) icatlar ;  Çin, Hindistan ve İslam ülkelerinden alıntıdır.

www.canmehmet.com

 

KAYNAKLAR

(*) ATATÜRK’E SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ. Ahmet Taner Kışlalı. s.129 (İmge Kitabevi Yayınları Nisan 1993)

(1) The Longford”, March 9, 2009, http; //www.skyscrapercty.com/showthread.php?t=823790, erişim 8 Ağustos 2013; Ellen Hoottom’un vakası şurada belgelenmiştir: House of Commons Parliamentary papers, First Report of the Central Board of His Majesty’s Commissioners for Inquiring into the Employment of Children in Factories, 1833, xx, D.i, s. 103-15- Tarihi de şu kaynakta incelenmiştir: Douglas A. Galbi, “Through the Eyes in the Storm: Aspects of the Personal History of Women Workers in the Industrial Revolution’ , Social History 21, no. 2 (1996): 142-59. (İç alıntı : Pamuk İmparatorluğu).

(2) PAMUK İMPARATORLUĞU. Seven Beckert. s.248.

(3) Cotton Colonics and to the Connection of their Interests (Edinburgh: James Garke, 1811), 35; “Cotton. Cultivation, manufacture and foreign trade of. Letter from the Secretary of the Treasury , March 4, 1836 (Washington: Blair & Rives, 1836), 16, erişim 29 Temmuz 2013, http: // catalog.hathitrust.org/ Record / 011159609. (İç alıntı : Pamuk İmparatorluğu)

(4) Allan Kulikoff, “Uprooted People”, 143-52; James McMillan, “The Final Victims: The Demography, Atlantic Origins, Merchants and Nature of the Post-Revolutionary foreign Slave Trade to North America, 1783-1810” (doktora tezi, Duke University, 1999)/ 40-98; Walter Johnson, “Introduction”, Johnson, ed., The Chattel Principle: Internal Slave Trades in the Americas (New Haven, CT: Yale University Press, 2004) içinde, 6; Walter Johnson, Soul by Soul: Life Inside the Antebellum Slave Market (Cambridge, MA: Harvard\ University Press, 2001); Rothman, “The Expansion of Slavery In the Deep South”, 59, , 314; Scherer, Cotton as a World Power, 151; Michael Tadmarv, Speculators and Slaves: Masters,Traders and Slaves in the Old South (Madison: The University of Wisconsin Press, 1989)/ 12. (İç alıntı : Pamuk İmparatorluğu

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1084
Toplam yorum
: 2685
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster