Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
429
 

Baykalları anlayamamak

Baykalları anlayamamak
 

Son dönemlerde birileri yine, Sayın Baykal’ı tartışır oldular. Sayın Baykal da yine, hem kendi yandaşlarından bazıları tarafından eleştirilme hem de rakipleri tarafından yapmacık olma suçlanması gerçeğiyle yüzleşme gerçekliklerini yaşama zorunda kaldı. “Zaman her şeyin ilacıdır” deyip, Sayın Baykal’ın Türk Demokrasisinin ve Aydınlanmasının gelişimi konusunda yapmış olduğu takdire şayan girişimlerinin, eninde sonunda hak ettikleri değeri bulacağını biliyorum. Ancak artık bu toprağın insanlarının, kendileri için her türden zorluğa katlanan insanlara hak ettikleri değerlerini öldükten sonra değil, onlar ölmeden önce vermelerinin zamanının geldiğini düşünüyorum. Yazımın başlığını da Sayın Baykal gibi düşünen daha nicelerinin olduğunu bildiğimden “Baykalları anlayamamak” olarak koymayı tercih ettim.

Bu kısacık girişten sonra, son dönemlerde Sayın Baykal etrafından dönen tartışmalar konusunda bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bu düşüncelerimi paylaşmadan önce, Türkiye’de sol partilerin iktidar olamayışlarını sürekli eleştiren zihniyetin amaçlarının artık “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” olduğunu da tamamıyla idrak etmiş olmanın rahatlığını yaşıyorum. Aslında bu zihniyetteki zümrenin davranışlarıdır, Türkiye’de sol düşünceyi böylesi dar kalıplar içerisine sokan ve ülkemiz insanının aydınlanmasını, bu kadar geciktiren.

Değerli Dostlar, bu ülkede eğer Anadolu insanının gerçek özelliklerini bilmeden, onu dışlayarak siyaset üretmeye çalışırsanız %30’lar düzeyindeki oy oranınızı artıramazsınız. Bu da sizin hiçbir zaman tek başınıza iktidar olamayacağınıza, sadece ve sadece koalisyonlara bağlı olarak iktidar şansını yakalayacağınıza işaret eder. Solu sadece Kürt ve Alevi açılımına bağlama, indirgeme saflığınızdan dolayıdır ki Sayın Baykal’ın ne yapmak istediğini bir türlü anlamıyorsunuz. Solu sadece bu iki olaya bağlayıp öyle yol almak isterseniz, sizler hangi güç ya da enerji ile başa geçerseniz geçin kusura bakmayın ancak bir arpa boyu yol alıp da, Anadolu insanının aydınlanmasına en ufak katkı sağlayamazsınız. Aynı duruma, bu ülkede demokrasinin kör ya da topal yerleşmiş olduğunu unutarak, aynen Sayın Baykal’ın da ifade ettiği gibi, tek partiden oluşan bir ülkede iktidar mücadelesi yapan parti içi gruplar gibi yaklaşarak topluma hizmet etmeye çalışırsanız da düşersiniz. Böylesi bir durumda, ortaya, aydınlanmanın önünü tıkayan, ona yaşam senaryosunda zorlu yokuşlardan sonra uçurumlara düşüren uçuruma düşen adamı oynatmak zorunda kalacağınız ucube görüntüler çıkar.

Böylesi bir davranışı sergilerken, Sayın Baykal’ın, Cumhuriyetin değerleri konusunda gösterdiği hassasiyet ise herkesin malumudur. Üniversitelerde ve Devlette Türban konusundaki tavırlarının değişmediğini de vurgulamaktadır. Durum böyle iken, toplumu sürekli geren kutupların bu insafsızca vuruşlarını anlamakta zorluk çekiyorum.

Yapılan kamuoyu anketleri, Anadolu insanının %70 küsurunun başının bağlı olduğunu göstermektedir. Elbette ki bunlar içerisinde sistemle, rejimle sorunu olan insanlar da mevcuttur. Ancak bu o insanların hepsinin de aynı kefeye konulması gerektiği manasına gelmez. Gelmemelidir de! Başı bağlı insanlarımızın çoğunun başında Sayın Başbakan'ın "velevki siyasi sembol" dediği türban değil, yazma, tülbent vb örtüler ve çok azında da çarşaf vadır. Sayın Baykal'ın bu girişimi, o insanları, siyasi sembol olan türban tuzağına düşmeden Cumhuriyet değerleri ile kucaklaştırma girişimi olarak da değerlendirilebilir. İçine düşülen iflah olmaz bir paranoya ile, bu insanların hepsini dışlama saflığına düşülürse, ışığı göreceği günü hayal eden insanları, daha uzun yıllar karanlığa mahkum etmek isteyen zavallı insan müsvettelerinin eline teslim etmiş olmaz mıyız? Bence bu noktayı çok iyi düşünmemiz gerek. Bu noktada Sayın Baykal'ın izlediği siyaset ile, Sayın Başbakan'ın izlediği siyasetin %100 zıt olduğunu düşünüyorum.

Hem neden korkuyoruz ki “ışığı gören, ışığa kavuşan herkes” eninde-sonunda Mustafa Kemal Atatürk’ün tarif ettiği köprüden geçiyor. Tarih ve de geçen zaman bizlere bunu defalarca ispatladı. Bu kadar korkarak, onca devrimi ve de dönüşümü yapan Mustafa Kemal Atatürk’e layık olabileceğinizi mi, düşünüyorsunuz? Bence, çok yanılıyorsunuz… Bu topraklar, zamanında, kendisini aydınlatan, o ışığa doğru yönlendiren bir tane Mustafa Kemal’e sahipken, bugün ise milyonlarcası ile bu görevi yerine getiren bir orduya sahiptir. Unutmayınız ki insanlar, korkularından kaçarak değil, onların üzerine doğru giderek, onların korkularının oluşmasına neden olacak kadar önemli gerçeklikler olmadığını algılar ve çözümler üretirler.

O nedenden, “korkmadan ve de insanların aydınlanmalarının önündeki engelleri kaldırma konusundan sorunlarımızı duygusal olarak yaklaşmadan, aklımızla çözme yolunda artık herkesin şapkasını önüne koyarak düşünme zamanı gelmiştir” diyerek bu yazımı da burada sonlandırıyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tespit ve dileklerinize candan katılıyorum. Siyasetin kıyafeti olmaz elbette. Yazınızı bu açıdan da okudum. Siz de yorumcuğumu şu açıdan okuyun lütfen: Çarşafı bir kıyafet olarak göremediğim için, çarşaflı kadınların CHP üyesi yapılmasını doğru bulmuyorum. Bununla birlikte, başörtülü veya türbanlı kadının üye yapılmasında CHP açısından bir tutarsızlık görmüyorum. Yazınızda çarşaflı kadının siyaset sahnesinde görev almasına nasıl baktığınız pek belirgin değil; benim asıl eleştirim buna. saygılar

Muharrem Soyek 
 09.12.2008 22:14
Cevap :
Muharrem Bey, olur mu hiç öyle şey... Çarşaflı kadınların siayset sahnesinde, CHP KAdın Kollarında, ya da mecliste ne işleri olabilir... Burada yapılan sadece ve sadece, o insanları karanlık düşüncelilerin elinden alma çabasıdır... Bundan ötede de bir amaç yoktur... Baykal da bunu, kamuda ve devlet dairelerinde türban ve başörtüsü ile düşüncelerimizde her hangi bir değişiklik yoktur diye zaten izah etmişti... Saygı ve sevgiler...  10.12.2008 11:17
 

Adanalı kardaş ! Siz " sayın.. sayın " sözcüğünü sıkça kullanmışsınız. Ben bir edebiyatçı olarak kendime " sayın" sözcüğünü yasakladım,çünkü, 21. yüzyıla girmemize rağmen "sayın" sözcüğünün bazı kişiler için kullanılması yasak !.. Durum bu olunca, saygıya değer kişiler için de bu sözcüğü kullanmıyorum. Çünkü, içimden gelmiyor. Bölücümüyüm acaba ? ŞEMSETTİN MURAT

ŞEMSETTİN MURAT 
 08.12.2008 16:36
Cevap :
Bence, "sayın" kelimesi elbette ki gerçek anlamda saygıyı hak edenler için kullanılmalıdır... Eğer bir insan bu ülke insanının ayağına pranga olmaya çalışmıyorsa, korkular üzerinden yol almaya çalışmıyorsa, amacı sadece ve sadece bu ülkenin çocuklarının ışığa koşması, daha aydınlık bir geleceğe sahip olma amacına sahipse bence bu kelimeyle anılmayı hak ediyordur... Bütün kültürlerde eğer bir kişi saygıyı hak ediyorsa "Sayın X" diye çağırılır, ancak sayıgıyı hak etmeyen ve de yüz kızartıcı bir suçu olan bir insan için sayın yerine "X Bey" denilir... Sanırım, sizin sözünü ettiğiniz, Sayın yasaklı kişi bu ikinci gruba girmeyi çoktan hak ediyordur, Diyarbakırlı kardaşım... Çok yakın aydınlık gelecek Türkiyesi'nin tadını hep beraber çıkarmak umuduyla...Saygı ve sevgiler...  08.12.2008 18:16
 

Beykal'ı savunmak Baykal'ı anlamak değildir. Ayrıca bu bir Baykal politikasından çok CHP politikasıdır. Oy başka, parti üyeliği başkadır. CHP çarşaflı kadınlara hizmet götürürse onların oyunu talep etme hakkını elde edecektir zaten. Bu hizmeti vermesi de gerekir. Ancak parti üyeliğinde ilkelerine uygun seçicilik yapması gerekir. "AKP yapınca oluyor da, ben yapınca mı olmuyor" mantığı yanlış. Özellikle çarşaflı kadını üye yapması, gerici siyasete izin demektir; ya da "oyunu ver bir daha görünme" zihniyetinin çirkinliğidir. İkisi de CHP'ye yakışmaz. Parti üyeliği aktif siyasetin ilk adımıdır. Çarşaf siyaset yapabilecekse, başörtüsü üniversiteye hayda hayda girebilmeli. Yoksa CHP üyelerine kıyafetine göre mi siyasi sorumluluk veriliyor? Kadının kimliğini saklayan çarşafın CHP'de siyasi üye giysisi olması açıklanabilir bir şey değil; çünkü başörtüsünü üniversiteye sokmayan bir partide inandırıcı durmuyor. Bence oy avcılığı topluma hizmet diye yutturuluyor. AKP takiyyesi=CHP aldatmacası...

Muharrem Soyek 
 08.12.2008 13:33
Cevap :
Benim yazımın başlığında da göreceğiniz üzere, ben sadece Baykal'ı savunmadım ki, onun gibi düşünen ve de bir türlü anlaşılmayan diğer insanları da işin içine kattım... Ortada duranlar, belirli bir ideoloji Cumhuriyet İdeolojisi izinde gidenlerin böylesi anlaşılamama problemi yaşamaları çok normaldir, ben sadece onu vurgulamaya çalıştım... Bu yolun yolcuları aydınlanmanın, gerçek islamiyetin (dayatılanın değil) peşinde koşan insanlardır... O nedenden, o insanları ışığa çekmeye çalışmak için her yol denenebilir... Onlarla bir araya gelinir ve başı açmanın dünyanın en kötü şeyi, başı bağlamanın da hele hele siyasi sembol türban ile bağlamanın da en masum şeyi olmadığı anlatılır... YAzımı bu açıdan değerlendirmenizde fayda var... Saygı ve sevgiler...  09.12.2008 10:09
 

Yüreğinize sağlık.Konuyu okadar güzel işlemişsiniz ki kutlarım.Maalesef bir takım insanlar bunu ya anlamak istemiyorlar yada gerçekten anlayamıyorlar.Başka türlü anlatmanın yolu var mı acaba.Hangi dilden anlatmalı ortak dilleri nedir?Ama ne kadar gerçekleri yazsak ta kişi anlamak istediği kadar anlıyor. Saygılarımla.

Tünay Süer 
 05.12.2008 1:08
Cevap :
çok teşekkür ederim Tünay Süer Hanımefendi... umarım en kısa sürede anlarlar... Saygılar...  05.12.2008 14:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 855
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster