Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
331
 

Baykal ve Bahçeli usulü uzlaşma

Baykal ve Bahçeli usulü uzlaşma
 

Türkiye'de siyaset, çok kısır bir alanda cereyan ediyor. Seçmenlere zaten aktif bir politika imkanı tanınmadığı, görevimiz liderlerin sıraladığı adayları onaylamak olduğu için, birkaç konuda öne çıkmak veya rakibi yerden yere vurmak, oy toplamaya yetiyor.

Oysa Türkiye'nin sayılamayacak kadar çok çözüm bekleyen problemi var. Bunlarla ilgili ne bir öneri, ne bir çözüm, ne farklı bir bakış, hiç kimsenin bir şey söylediği yok.

Geçtiğimiz haftaya elden ele dolaşan "ip" damgasını vurmuştu. Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmaya, Erdoğan'ı terörü önleyemeyen hatta önlemek istemeyen bir lider olarak tanımlamaya kalkınca, Başbakan da kendisine iktidarı döneminde yakalanan Apo'yu ne yaptığını sormuştu.

Apo'nun idamını Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli üçlüsünün engellediğini, bu seçimlerde ilk defa oy kullanacak kadar genç olanlar hariç, herkes çok iyi hatırlarlar. Sadece Bahçeli değil, Ecevit ve Yılmaz da eminim ki ellerinden gelse Apo'yu anında asarlardı. Hepsinin milli duygularının kendilerine bunu emrettiğine eminim.

Ne var ki devlet idare etmek, sokak kabadıyısı gibi davranmakla olmuyor. Öyle önüne gelene, güçlüyüm diye dayak atamıyorsun, vurup kıramıyorsun. Başka devletler var, devletlerarası hukuk var, Uluslararası örgütler var, Birleşmiş Milletler var, şu var buvar.

Bu yüzden üç liderin de istemeye istemeye bu imzayı attığına eminim. Ancak bunu bile bile kürsüden halkın üstüne ip atıp, "al öyleyse sen as" diye haykırmak, halkı kandırmaya yönelik ilüzyondan başka bir şey değil.

Artık bu şekilde halk kandırılmaktan vazgeçilse, daha dürüst siyaset yapılsa olmaz mı?

Bu hafta da gündeme, cumhurbaşkanlığı tartışması damgasını vurdu. Başbakan seçimden sonra oluşacak parlamentoda uzlaşmayla cumhurbaşkanı seçebileceklerini söyledi. Kimilerine göre Erdoğan çark etmişti. Uzlaşmadan cumhurbaşkanı seçemeyeceğini anlamıştı.

Ben Erdoğan'ın gizli ve açık şekilde tehdit edildiğini ve bu yüzden uzlaşmadan bahsetmeye başladığını düşünüyorum.

Uzlaşmadan yana değilim demek, en azından ben uzlaşma istiyorum demek kadar dürüstlük ve açık yüreklilik gerektirir. Önemli olan burada samimiyettir.

Erdoğan'ın mecliste çoğunluğu olan partinin bir uzlaşma arayışı içinde olması gerekmediğini düşündüğü doğrudur. Ancak aynı günlerde Baykal'ın ağzından, hiç uzlaşma diye bir kelime çıktı mı? O sadece Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz da olamaz, diye tutturdu.

Sonrasını biliyorsunuz...

Bu hafta Erdoğan uzlaşmadan bahsedince, eğer Baykal'ın niyeti uzlaşma olsaydı bu değişime bir yakınlık göstermez miydi? Oysa verdiği cevap şöyle: Öyle 3-5 isim sunmakla uzlaşma olmaz. Tekli ya da dörtlü dayatma fark etmez. Uzlaşma gerçek uzlaşma olmalı.

Nasıl olacak bu gerçek uzlaşma? Baykal'ın istediği yerine getirilerek mi olacak? Bu dayatma değil mi? Bu nasıl uzlaşma? Ne yapılacak yani parlamentonun bütün isimleri listeye mi alınacak? Ya da Baykal'ın işaret ettiği seçilecek öyle mi? Al sana demokrasi.

Uzlaşmanın şekli konusunda da uzlaşma sağlanamayınca, işler yeniden sarpa sardı. Baykal'dan yeni bir teklif: Meclis dışından birini seçelim... Şu uzlaşma aşkına bakın siz, kendi istediği cumhurbaşkanını seçtirmek için nasıl da uzlaşma peşinde koşuyor, ne fedakârlıklar yapıyor sayın Baykal, görüyorsunuz.

Başbakan haklı olarak diyor ki, bu her şeyden evvel parlamentodaki 550 milletvekiline hakaret anlamı taşır. Öyleyse halka gidelim, millet kimi seçerse başımızın üstünde yeri var...

Baykal'dan uzlaşmacı cevap hazır: Artık AKP'li bir isim Çankaya'ya çıkamaz... Breh breh... Bundan iyi uzlaşma can sağlığı...

Şunu bilmemiz gerekiyor ki şimdiden seçim atmosferinin cumhurbaşkanlığı konusunda yoğunlaşmasının temelinde yatan başka nedenler var. Anket sonuçlarına göre AKP'nin her şeye rağmen tek başına iktidara geldiği görülüyor. Amaç önümüzdeki günlerde ne yapıp edip, AKP dışındaki partilerin bir hükümet oluşturmasını sağlayacak milletvekili sayısına ulaşmaktır. Yani önce MHP barajı aşacak, sonra da CHP+MHP sayısını en az 250'nin üzerine çıkarmak gerekiyor.

Gerisi kolay... Çünkü CHP ve MHP'ye göre DTP ile birlikte olmak bile Ak Parti'ye iktidarı bırakmaktan iyidir... 3-5 eksik kalırsa 276'yı AK Parti'den birkaç kişiyi ayartmak suretiyle tamamlarız diye düşünüyorlar, hesap budur.

Vatandaşa denmek isteniyor ki Ak Parti çoğunluğu sağlasa da ona cumhurbaşkanı seçtirmeyiz. Zaten şu anda çoğunluğu var, seçebildi mi? Şimdi o kadar da milletvekili çıkaramaz. Öyleyse bu sefer hiç seçtirmeyiz. Biz kimi işaret edersek cumhurbaşkanı o olacak. Ama meclisten, ama dışarıdan...

Vatandaş o zaman ne yapacak? Ak Parti'ye bunlar iktidarı vermeyecekler diyecek, gidip oyunu başka partiye verecek...

Bence tehlikeli bir oyun... Denemeye değer mi diye sormak abes, denemesi bir tarafa uygulama bile başladı. Ya tutarsa... Ama bir de şu var. Ya geri teperse? O zaman daha güçlü bir Ak Parti için vatandaş Ak Parti'ye yönelirse... 400 milletvekiliyle gelirse... Onun için de bir D planı var diyorsanız, söylenecek bir şey yok...

Sayın İlhan Selçuk'un yazılarından anlıyoruz ki Ak Parti'ye karşı, eski düşmanlar bile bile lades deyip sarmaş dolaş olmuşlardır. Bir zamanlar Türkiye'yi cehenneme çeviren CHP ve MHP koalisyonunun bugün kolkola girerek ne yapmak istediğini, hem MHP'lilerin, hem CHP'lilerin oturup azıcık düşünmesi lazımdır.

12 Eylül öncesi ölen binlerce genç, yıllar sonra bu iki partinin yöneticileri birbirleriyle koalisyon kursun diye mi hayatını feda etmiştir?

Partiler fikirlerini değiştiremezler mi, bu iki parti eski hırçınlıklarından vazgeçmiş olamaz mı, elbette olabilirler ve olsalar ne kadar da iyi olur. Gerçekten samimiyetle birbiriyle görüşüp eski günahlarından tövbe ederek keşke "biz şiddeti, kavgayı, hırçınlığı bıraktık, elele Türkiye'yi mutlu şekilde yönetmeye talibiz" deseler, buna saygı duymaktan başka yapılacak bir şey olamaz.

Ancak tam tersine başka bir şiddetin, AKP'yi iktidara getirmemeye, hatta gerekirse onu yok etmeye yönelik bir şiddetin oluşmasını temin etmek için oluşturulan birlikteliğe iyi niyetle bakmak biraz saflık olur.

Çünkü özünde iyi niyet ve samimiyet olan bir iktidar mücadelesi için ipe, urgana, linçe, idama gerek yoktur. Sadece insan olmak, insanca davranmak yeterlidir.


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çocuk katili "Apo" paketlenip Türkiye'ye teslim edildiğinde "Asılmasın" diye savunmuştuk. Müebbet hapis cezası ile her gün "asılsın" istemiştik. Sonra gördük ki zaten "Asılması" uluslararası yapılan anlaşmalar uyarınca mümkün değilmiş. Ama o günden bu güne bu konuda yapılan tek yanlış o katili orada zaptı rapt altına alınamaması. Uzlaşma konsundaki düşüncelerinize gelince; elbette bu bakış açısından baktığımda hepsine katılıyorum ama... İşte o amasında zaten anlaşamıyoruz "Can Kardeş" Sayın Ahmet YILMAZ... Saygı ve selamlarımla... İBRAHİM PEKBAY

İBRAHİM PEKBAY 
 13.07.2007 12:29
Cevap :
İbrahim bey katkınız için teşekkür ediyorum. Selam ve saygılarımla..  13.07.2007 14:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 949
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster