Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
483
 

Batının Vahşi İnsanı

Batının Vahşi İnsanı
 

       Batı medeniyetinin biçimlendirdiği tüketici birey modeli, hayatı sonuna kadar kolaylaştıran teknolojiye rağmen mutsuz ve hasta. Üstelik yüksek kişi başı gelir seviyesinde ve istediğini elde edebilmesine rağmen.

        Bu mutsuzluk; tüketim toplumu modellemesinin bir sebebi mi yoksa sonucu mu?

        Nasıl bir mutsuzluksa, bulaşıcı olmalı ki çok farklı yaşam alışkanlıkları bakımından öteki uçta ki toplu yaşama genel geçer alışkanlıklarında olan milletimizi de kapsam alanına aldı.

        Sosyolojik bakımdan sanayi toplumlarında ön görülüp planlanan yaşam alışkanlıkları, öngörüldüğü gibi şekillenerek gönümüz yalnız ve mutsuz bireyini üretip insanlığın önüne koydu.

        Yoksulluk ucu; kendi tarafının en son ucana ulaştı. Varlıklı tokluk ucu ise beklenenden daha en uca ulaştı. Bir birinden hesaplanandan daha çok kendi tarafının ucuna kayan yoksullukla varlıklılık durumu, şiddeti bir uçtan diğere uca kadar tüm toplumu kapsadı.

         Sanayileşmiş, teknoloji ihraç eden ülkeler insanları, daha iyi toplumsal ortamda yaşama heyecanı yerine, ne pahasına olursa olsun daha çok tüketme tiryakisi olup çıktı.

         Bütün gaye ve beklentisi vitrine konan her şeyi satın alma alışkanlığına hapsolduğundan, insanın ruh ve beden bütünlüğü hakkı, dev şirketlerin “satma” fırtınasıyla iradesini kaybetti.

         İnsanların bu gün kullanarak daha kolaylaşmış bir yaşam sürdüklerini düşündükleri teknolojik cihazlar, insanın kendine daha çok zaman ayırmasına yarayacaktı. Ve böylece insani ilişkiler daha sıkılaşacak ve bu ilişkiler daha da insanileşecekti. Tam tersi oldu. İnsan insana, insani etkileşimler umulmadık derecede gevşedi, alabildiğine soğudu.

         Sonuç olarak insanı bu oyuncaklar yalnızlaştırdı ve mutsuz etti.

         Çünkü insan insana insani etkileşimleri sağlayan ruh ve duygulara zaman artmıyor. Ve onlarsız insan bir canavar diğer bir açıdan da teneke kutudan farksız oldu

         Bu cümleden olarak; insanların iç dünyalarındaki kaos, toplumsal ilişkilerden, Uluslar arası ilişkilere kadar yansıyor.

         Gıda üretiminde ki endüstrileşme; kapitalist aklın kazanç telaşıyla birleşince, insan merkezli gıda üretimi titizliğini yok etti. İnsan organizmasının beslenme alışkanlıkları ve beslendiği ürünlerdeki teknolojik müdahaleler, ürünün kimyasını bozduğundan, insanın yaratılış ayarlarına uygunluğunu büyük ölçüde kaybettiği anlamına geliyor.

        Bütün çabamız bunca insanı aç bırakmamaktır” izahı ile ikna edilmiş gibi görünen Dünya kamuoyu, bu ikna oluşuyla aslında kişiliği ve mizacının değişime uğradığının farkına varamıyor.

         Yirmi yıl sigara içmiş bir insan; yirmi yıl sonunda, “sigara içmeseydim nasıl olurdum” sorusunu cevaplama şansı olmadığı gibi, endüstriyel gıdaların kendi üzerindeki olumsuz etkilerini bilemeyecektir. Ama hiç kimse bilemeyecek.

         Böyle yumak olmuş bilemediklerimizin; Uluslar arası ilişkilerde ve devlet hukukunda ki yansımaları, son 5-8 yıllık zaman dilimini bir önceki dönemle kıyaslama yeteneğimiz kaldıysa, fark edebiliriz.

         Esas mesele; teknoloji üretip ve akıl yürütmüş batı medeniyetinin; burnun dibindeki, insani sorumluluk ve vicdani mesuliyet zihniyeti ile Devlet eden Osmanlı’ya bakım biraz medeni insan olmaya çalışmamasıdır.

         Osmanlı; bütün ırk, din, dil ve farklı yaşam alışkanlığı olan otuz civarında millete, aynı insani sorumluluk ve vicdani mesuliyetle devlet ediyordu. Bu dönemde Batı medeniyeti; mezhep savaşları ve işgal ederek soykırım işiyle meşguldü. ABD yerlileri, Avrupa ötekileri ortadan kaldırma savaşı içinde oluk gibi kan akıtırken Osmanlı, oralardan kaçıp Osmanlıya sığınan insanları barındırma işiyle uğraşıyordu.

          Batının bu canice işleri biraz durulunca, yağmaladıkları insanların kıymetleri ile yeniden yapılanarak sanayileşmeye döndüler. Sanayileşme çalışmaları da önceki dönem işleri kadar vahşi ve acımasızdı.

         Sınırları ve mezhepleri konusunda azda olsa netleşen batı; sanayileşme çabası içinde bir nebze olsun gelenek, görenek, ahlak ve insani diğer vasıfları hatırlar gibi oldu.

         Ancak bu sefer de Pazar ve finans savaşları içlerindeki vahşiliği depreştirdi.

          Birinci dünya savaşı bu bakımdan Pazar ve sanayi hammaddesi paylaşım savaşıyken, iş bir anda, vahşi kapitalizmin önünde engel gibi duran Osmanlı’nın devlet etme modelinin tahrip edilmesi gerekliliği akla geldi. Çünkü batı medeniyetini temsil eden insan tiplemesinden oluşmuş bu toplumsal akıl, insanı sadece tüketici olarak algılıyordu.

         İkinci Dünya savaşı ise; insan havsalasını zorlayan teknoloji ve finans gücüne ulaşan bazı devletlerin hakimiyet kavgasıdır. Çünkü yüz yıldan beri yağmaladıkları dünya insanlarının malları ellerinde öyle bir seviyede güce dönüştü ki, içinde düştükleri güç zehirlenmesinden insani vasıflarını büyük ölçüde kaybetmişlerdi.

         Peki bu günkü sıkıntı ne?

         Bana kalırsa; yine aynı çıldırmışlığın ve teknoloji sersemi batının medeni insanları! Yine çıldırdı. Ve İsrail inanışına göre ve bu inanışın meftunu ABD evanjelistlerine göre 2022 yılında İsrail yok olacak. Ondan önce Armageddon savaşı çıkartıp büyük İsrail devleti “vaad edilmiş topraklar” hayalini gerçekleştirmek. Kendi (ABD kurukafa tarikatı) dillendirdikleri “Tanrı’yı kızdırıp kıyameti erkene aldırmak” çabası içindeler.

         İşte bu sapkınlık içinde ABD diğer adıyla (Amerika Birleşik Şirketler Devleti) dünyayı zıvanasından çıkardı.

         ABD’nin içinde yüzdüğü ateş havuzundan ancak yirmi yıldır en ince ayrıntısına kadar araştırdığı Osmanlı Devlet modeline geçmesidir. Yoksa; 76 milyon evsiz ve sosyal güvencesi olmayan aç vatandaşları, ABD’yi yıkacak. İçerdeki sosyal çalkantılara kulak tıkamış Pentegon, Trump, CIA vesair insani kaygısı olamayan karanlık ABD güçleri kendileri yok olurken dünyayı da tarumar edecekler.

         Amerika Birleşik Şirketler Devletinin içinde bulunduğu akıl bulanıklığı, içerde ve dışarıda meydana gelen insan merkezli değişim ve gelişimleri eğip bükememesinin cinnetidir.

         Kabalist kültür alt yapılı kurukafa tarikatının, ABD yerine Amerika Birleşik Şirketler Devletinin (ABŞD) ikame ettiğinin tabi sonucu olarak, İnsani Devlet geleneği ve Devlet aklı olmayan ABŞD’nin, kendi uydularını bile şaşkına çeviren son on yıl içindeki davranışları, ABD’nin bir devlet değil tam bir eşkıya olduğunun su yüzüne çıkmış halidir.

         Birleşmiş milletleri, NATO’yu ve diğer uluslar arası kuruluşları fütursuzca kullanması, mahalle kabadayısı gibi davranarak, Uluslar arası anlaşmaları yok sayması, insan malzemesinin şirketleşmiş Devlet kültüründe nasıl canavarlaşabildiğinin somut sonucudur.

          ABŞD’nin Kudüs şehrini İsrail’in başkenti olarak tanıması başka türlü anlaşılamayacak, açıklanamayacak kadar eşkıyalıktır.

           İnsan ve Devlet bağlamında; Türkiye Cumhuriyeti, Devlet aklı ve Devlet geleneği açısından, Osmanlı bakiyesi, İnsani ve vicdani mesuliyet ve sorumluluğu olan Dünyada bilimsel olarak literatüre girmiş Devlet olma vasıfları tarifine uyan beş devletten en önde gelenidir. Bu bakımdan tüm dünyaya örnek olacak Devlet olgunluğu ve yüceliğini sergilemektedir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 573
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

Yerel bir gazetede yazıyorum. Okumayı severim, şiir okumayı severim. Emekli işçi olarak sosyal ak..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster