Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '16

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
552
 

Batı’ya tu kaka diyoruz da…

Batı’ya tu kaka diyoruz da…
 

Okul hayatı, iş hayatı derken ömrümün yarısı dışarıda geçti. Kariyerimde sadece iki Türk firması oldu. Şimdilerde -duayenlik misyonuyla- eskisi kadar aktif bir yaşam sürdürmüyorum, çılgınca seyahat etmiyorum; ama dünyada gördüğüm ülke sayısı 148’e çıktı, ölmeden de 160’ı tamamlamayı hedefliyorum.

Yöneticilik hayatımda yüzlerce kişiyi işe aldım, onlarca kişinin iş akdini feshettim. Grevler, lokavtlar gördüm. Batı ekonomisinin gücünün nereden geldiğini içlerinde yaşayarak öğrendim. O gücün temelinde takım oyunları ve okulunu yeni bitiren çömez elemanlar vardı. İş bulamama korkuları yoktu. Müthiş sosyal imkanlar ve maaş düzeyiyle iş hayatına atılıyorlar, herkesin eşit olduğu bir ortamda huzur içinde çalışıyorlardı. Bu ruh hali de işlerine, şirketlerine başarı ve verim olarak yansıyordu.

Bunu nasıl başardıklarını birkaç örnekle anlatayım;

- Şirket içinde herkes eşittir. Ünvanlar sadece kartvizit içindir ve dışarıya karşıdır.

- Toplantılara gereksiz vakit kaybı gözüyle bakılır. Bir şirkette ne kadar çok toplantı yapılıyorsa işler o kadar kötü gidiyor demektir. Önemli kararların tuvalette yan yana şaaparken ya da kahve makinesi başında alınması olağandır.

- Çaycısı, kahvecisi yoktur; herkes kendi çayını, kahvesini alır. Genel müdür kendine kahve almaya giderken sekreterine, yakınındaki elemanına da isteyip istemediğini sorar.

- Aslolan iştir; kıyafet mecburiyeti, sakal-bıyık, küpe-piercing muhabbeti yoktur.

- Mesai saatlerine uymamak ayıptır ve dışına taşanlara garip gözlerle bakılır. Çünkü personel sayısı yapılan işle uyumludur, fazla mesaiye gerek yoktur. Yani, mesai 17:00’de bitiyorsa ve siz hâlâ çalışmaya devam ediyorsanız, bütün gün oturmuş tembel biri olarak nitelenirsiniz ve sizin sosyal hayata, ailenize de saygınız yoktur! Saat 17:00’de şirketi -örnek olmak adına- önce genel müdür terk eder ve mesai saatleri dışında kalınmasın diye de şirket içi alarm devreye sokulur. Oralarda önce iş değil, aile ve sosyal hayat gelir.

- Emeklilik yaşı 65’tir; ama 70’e kadar çalışabilirsiniz. Hangi okuldan mezun olduğunuza değil, -şirket içi testlerle- iş becerinize bakılır. Meslek lisesi mezunu 60 yaşındaki bir teknisyeni çalıştığı şirketten transfer etmek için az uğraşmamışızdır!

- Yeni mezun bir mühendis ortalama 3,500 avro maaşla işe başlar. Beşinci yılına geldiğinde maaşı 8-10 bin avro civarındadır. Yöneticilik pozisyonlarını da siz düşünün artık. Ve bu düşük (!) gelir düzeyiyle, bizim 80 bin avroya aldığımız arabayı 25 bin avroya alır! Hayatın her keyfi ulaşabileceği uzaklıktadır. Gelir-Gider dengesi çalışan lehinedir. Hal böyle olunca da insanlar mutlu çalışır, üretir ve ülke güçlenir, zenginleşir.

Biraz da bize bakalım mı?

- Genel müdürün altında on tane genel müdür yardımcısı, onlara bağlı direktörler, onlara bağlı müdürler, onlara bağlı müdür yardımcıları, onlara bağlı şefler! Ve hepsi de birbirine el pençe divandır! Aman ballı düzen sürsün, koltuklara zeval gelmesindir.

- Toplantıdan toplantıya koşmak “Çok çalışıyor.” imajı yaratır. Hele ki arayanlara, “Hüdaverdi Bey toplantıda. Verim toplantısından çıkıp finans toplantısına girecek.” denmesi pek havalıdır.

- Her katın çaycısı, yamağı, temizlikçisi vardır; nasıl bir varoş hiyerarşisiyse! Müdür beyin kahvesini yapma onuruna erişmek için aylar geçmesi gerekir!

- Boya saçlarını eflatuna ya da tak piercing'ini de git bakalım işine!

- İşine erken gelip gece yarılarına kadar çalışan asgari ücretli en makbul elemandır. Bir ailesinin olması, sinemaya-tiyatroya gitmesi, arkadaşlarının misafirliğe gelmesi hiç önemli değildir. Kafatasçı düzende önemli olan patronun mutluluğudur. Yapılan fazla mesai için ekstra para beklenmesi ise son derece ayıptır. Personel, bir işi olduğu için dua etmelidir, çünkü kapıda bekleyen yüzlerce işsiz vardır.

- 35 yaş doldu mu tehlike çanları çalmaya başlar! Çünkü maaş yükselir ve birilerine batmaya başlar. Kırkında işsiz kalan bir kişinin iş bulması mucizedir. Patron, elemanının bitirdiği okula, tecrübesine, iş becerisine bakmaz; aklı dışarıdaki -asgari ücrete fit- yirmilik kölelerdedir! Ve bu firmalar; niteliksiz, tecrübesiz, ucuz işçilikle dünyanın en kaliteli ürünlerini ürettiklerini iddia edip bizi güldürürler:)

- Okulunu bitiren gencin iyi bir iş bulma şansı %20’dir. Mesleğinde iş bulma şansı ise sadece %5’tir. Olur da bir iş bulursa asgari ücretle başlar ve beş yıl sonra geldiği yer belki 3 bin liradır. Maaşının yarısını vergi verir, o vergilerle yapılan yollara, köprülere de ayrıca para öder. Bir Alman’ın 3 tane araba alacağı paraya 1 tane alabilirse dünyanın en pahalı benzinini kullanır! Dolar yükselir, patron ürünlerine zam yapar; ama işçiler bir işleri olduğu için şükretmelidir!

Bebeğinin mamasıyla dolmuş parası arasında tercih yapan baba, altı yürümekten delinmiş ayakkabısına bakarak düşünür: “Üniversiteyi bitirdim, iyi oldu da ne denizin altındaki tünelden ne de üstündeki köprüden geçecek bir arabam yok, dünyanın en büyük havalimanından uçacak param da yok. İlkokulda bir kızım, bir de iki aylık bebeğim var. 700 lira kira, kalan 650 lira da aidat, doğal gaz, ulaşım, elektrik, su, telefon, yemek, giyim, okul, temizlik, sağlık için! Varsın olsun; ülkem güçlü, bana da tanrı yardım edecek; büyüklerim öyle diyor!”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Şahin, bu yazınızla beni de 1970'lere götürdünüz.O tarihlerde Diş İşleri Bakanlık sınavını kazanıp hariciye memuru yani diplomat olacaklara 1200.- TL aylık maaş veriyorlardı.Ankara'da ev kiraları 500-600 lira civarındaydı.Diplomat sayıldığınızdan, kira bedelinden sonra elinizde kalan 700 lira ile iyi giyinmek ve yaşamak zorunda kalıyordunuz.Gelin de hariciye memuru olun.Saygı ve selamlarımla.

yılmaz çetingöz 
 04.11.2016 0:36
Cevap :
Neden böyle olması gerektiğini anlayabilmiş değilim! “Biz güçlü bir ülkeyiz.” denirken neyin kastedildiğini de anlayamıyorum! Vatandaşı güçsüz olan bir ülke nasıl güçlü olabiliyor! Demek ki ülkenin güçlü olmasındaki gücün tarifi başka:( Batı’nın kötü yanlarına saydırıyoruz da iyi yanlarını almaya niyetimiz yok! Almanya’da 3,500 avroyla işe başlayan yeni mezun mühendis 25 bin avroya BMW alabilirken, bizim gençler -bir mucize olup da iş bulabilirse- 370 avro maaşla aynı BMW’yi 80 bin avroya nasıl alsın! Tamam, mukayese kalemi BMW olmasın; ama benzinde, ette ve diğer temel tüketim malzemelerinde de aynı uçurum var! Bu uçurum kapanmadan “Güçlü” bir milletten bahsedilebilir mi? Fiyatlar mı düşecek, maaşlar mı yükselecek? Aksine; fiyatlar yükselmeye, alım gücü düşmeye devam ediyor:( Teşekkürler Yılmaz Bey, sevgiler.  04.11.2016 13:06
 

Ahhh ahhh yarama tuz ektiniz Ata Bey, hep diyorum şükürler olsun ki bundan 15/ 20 yıl önce çalışma hayatına başlamışım yolun sonuna geldim sayılır, bir kaç yılım kaldı Allah'ın izniyle bitireceğim inşallah..Yeni nesilin Allah yardımcısı olsun, içler acısı ülkemizde.. Affınıza sığınıyorum kusura kalmayın ama beyninizle değil de başka uzuvlarınızla çalışıyorsanız Türkiye de bir yerde barınabiliyorsunuz..Yoksa işiniz Allaha kalmış..;)) o yüzden bir adım ötesine geçemiyoruz maalesef.. Önemli konu elinize sağlık..sevgi ve selamlar..

Selda Çakmak 
 29.10.2016 7:38
Cevap :
Sizler son demlerine yetiştiniz ki eşim de zor dayanıyor. Siz marjinal bir yaklaşımda bulunmuşsunuz; lakin şıracılarla bozacılar her daim kanki olmuştur iş yaşamında, önemli olan, leblebiyi ucuza getirmektir! Sadece ülkemizde değil, oryantal ülkelerin tamamında şark zihniyeti hakimdir. Batı’nın kötü yanları alınır ve o yüzden Batı yerden yere vurulur; ama iyi yanlarının esamesi okunmaz! Teşekkürler, sevgiler.  29.10.2016 15:37
 

şey diyecektim :)) ...hani vardı ya "Hangi Batı"...bence bir boş zamanda bize hatırlatmalısınız ...belki de hatırlatırsınız kim bilir :)))...hem çoktandır "kitap" kategorisinde düzgün bir yazı okumayışım geçersiz olur böylece..herkese selamlar dost AtaKemâl...*şiir gibi şiir yazmak...mevzuusu aklımda unuttum ya da görmedim sanma:)))...*

nedim üstün 
 24.10.2016 6:07
Cevap :
Haklısın dostum; “Kitap” kategorisinde daha çok yazmalıyım, sıranın başına da “Hangi Batı”yı koymalıyım; aslında tüm “Hangi” serisini yazmalıyım:) Anacığım gibi Menemenli olan Attilâ İlhan’ın yeri bir başkadır edebi dünyamda. Şiirin hakkını verdiğini düşünsem de romanlarını bir başka severim. Ben her türde yazıyorum; ama senin için farklı bir anlamı vardır İlhan’ın, biliyorum. Kal sağlıcakla.  28.10.2016 11:16
 

Hangi sektörde çalışırsak çalışalım hem kendi profesyonel hayatlarımızdan hem de gündelik yaşamlarımızdan sıkça ve bıkkınlıkla deneyimlediklerimizi güzel yazıya dökmüşsünüz, kaleminize sağlık! Bu toplumda kafası batılı gibi çalışanların ve batının iş disiplinini şirketlerine, kurumlarına uyarlayabilenlerin sayesinde biraz yol katedebiliyoruz. Genelde bir işi yapıyormuş gibi yapmak, işten çok laf üretmek, statükocu ve adam kayırmacı bir zihniyete ağırlıklı olarak sahip olmak en belirgin özelliklerimiz. Son 10 yılı hatta 15 yılı ayrı tutmak lazım tabii !!! Bunun en iyisini ve en istikrarlısını da bu dönemde görmüş olduk. Cahil ve saf vatandaşın ödediği vergiyle eğitimde, sağlıkta çok daha fazlasını hak ettiği halde, yollarla, köprülerle gözünü boyar, hizmet edermiş görünürsünüz. Bu tirajikomik durumu işleyen pekçok film vardır ülkemizde. Uyanık belediye başkanı ya da köy muhtarıyla, kasaba ya da köydeki saf vatandaş hikayesi. Sonunda hep masum ve iyi olanlar kazanır ama:) Selamlar..

Çiğdem Timur 
 19.10.2016 0:47
Cevap :
Aslında tüm dünyaya kendini kanıtlamış başarılı yöneticilerimiz var; Muhtar Kent gibi, Serpil Timuray gibi; ama sayıları oldukça az ve onların şirketleri şanslı olanlar. İstanbul’u bir görseniz, şantiye halinde! Bu kadar konut kimin için? Kesinlikle yaşanması imkansız bir şehir oldu:( Yollar, köprüler de yapılsın; onlar da medeniyetin işareti; lakin sosyal yaşam kalitesi hepsinden önemli. Yapılan yatırımlar halk içinse ya bedava olacak ya da gelir düzeyi yükseltilecek! Aksi takdirde, evin nohutu her zaman köprüden önce gelir! Teşekkürler, sevgiler.  19.10.2016 15:37
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8321
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1153
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster