Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
202
 

Batıya Boyun Eğdiren Tek Güç

Batıya Boyun Eğdiren Tek Güç
 

ABD yola geliyor. Doğal olarak şeytani akılla içli dışlı olmuş bir yapının nerede nasıl davranacağının kestirilmesi de zor bir öngörü olsa gerek. Bunun için öngörüden ziyade test ede ede ve icraatları göre göre gitmemiz şarttır. ABD’leri Türkiyesiz olamadı, olduramadı. Ne kendi gücü nede vesayetlerini verdikleri terör güçleri ABD’nin amaçlarına ulaşmasını sağlayamadı.
 
Bölge Türkiye’nin inisiyatifi içerisinde olduğu daha da gözle görülür oldu. ABD ve Türkiye bunu teorik olarak biliyordu ama pratiğinin tecrübesi olmadan gönüller mutmain değilmiş demek ki. ABD, Türkiyesiz ve dolayısıyla netice olarak Türkiye’ye karşı yapmış olduğu tüm operasyonlardan ve taktik harekatlardan eli boş döndü. Dünyanın tek gücü olmaya, jandarması olmaya oynayan süper güç ne icraatlarıyla ne de politikalarıyla Türkiye’yi dize getiremedi. Türkiye, iradesi ile ABD’ni dize getirdi.
 
Ortadoğu’da oynan satranç oyununu 15 Temmuz’dan daha dün çıkan ordusuyla Türkiye zafer üstüne zaferler kazanarak bozdu. Diğer oyunlarını da ters getirerek alaşağı etti. Süper güç olarak görülenlerin oyunları bozuldu. Taktik ve stratejileri toz, duman oldu. 24 Haziran sonrasında ise artık ipin ucunun kaçacağını anladılar ve daha seçim öncesi hem ABD hem de Avrupa beyaz bayrak kaldırdılar, kaldırmak zorunda kaldılar. Bir küçük umutla, gözümüz arkada kalmasın, bunu da yapmadık demeyelim diye planlar yaptılar. Finansal saldırılar, sokak hareketleri, toplumsal algı ajanları ile manipülasyonlar yapmaktan da geri durmadılar, saldırdılar.
 
Ne Avrupa ne de ABD ülke yönetimi ve seçim sonuçları açısından bir yönetilebilirlik vadetmiyor. Irkçılık siyasetin ve icraatın önünü geçekler devletleri bir erimeye doğru sürüklüyor.
 
Trump ülkesindeki çoğu şeye hakim değil. Trump’ın ikinci seçim zamanı gelmiş olmasına rağmen ülkesi bir stabilizasyona kavuşamadı. Hem siyasi hem de uluslararası çalkantılar bitmek bilmediği gibi artarak devam etmektedir. Bu durumun düzeleceği de ne yakın ne de uzun vadede görülmemektedir. ABD kısa bir dönem sonra geri dönülmez bir eşiği aşarak kendi kendine bir son verebilir. Çeşitli yorumlarda ABD’nin askeri, ekonomik ve diplomatik büyüklüğünün muazzam olduğu anlatılıyor. Bunu ben de kabul ediyorum ama bu çökmemesine tek bir neden değildir. Dünya devletler tarihinde temel hiçbir neden olmadan ve bir anda denilecek kadar kısa bir sürede yerle yeksan olan devletlere ne diyecekler acaba? ABD’nin karşılıksız para basmasına ve buna rağmen dolar borcu olmasına ne diyecekler acaba. Dev para her geçen gün büyüyor ama masraflarda bir eksilme olmuyor. Onun yerine artıyor. PKK ve DAEŞ gibi terör örgütlerine verilen maaşlar, eğitim desteği maliyeti ve idame masraflarımda cabası.  Bunu fonlayan Araplar nereye kadar fonlayabilecek acaba?
 
Tamam göçmeme fikrine de katılıyorum. Bu konu, ABD’nin bundan sonra yapacağı seçimleriyle alakalı bir konudur. Lakin çökme ihtimali ayakta kalma ihtimaliyle yarışır bir durumda ve muallaktadır. Kesin olan bir konuysa hiçbir zaman 11 Eylül 2001 tarihi öncesi güce de erişemeyecektir.
 
Acaba, neden erişemeyecektir? 11 Eylül’ü ABD’mi yapmıştır yoksa dünyanın derini bir güç veya güçler mi yaptırmıştır? Bu güçler yaptırdıysa bu eylemdeki muratları nelerdir? Bu muratları içerisinde ABD’nin aşağı çekilmesi veya sonlandırması da var mıdır? Bunun Çin ile alakası var mıdır? Her şey ABD’nin elinde değildir? Yine her şey Dünya’nın derinin elinde değildir. Lakin ABD’ni baştan aşağı saran bu kurucu güç onu bitirecek tek güç olabilir mi? ABD’nin ana aksını oluşturmak ve fitili yakmak kimin elinde acaba? Bu gücü elinde tutanın başka bir büyük planı varsa ve bu büyük planda başrol oyuncuları farklı karakterlerse batının hali nice olur. Batının bu hali acaba bu planın bayadır uygulamada olduğunun da bir göstergesi olabilir mi? Tabiki de olabilir.
 
Ek olarak; bu gücün SSCB’yi ABD eli ve Afgan Mücahitlerin gayretiyle çökertmesi sonucunda kendilerinin de çökertilebileceğini hiç akıllarına getirmedi mi? Demek ki getirmemiş. 
 
Bence, küresel güç dünyayı tek devlet olarak zapt etmeyi uzun zamandır planlıyordu. SSCB’nin çökertilmesi sonrası  ABD’ne ikinci bir görev verildi. Dünya hakimliği ve temsilliyeti. Tek güç, Küresel jandarma ABD’leri olacaktı. SSCB, sonrası bu plan devreye konuldu. Tek Kutuplu dünya ve onu yöneten ABD’leri. Çok afili bu erek çok uzun sürmeden teklemeye ve su kaçırmaya başladı. ABD’lerinin bu amaca ulaşmasının mümkün olmadığı on sene sonra anlaşıldı. Bunun üzerine ayak değiştirildi. Başarısız ABD’leri denemesinin yerine Asya projesinin sahaya sürülmesi uygun görüldü. Lakin ABD’leri topa tekrar sahip olabilmek için oyunda tutulmaya çalışıyor. Bunun büyük bir ağırlığını müttefiki olan Türkiye ile yapmaktan ziyade kendine devşirdiği terör örgütleri ile yapmayı uygun buldu.
 
Terör örgütleri Türkiye’nin karşısına bile çıkma cesareti gösteremedi, gösterenlerde pişman olup kaçmaya fırsat bile bulamadı. ABD’nin terör örgütleriyle Ortadoğu’ya hakim olup Türkiye’de dahil devletleri parçalama hayali son buldu. Bu mücadele sonunda ABD ve müttefikleri hayal aleminden uyanmış oldu. Türkiye yine yedi düvele karşı bir destan daha yazdı. Gücünü, bölgedeki tepkisini ve etkisini bunlara göstererek kanıtlamış oldu. Yüzyıl önce dedelerinin aldıkları dersi unutan torunları tekrar aynı dersi temrin etmiş oldular. Bu da güzel. Bir yüz yıl daha böyle giderler gerisini artık bizim torunlarımız düşünür.
 
ABD ve Türkiye’nin yakınlaşması ve ortak hareket etmesi bu bundan böyle kimse kimseyi ısırmayacak anlamına da gelmez. Barış söylevleriyle ortak çıkarların olduğu alanlarda birlikteliğe, lakin çıkarların kesiştiği alanlarda da masa altından tekmeleşmeye devam edilecektir. Türkiye’de halihazırda özgür bir ülke ve çıkarları doğrultusunda bir mücadeleyi arzu etmektedir. Eskiyi sonlandırmış, bağımsızlığını ilan emiş ve bunu tam bağımsızlığa götürmeyi dolayısıyla da rekabet etmeyi tercih etmiştir. Dinamik bir yapıyla dünya üzerindeki hak ettiği hedeflerine ulaşmayı istemektedir. Yapmış olduğu ortaklıklarda ise adil bir paylaşımı istemektedir. Bunun adına da Kazan-Kazan Politikası denmektedir. Konunun özü hakkımız olanı istemekteyiz ve diğerinin hakkının da verilmesini arzu etmekteyiz.
 
Biz Kazan –Kazan Politikası ile yolumuzu açmak ve ilerlemek amaç ve hevesindeyiz. Biz sadece NATO ve batı odaklı olmak istemiyoruz. Bu bizim için kısır ve kapana kısılmışi kıstırılmış stratejidir, politikadır. Biz dünyaya açılma macerası .çerisinde ilerleyen ve ilerledikçe de dost ve güç kazanan bir büyük gücüz. Bu büyük güç beklenenden çok daha önce bir süper güç olacaktır. Bulunularn girişimler bizim hızımızıi itibarımızı güvenimizi, teknolojimizi katlaya katlaya artıracaktır. Kimsenin hak ve hukukunda değiliz. Atalarımızdan öğrenmiş olduğumuz edep, ahlak, adap ve adaletle yine atalarımızın seviyesine ulaşmak azim ve kararlılığındayız. Bizi bu sevdamızdan hiç bir güç ayıramayacaktır. Biz bu atadan kalma şiarları kendimize düstur edinerek erdemi tüm dünyaya yaymanın, barışın, kardeşliğin ve doğrunun sürekli mücadelesi ereğindeyiz.
 
Türkiye’nin göz ardı edilmesinin büyük bir hata olduğu anlaşıldı. Bu hata ile hem zaman hem para hem de her şey önemlisi itibar kaybedildiği çok açık ortadadır. Bu durum ABD için bile uzun süre katlanılır bir pozisyon değildir. Kaldı ki kısa bir dönem bile katlanmakta zorluk çektiler. Bunu yanında Türkiye ise bölgeye Hem Fırat Kalkanı, hem Zeytin Dalı hem de PKK operasyonlarıyla gire çıka o coğrafyayı kendisine yol yaptı. Büyük strateji ustası ABD, Türkiye’nin Suriye’de bir batağın içerisinde kalarak kendilerinin yapamadığını Türkiye’nin kendi kendine başaracağını ve çökeceğini sanarak filmi patlamış mısırlarını da yanlarına alarak izlemeye başladılar fakat film baştan sona ve yukarıda saydığım üçlemeyle ABD’ye kabus oldu.
 
Her savaş aynı zamanda bir siyasi savaştır ve bu savaşlar liderlerinin başarılarıyla alınılır. Bu da her savaşın aslında liderler savaşı olduğunun da anlamını taşır. Erdoğan16 yıldır her girdiği seçimi büyük farklarla kazanmış, uluslararası arenada mottolarıyla dünyanın her yerinde bilinen, sevilen, takip edilen, saygı duyulan bir lider portresi çizmiştir. Hem Türkiye içerisinde hem de sınır ötesinde başlattığı operasyonlarda büyük bir başarıyla çıkmıştır. Üstelik bu operasyonlar bilinmese de gerekli asker sayısının yarısıyla icra edilmiş, kentler bombalanmamış, siviller bırakın hedef alınmayı iaşe edilmiş ve sağlık hizmetleri verilmiş, halkın yaraları sarılmıştır. Oysa Ne ABD ne İngiltere ne Almanya nede Fransa bu başarıların onda birini bile gösterememiştir. Bir bunların operasyon yaptıkları kentlerin yıkılmış yağmalanmış, bombalanmış, çoluk, çocuk yaşlı kadın öldürülmüş çökertilmiş, içi boşaltılarak hayalet kent haline getirilmiş operasyonlarına bakın birde Türkiye’nin girdiği kentlere ve verdiği hizmetlere bakın. Bu başarıyı, İki resmi yan yana koyarak anlayabilirsiniz. Sadece bu iki kare neden Türkiye’nin başarılı olduğunu size görsel olarak anlatmaya yeter de artar. Bu operasyonların insani sebepleri ve yapılış usulü dahi Türkiye’nin amacının ne olduğunu tüm bölgeye ve hatta Dünya’ya bizi net olarak anlatmıştır. Bu sebeple de tutamadılar, bizi ezmeyi ve oyun dışına atmayı başaramadılar. Oyun dışına atamazlarsa içlerine almasalar bile yanlarına almak zorundalar ve de zoraki olarak aldılar.
 
Ne 15 Temmuz ne finans atakları ne politik zorlamaları çare etmedi. 24 Haziran sonrası da artık Türkiye başka bir faza ve kendi aksına geçti. Bu aksın ne veya kinimler olduğunu öğrenmek isteyenler 25 Haziran günü bizimle beraber kimler sevinmiş ve kimler Türkiye için dualar etmiş dönüp oraya bir bakması yeterli olacaktır. Şimdi bu faz ve aksta hareket ederek hızlanacak, irileşecek ve genleşecek. Rakiplerimizinse bizim aksimize eriyerek kendi oluşturacakları ırmaklarda, derelerde ve nehirlerde sürüklenerek eriyerek çökecekler.
 
Bu hamasi bir öngörü değildir. Bu sadece benim ve bizim düşüncemiz değildir. Bu aynı zamanda kendilerinin de düşüncesidir. Tutar tutmaz veya kimlerin başına gelir kimlerin gelmez bilemem. Ama bildiğimiz kesin ve net olan bir şey yakında kıyam kopacak ve çatırtı sesleri sadece bizim buradan değil dünyanın her yerinden duyulacak. Sizde duyacaksınız. O zaman neyin ne olduğunu anlayacağız. Sakladıkları ve gizledikleri ortaya yayılacak. 
 
ABD ve batı tüm bunları görüyor. Aslında tüm bun gelişmeler olaylar başlamadan önce batılılar tarafından görülmekteydi. Gizledikleri yaralarını bir tedavi bulamayan batı biz bunları bilmemekte onlar bu yaraların nelere vesile olacaklarını çok iyi biliyordu. Bile bile buraya geldiler. Bize muhtaç kalacaklarını bile bile ve çaresizce sürüklene sürüklene buraya geldiler. Benim eriyerek kendi sellerinde sürüklenip batacaklar dediğimi onlar kendileri de biliyorlardı. Lakin çare bulamadılar, çare olamadılar. Takdiri ilahi. Dün yedikleri bu gün karşılarına birer bilmece külliyesi olarak çıktı. Dün sömürdükleri, esir ettikleri, köle ettikleri, kullanıp attıkları karşılarına bir ulu dağ olarak karşılarına çıktı ve onları altına almak üzere ilerliyor. Sıkıştılar, kaçamıyorlar. Aslına bakarsanız teslim olmuş bir durumdalar. Dokunsalar yerle yeksan olacaklar ama dokunmaya gerek yok. Ne yapacaklarda, kendi kendilerine yapacaklar. Eriyip tükenip, sürüklenip tarih sahnesinden silinecekler ve bir dahaki şeytanlarını bulana kadar bir devirde böyle gider. Dünya hali devir hali böyle… 
 
Bizim haklılığımız ve de doğrululuğumuz o zaman daha da prim yapacak. Bir ülkeyi büyük yapan o ülkenin güvenirliği ve gücüdür. Biz güven telkin ede ede geliyoruz. Biz güven vere vere güçleniyoruz. Bizim bu gelişimiz bu ilkelerimiz atalarımızdan bize bırakılan bir mirastır. Biz bu mirasın şiarlarını kurgulaya kurgulaya ve uygulaya uygulaya geliyoruz. Şahsen Türkiye’nin geleceğinin çok güzel olacağına inananlardanım. Bizim planlarımızı ereklerimizi çalarak bizi çökerterek bizim planlarımızı bize uygulamaya çalışıyorlar. Bu tersine planı yemeyeceğiz.
 
Bizim Kızıl Elma dediğimiz konu orası burası şurası değildir. Atnı zamanda da orası burası şurasıdır. Sözün özü bunlar hem doğru hem de yanlıştır. Taktik manada bakarsan doğru ama stratejik manada bakarsan yanlıştır. Bizim asıl olan stratejimiz, Kızıl Elmamız, ilk Cengiz Han’ın bahsettiği dünya hakimiyetidir. Bunu da açık açık artık ortaya koyalım. Belki erken olacak ama buda tam olarak budur. Bu bize verilmiş ve tamamlanması gereken aynı zamanda bir görevdir. Bu görev bilindik manada ilhaklar olarak değil bir dünya kardeşliği, bir dünya birlikteliği bir dünya kültürlerinin barış içerisinde bir uzlaşma ile insanca yaşaması manasındaki kurgulamadır. Dünya’ya kökten ve kalıcı bir barışı, adaleti, güvenliği ve paylaşımı getirme kardeşliği projesidir. Başkaca şeytani bir plan değil aksine Rahmani bir plandır. Bu Sonucunun başta Türkiye’miz olmak üzere tüm dünya için hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Allah dünya kurulduğundan bu yana emeği geçenlerden razı olsun. 
 
Selam ve saygılarımla, esen kalın.
Lütfen sosyal medyada paylaşımız. Teşekkür ederim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 763
Kayıt tarihi
: 29.06.08
 
 

1971 İzmir doğumluyum. Strateji, Taktik Felsefe, İşletme, Liderlik, Kalite Güvence Sistemleri, El..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster