Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3524
 

Baykal'ın papağanları!

Baykal'ın papağanları!
 

Öncelikle belirtmeliyim ki; bu yazıyı kendim açısından büyük bir vicdan rahatlığıyla yazıyorum. Çünkü ben, kendi açılımımı iki sene öncesinden yapmışım. Oy verdiğim liderimin, belki de siyaseten zorunlu olarak; "asarız", "keseriz", "beğenmeyen ülkeyi terk etsin" vs dediği o günlerde ben, 22.10.2007 tarihli "Adı yasak sorunumuz: Kürt Sorunu" başlıklı yazımda aynen:

"Türkiye'nin yönetiminde söz sahibi olanlara seslenmek istiyorum; haklı kin ve nefretinizi bir tarafa bırakıp, Mevlana'nın torunları olmanın bilinciyle, Mevlana ruhuyla, sağduyuyla, suhuletle, Türkler ve Kürtler olarak her karış toprağını şehit kanlarıyla suladığımız bu topraklar üzerinde kurduğumuz Atatürk'ün emaneti biricik Cumhuriyetimizin hatrı ve istikbali için, Cömert Paşa'nın (*) söylediklerine kulak verip, bütün ezberlerinizi bozmaya, yeni bir sayfa açmaya, en azından her şeyi göze alıp yeniden denemeye ne dersiniz?" demişim.

Yani bugünkü açılımı ta o günden tarif etmişim. Diğer yazılarımda da aynı görüşleri teyit etmişim...

Açılım dışında da Başbakan'ın kendimce beğenmediğim tutumlarını ve söylemlerini acımasızca eleştirmişim.

Eğer bugün açılımı destekliyorsam, ben de öyle düşündüğüm içindir. Dahası, Başbakan'ın önünden gittiğim, belki de naçizane ona feyiz ve cesaret verdiğim de söylenebilir.

Kısacası ben hiçbir zaman papağan olmadım ve olmayacağım da...

Ya, Baykal'ın ağzını pür dikkat izleyip sonra da çıkan sözleri bir papağan gibi tekrarlayanlara ne demeli?

Henüz Batı ülkeleri gibi istikrara kavuşmuş bir ülkede yaşamıyoruz. Sık sık toplumu gerilime sürükleyen şok gelişmeler ve olaylar meydana geliyor. Polemiklerin biri bitmeden öbürü başlıyor!

Kah Başbakan, ya da yetkili biri bir açıklama yapıyor...

Kah, Atlantik ötesinden bilmem ne başkan yardımcısı bir beyanat veriyor...

Kah yetkili bir asker konuşuyor...

Kah yargısal bir gelişme yaşanıyor...

Türkiye'de kıyamet kopuyor!

Ağzı olan konuşuyor ama bazıları, ağızları olduğu halde, nedense konuşmak için Baykal'ın haftalık olağan grup toplantısındaki konuşmasını bekliyorlar!

Bu, türban tartışmalarında böyle oldu, Mahalle baskısı, Malezya, ılımlı İslam tartışmalarında böyle oldu...

E-muhtirada, 367 kararında, Ak Parti kapatma davasında, Ergenekon davasında vs vs hep böyle oldu...

Şimdi de demokratik açılım tartışmaları ve yine aynı manzara!

Söz birliği etmişcesine, Baykal ne diyorsa onlar da aynısını tekrar ediyorlar!

Allah rızası için, nümünelik de olsa, bir tanesi de çıkıp, "biz sosyal demokratiz, açılıma karşı durmak bizim ruhumuza ters, kendimizi inkardır" demiyor, diyemiyor...

Ya da, bugünkü açılımdan çok daha ileride olan Baykal patentli 1989, 1999 açılımlarını sahiplenemiyor!

Demokrasi adına çok tuhaf bir manzara değil mi?

Türkiye'yi derinden etkileyecek çok önemli bir konu gündeme geliyor...

Baykal, Genelbaşkan sıfatıyla, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan ve tüzel kişiliğe sahip partisinin yetkili karar mekanizmalarını harekete geçirmiyor; ilgili konuda karar oluşturmak için ilçe ve il örgütlerine sormuyor, milletvekillerine sormuyor, Parti Meclisine sormuyor, MKYK'na sormuyor...

Demokrasi platformu dışında bazı kişilere danışıp, müşavere edip etmediğini bilemiyoruz...

Görünen manzara; Baykal kendi kendine düşünüp taşınıyor, parti ve millet için en doğru kararı belirliyor, Salı günleri yapılan grup toplantısını bekliyor ve orada bu kararını açıklıyor!

Ve kilitler çözülüyor, ağızlar açılıyor, bir daha kapatabilene aşkolsun!

Garip olan; tüm partililerin, tüm milletvekillerinin ve bazı yazarların konuşmak ve yazmak için onun konuşmasını beklemeleridir.

Konuşmak için Baykal'ın ağız hareketlerini takip edip aynısını tekrar edenler için bireyselliğe sahip, özgür ve özgün düşünceyi savunan, demokrat, demek mümkün müdür?

Teşbihte hata olmaz...

Olsa olsa onlar için "Baykal'ın papağanları" diyebiliriz...

(*) Faruk Cömer Paşa emekli olurken devir - teslim töreninde yaptığı konuşmada: "Demokrasi içerisinde birbirimizi dinleyip daha iyi anlamaya çalıştığımızda halledilemeyecek sorunumuz yoktur" demişti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

11 Eylül 1980 günü, Sıkıyönetim'e rağmen ülkenin her yerinde oluk oluk kan akıyordu. Nasıl oldu da 24 saat sonra her tarafta silahlar sustu ve her yer sütliman oldu ?" Süleyman Demirel, 12 Eylül 1984. "11 Eylül 1980'de Milli İstihbarat Teşkilatı ülkenin Başbakanı'na Ankara'da olan biteni anlatmak yerine, Angola'daki olaylar hakkında rapor veriyordu" Süleyman Demirel, 12 Eylül 1984.

Tolga Nirvana 
 07.10.2009 22:34
Cevap :
Bu yazımla ilgisini pek kestiremedim ama yine de yorumunuz için teşekkür ediyorum.  09.10.2009 9:55
 

650.000 kişi göz altına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi. 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hap

Tolga Nirvana 
 07.10.2009 22:33
Cevap :
Başka bir yazıma gönderdiğiniz yorumdan 12 eylül'ün müsebbibi olarak Ergenekonvari bir yapılanmayı suçlu gördüğünüz anlaşılıyor. Ben, sivil siyaseti de (Baykal da o dönem aktif siyasetçidir) sorumlu görmekle beraber görüşlerinize katılıyorum. Sanırım gönderdiğiniz bu yorumlarla Baykal'ın Ergenekon'u savunmasına tepki gösteriyorsunuz. Umarım yanılmıyorumdur. Saygılar...  09.10.2009 15:09
 

Merhaba...Bloğunuzun tümüne katılıyorum. Baykal'ın üç papağanı var. Bahçeli'nin de bir papağanı...İçinde demokrasinin işlemediği tek part CHP'dir. Milletvekilleri ise, bir sonraki seçimlerde seçilememek korkusuyla seslerini çıkaramıyorlar ve Baykal'ın güdümünde yanlızca parmak kaldırıyorlar...Atatürk'ün partisi olmakla övünen bu parti, acaba neden iktidar olamıyor? Nerede yanlış yapıyorlar, bunu hiç düşünmüyorlar mı acaba? Acaba,MHP ile aynı çizgide hareket ettiklerinin farkında değiller mi? CHP'nin sonunu iyi görmüyorum...Selamlar.

cdenizkent 
 27.09.2009 12:40
Cevap :
Merhaba cdenizkent, CHP'nin akibeti konusunda hemfikiriz :)) Ama bu durum ne yazık ki, demokrasimizin akibetini de olumsuz etkiliyor ve toplumu geriyor. Alternatifsiz demokrasi olabilir mi? Değerli katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla...  28.09.2009 17:56
 

İşte yazının kısaca özü; İyi bir dinleyici olmaktan geçer her sorunun en temel çözümü...Gülücüklerle kal.

DERİN, SADE VE KARIŞIK... 
 27.09.2009 12:32
Cevap :
Teşekkür ederim. Saygılar...  28.09.2009 9:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3857
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster