Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
546
 

Batıda on yıl (3)

Batıda on yıl (3)
 

Sakin ama hızlı adımlarla otobüs muavininin tarif ettiği yolu takip ederek şehrin kalabalık olduğu yere geldim. Düşünceli, işlerine gitmeye acele eden insanlar, sabahın erken saatlerinde sokaklarda kalabalık oluşturuyordu. Yolda hızlı adımlarla işine gidenlerden öğretmenevinin yolunu soruyor, kısa, açık ve net cevaplar alıyordum. Kısa da olsa cevap vermekten kaçınanlar ve beni duymazlıktan gelenlerde yok değildi. Ben soruları sakin ve dostça soruyordum. Ancak demek ki kimileri sabah sabah kendisine soru sorulmasından ve yardım istenmesinden pek de hoşlanmıyordu. Gülüyordum bu durumda. Acaba diyordum bana da bir yabancı gideceği yeri sorsa ben aynı şekilde mi davranırdım. Cevabım ise daima hayır oluyordu. İhtiyacı olana yardımcı olmak erdemli olmanın bir gereği değil miydi zaten?

Uykusuzluk gözkapaklarımı ağırlaştırmaya başlamıştı. Yorgunluğuma ayaklarımın ağrısı karışıyordu. Bir an önce öğretmenevine gidip odamda dinlenmeyi istiyordum. Tarif edilen yere doğru adımlarımı hızlandırdım. Az ilerde duvarları açık kahverengiye boyanmış, genişçe bir giriş kapısı olan, mermer merdivenli ve sıkı sıkıya kapalı perdeleri ile dört katlı, önünde arabaların park ettiği öğretmenevini gördüm. Sokağın diğer binalarının yer yer dökülmeye ve eskimeye yüz tutmuş sıvasına inat dış görünümü pırıl pırıldı. Belli ki boyanalı ya da yapılalı çok olmamıştı.

Yorgun ve uykusuz geçen bir gecenin ardından göz kapaklarım ağırlaşmış, sabahın ayazında üşüyor, bir an önce öğretmenevinin sıcak ortamına girmek istiyordum. Elimde ne bir valiz vardı ne bir eşya. Görev yerimi görüp geri dönecektim. Eşim ve çocuklarım eski görev yerinde idiler.

Mermer merdivenleri birer ikişer atlayarak öğretmenevinin salonuna girdim. Giriş salonunun sağ tarafında müracaat yazan küçük odanın içerisinde iki kişi duruyordu. Belli ki elektrik sobasının sıcaklığında olmanın rahatlığında idiler. İkisi de gençti. Giyinişleri sade idi. yüzlerinde gerginlik yoktu. Biri kısa boylu idi. Küstahça bakan gözleri vardı. Diğeri solgun yüzlü idi.

- Günaydın arkadaşlar, dedim üşümüş ellerimi ovuşturarak.

- Günaydın, dedi solgun yüzlü olanı. Üşümüşsüzündür buyurun sobanın yanında biraz ısının.

- Teşekkür ederim. Otobüs terminalinden buraya yürüyerek geldim. Gerçi fazla uzak değil ama sabah ayazı insanı üşütüyor. Dinlenebileceğim boş, tek kişilik bir odanız vardır umarım. Fazlaca yorgunum. Ayrıca duş almam da gerekiyor. Ben öğretmenim. İşte öğretmen kimlik kartım. Buyurun bakın.

-Solgun lakin güler yüzlü delikanlı önündeki defterin sayfalarını karıştırdı. Gözleri gülerek var dedi. Tek kişilik bir odamız boş. Oraya çıkabilirsiniz. Bir yandan bunları söylerken bir yandan da uzattığım öğretmenevi kimlik kartını inceliyordu. Gerekli kaydı yaptıktan sonra odanın anahtarını uzattı. Duş ikinci katta sağda hocam.

Yarı açık olan perdeyi kapattıktan sonra yatağın üzerine kendimi külçe gibi bıraktım. Gözkapaklarım kendiliğinden kapanıyordu. Oda sade idi. Naylon bir terlik, çekmeceli küçük bir sehpa vardı. Gözlerim kapanırken düşünüyordum. Yaşam bütünseldir. O bütünsellik içinde yaşanan acılar, coşkular vardır. Özlemler, isyanlar, çığlıklar, kopuşlar vardır. Susmalar, ağıtlar, gözyaşları vardır sessiz ve derinden gelen. Bunlar yaşamın gerçeğidir. O gerçeklerden uzak durmak, o gerçekleri anlamamak şaşırtıcıdır, bencilce bir duygudur. Geçmişimizi, özümüzü, bugünümüzü ve geleceğimizi düşünmemiz önemlidir. Yaşadığımız şeylerde önemlidir. Fakat asıl olan, onları kendimize nasıl ve niçin yaşattığımızdır.

Antalya’dan memleketine gelen, işsizliğin verdiği sıkıntı ile gözlerini kaldırmadan memleketimi, yakınlarımı ziyarete geldim diyen arkadaşı düşündüm. Konuşurken nasıl da gözleri hüzünlenmişti. Memleket hasreti var demişti, gözlerini yere dikerek. Umutsuzca bir söyleyişti bu. Kim bilir belki de bir daha geri dönemeyecekti geldiği baba ocağından. Bu duyguyu yoğun bir şekilde yaşıyor olmalıydı ki yüreğindeki gri bulutların gözlerinde nem olmaması için dudaklarını ısırdığını görmüştüm. Yüreğim burkulmuştu o an.

Sonra gözlerini çay ocağının camından uzaklara dikmiş öylece kalmıştı bir süre. Çaresiz insanoğlu boş bakışlarla hayret içinde çevresine bakar. Hayalinde geleceğinin sırlarını açacak anahtarı ve çıkar yolu ararmış. İşsiz olmanın verdiği çaresizliği, sessizliği, hareketsizliği, korkuyu kendi hayal dünyasında sorguluyor olmalıydı. Belki de içinde bulunduğu durumu, gerçek sebebinden uzak, hiç ilgisi olmayan nedenlere bağlıyordu.

Yaşamın gerçeği yerine hayallere dalmayı, geçmişin masallarını dinleyip kabullenmeyi ne çok benimsiyor, alın yazısı deyip çektiğimiz yokluklara, zorluklara, tehlikelere karşı sessiz kalıyorduk.

Uyuyakalmışım. Uyandığımda sırtımda bir ürperti, belli ki üşümüşüm. Ekim ayının ayazı üşütmeye başlamıştı. Uyuşan ayaklarımı uzattım açılsınlar diye. Ne zormuş. Tekrar uyuştular. Ardından vücudumun bütün ağırlığını ayaklarıma yükledim. Birkaç dakika sonra uyuşukluk hissi kalmadı. Pencerenin kenarına geldim. Perdeyi hafifçe araladım. Dışarısı bana yabancı idi. Alışmak kolay olmayacaktı benim için. Har daim de böyle olmuştu.

Alıştığın, insanlarını tanıdığın bir yerden, tanımadığın, bilmediğin bir yöreye gitmek her zaman ürkütücü olmuştur. Kolay da değil bu. Ev bulmak, taşınmak, okula ve çevreye alışmak zaman ve özveri isteyen bir olaydı. Taşınmak elzemdi lakin alışmak kolay olmuyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her şey imkanlarla sınırlı..Hasret, özlem, vuslat..Günümüzde eğer maddi imkanların yeterli ise, hasreti de özlemi de bertaraf etmek mümkün..Bundan yaklaşık 20-30 yıl öncesini düşündüğümüzde; bir mektup yazardık cevabını almak günleri alırdı. Ama şimdi öyle mi? görmek istediğiniz kimse dünyanın neresinde olursa olsun, anında görmeniz hasret gidermeniz mümkün.Çok kısa sürede ulaşım araçları ile kavuşmanız da mümkün. Eskiden imkanlar kısıtlı idi,belkide zordu ulaşmak,buluşmak, görüşmek ama hasretlerimizde,özlemlerimizde bir içtenlik bir samimiyet ve özden davranış vardı.Şuan ise tam anlamıyla yüzeysellik hakim. Sevinçlerimiz, mutluluklarımız kısa süreli ve saman alevi gibi çok çabuk geçiyor..Bu da sanırım teknolojinin bizlere kazandırdığı duygunun geri plana itildiği robotlaşmış bir insan profili... Hocam emeğinize sağlık, kaleminiz daim olsun.. Saygılar.

Hanife MERT 
 28.06.2012 14:51
Cevap :
Hanife Hanım; bu güzel yorumunuz beni mutlu etti. Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.  28.06.2012 17:05
 

Beğenmene sevindim Ünal kardeşim. Yahu sen neler yapıyorsun. Babalar günü yazını okudum yayınladığında. Lakin yorum yazmadım. Üzülürsün diye:) Selamlar. Gözlerinden öpüyorum.

Hüseyin Güzel 
 21.06.2012 15:20
 

Hocam, güzel anlatmışsınız; bu serüveni kitaplaştırmanızın uygun olacağını düşündüm.

Ünal Şeref 
 21.06.2012 13:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 207
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 902
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster