Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
778
 

Bayram vesilesiyle...

Bayram vesilesiyle...
 

Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz…

Ne güzel bir söylemdir… Doğru mudur? Doğruluk payı vardır, evet.

Ve yine deriz ki:
“Şimdi söz değil, iş üretmek zamanıdır.”

Ya da benim “Lafa karnımız tok” başlıklı yazımda da dediğim gibi,
“Laf üretmeyin doğru iş üretin...”

Evet, sadece iş de değil “doğru iş” üretmek gerekmektedir.

Peki laf, söz… nedir?
Anlatmak, anlatılanları dinlemek, anlatılanlardan da bir şeyler öğrenmek, bir şeylerin yanlış olduğunu, niye yanlış olduğunu, doğrusunun ne olduğunu, niye onun doğru olduğunu, yanlışa tepkilerimizi, itirazlarımızı, bir şeylere eleştirilerimizi, hep yine sözle, lafla dile getirmek, söyleyerek bilinir hale getirmek zorunda da değil miyizdir?

Ve şu an benim yapmakta olduğum şu yazıyı yazmam da, sizlerin de yine şu anda ve her an birileriyle bir şeyleri konuşuyor oluşunuz da yine sözlerledir, kelimeler iledir, laf iledir, dil iledir.

Demek ki laf, söz, konuşmak, anlatmak, söylemek de esasen bir “iş”tir. Dilin ürettiği bir iştir.

Ön planda insan dilinin ürettiği bir iş gibi görünüyorsa da, esasen her bir bireyin tümüyle kendi varlığının, ruhunun, duygularının, düşüncelerinin, yaşamışlıklarının ve yaşanmışlıklarla kendinde oluşturduğu veya oluşan birikiminin, sevgisinin, bilgisinin ürettiği bir iştir.

Daha da ötesi, sadece bunların değil, bunların “niteliğinin” ve “düzeyinin” ve de “niceliğinin” de ürettiği bir iştir.
Söylenenin doğru veya yanlış oluşu mesela… ya da gerçek veya yalan oluşu, doğal veya sahte oluşu,  iyi veya kötü oluşu, güzel veya çirkin oluşu gibi…

Veya az ya da çok bir bilginin-birikimin mi, doğru veya yanlış bir bilginin-birikimin mi, “doğru veya yanlış bilgilerin, duyguların, algıların, düşüncelerin” ürünü mü, yoksa zaten düşüncesizliğin, duygusuzluğun, bilgisizliğin, niteliksizliğin, kişinin bizzat kendi varlığının azlığının, eksikliğinin, yokluğunun bir ürünü mü?.. gibi.

Bunu daha da detaylandırmak mümkün, söylenenler, bilginin ve birikimin “tamamı mı, yoksa bir kısmı mı” gibi mesela… veya söylenenlerin “azı mı, çoğu mu” ya da “azlığı mı çokluğu mu” doğrudur acaba gibi mesela…

Derin bir mevzudur. Ancak bu kadarı yeterlidir zaten asıl hükme ulaşmak için.
Demek ki, söylenenlerin, konuşulanların, lafın da niteliği, düzeyi ve de niceliği doğruysa, denilenler gerçekse ancak üretilen laf da doğru bir iş olmaktadır.

Demek ki bundan gayrısı laf-ı güzaf kalmakta ve bundan gayrısında ancak lafla peynir gemisi yürümemektedir.

Ve yine demek ki, her üretilen laf esasen zaten onu üreten kişinin niteliği, düzeyi ve kendi varlığının “niteliğinin düzeyinin” niceliği ile de doğru orantılıdır.

Neden yazdım şimdi böyle bir yazıyı ve hem de blog kategorisine..?
Malum her birimiz, yazdığımız yazılarla, bizler de laf üretiyoruz.
Ve insanız, aynı zamanda hem yazan, hem konuşan, hem de denilenleri duyan, yazılanları okuyan da insanlarız.

Ve insan, doğruyla yanlışın ayrımında, gerçek ile sahtenin ayrımında gerçekten çok zorlanan bir varlıktır. Bunca "çeşitlilik" arasında hangi denilen, hangi yazılan doğrudur, gerçektir, “doğru bir iştir”, hangisi değildir?
Hangisi makbuldür, iyidir, insana bir katkıdır, değerlidir, insana bir faydadır; hangisi değersizdir, zarardır, zararlıdır?

Denilenler, söylenenler, yazılanlar… “yazdıklarımız” insanları doğruya-gerçeğe-iyiye mi yönlendirmektedir, yoksa yanlışa mı yönlendirmektedir?

Kim doğru iş üretmekte, kim yanlış iş üretmektedir?

Zira her denilen laf, her üretilen söz-söylem, her yazılan yazı insanda, dolayısıyla da toplumda ayrıca bir “etki” de üretir.
Bu etki, doğru-gerçek-iyi-yararlı bir etki mi olacaktır, olmalıdır; yanlış-sahte-kötü-zararlı bir etki mi olacaktır, olmalıdır?

Tabii ki, doğru-gerçek-iyi-yararlı bir etki olmalıdır.
Ve yine tabii ki, gerçekten doğru-iyi-nitelikli ve de yine doğru bilgilenim ve doğru yaşamış ve yaşanmışlıklarla beslenebilmiş, dolu dolu birikimli insanların ürettikleri söylemler ve yazdıkları yazılar, aynı paralelde doğru-iyi-gerçek ve nitelikli olacak ve yine doğru-gerçek-iyi ve yararlı etkiler üretecektir, üretmelidir. Kural budur. Ve bu kuralı zaten yine tüm insanlar ve her birimiz de zaten bilmekteyizdir. Yani en azından bu “doğru”yu, bunun doğru olduğunu bilmekteyizdir.

Ancak işte,  bu etkilenim, okuyucunun veya dinleyicinin niteliği-düzeyi-niceliği ile de bağlantılıdır, bağımlıdır.

Üstelik insan, doğru ile yanlış arasında ayrım yaparken, zaten söyleyenin/yazanın kimliğini, asıl amacını, niyetini, niteliğini “gerçekte” bilmek ile bilmemek arasında bir yerlerde bulunduğu için, bu etkiyi her zaman ve her koşulda  doğru veya olması gerektiği gibi alamayan da bir varlıktır.

Dolayısıyla zorlanır insan daima, neye, kime inanacaktır… ne doğrudur, ne yanlış; hangisi gerçektir, hangisi yalan veya uydurma, kandırma… ya da hangisi doğaldır, hakça olandır, var olandır, hangisi sahte, haksız veya olmayan?

Ve bazı insanlar da insanın bu gerçeğini, bu durumunu, bu gerçeği ve bir anlamda da bu zaafiyeti pek güzel de kullanabilirler, hatta kullanırlar. Bunun tüm örneklerini pek çok bazı kitaplarda, köşe yazılarında ve tabii ki burada yazılan yazılarda da görmekteyiz.

İnsan olarak hepimiz de bunun böyle olduğunu, bu durumu, bu gerçekliği de biliriz üstelik. Hatta bunu bildiğimiz için zaten, aynı zamanda bu nedenle de ayrıca karar vermekte zorlanır, etki almamaya veya yanlış etki almamaya da çalışırız.

Ancak buna rağmen etki alanlarımız da çıkar; yalana-sahteye-hak etmeyene inananı da çıkar, inanmayanı da.

Kararsızlar veya bilemeyenler ya da “aman bana ne”ciler ise tepkisiz kalır… yani etkisiz!
Ve muhteşem bir kalabalıktır bu etkisizler.

O yüzden de, bu zaafiyeti kullanma niteliksizliğindeki bazı kişiler, bu niteliksizliklerini canları istediğinde ortaya koymakta bir sakınca, çekince de görmezler. Ürettikleri yanlış işleri şu veya bu şekilde sürdürürler.

İşte toplumda, yani bu ortamda da, insanın-insanların topluca bulundukları her yerde, nice bazı huzursuzluklar, şikayetler, oluşan haksızlıklar, yaşanan sorunlar, kaynağını hep insanın bu durumundan alır. Doğru iş ürettikleri halde insanların hakettiğince-gerektiğince ve etkili destek bulamaması, ancak buna rağmen yanlış iş ürettikleri halde bunların da akıl almayacak bir şekilde icabında destek de bulabilmesi sırf bu nedenledir.

Bazı yazarlarımızın, bazı kötü veya boş yazıları eleştirmeleri, yanlış bulmaları, bazılarının ise bunları dahi ve/ya doğru yazıları dahi eleştirmeye kalkmaları sırf bu yüzdendir. E böyle olunca da haliyle sorunlar ve tartışmalar tükenmeyecektir de, çözümlenemeyecektir de. Ve hep aynı şeyler kendini sürekli tekrar eder bir durumda seyeredecektir haliyle.

Zira çözüm, sorunun kaynaklandığı, sebebinin bulunduğu yerdedir yine zaten ve daima.
Çözüm, etki almamakta değil, aksine etki ve tepki göstermektedir.
Doğruyu yanlışla karıştırmak değil, doğruyu yanlıştan ayırmak, doğruyu yanlıştan üstün tutmak zorundayızdır. Yani, doğru ve yanlış noktasında kesinlikle “ayrımcılık” yapmak zorundayızdır.

Doğruyu destekleyip, iyi-nitelikli-seviyeli, gerçekten insana doğru, iyi ve gerçek şeyler söyleyeni, gerçekleri söyleyeni, insanı doğruya-faydaya-gerçeğe, iyi bir şeylere, çözüme yöneltenleri desteklemek, bundan gayrısını kesinlikle dışlamak, yanlış işleri ve yanlış amaçlı işleri kınamak, yalnız bırakmak, soyutlamak, tepki göstermek zorundayızdır… Etkisiz kalmamak zorundayızdır, etkinliğin bil fiil içinde olmak, doğru bir etki-tepki üretmek zorundayızdır.

Sadece MB’de ve şu ortamda değil, toplumumuzda, ülkemizde yaşanmakta olan tüm sorunlar için de bu durum aynen geçerlidir.

Şu içinde bulunduğumuz bayram günlerinde, bayramın da doğru işlere, doğru yazılara, doğru etkilere, doğru tepkilere vesile olması temennisiyle, hepimizin Kurban Bayramı kutlu olsun.




Filiz Alev
08.11.2011

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bahsettiğim yorumuna yanıtımın ilk kısmı hala yayına girmediğine göre bir aksaklık oldu herhalde... buraya yazıyorum. Benim şahıs olarak bütün şu olan bitenlerle hiçbir ilgim olmadığı halde, direkt şahsıma önyargılı, saygısız ve hiç haketmediğim şeylerle ve yakışıksız bir şekilde beni (ve de biz Türkleri) hedef almaktasın şimdi de, farkında mısın? Özellikle de “Doğru düşünmeli” başlıklı yazıma yolladığın yorumlarda… Böylesine karıştırmaktasınız işte herşeyi, doğruyu yanlışı, gerçeği sahteyi de birbirine. Olması gereken ile olanı da, konuları, olayları, öncelikleri de birbirine! Ben yine de insanlığımı muhafaza ederek, bir an önce “gerçekleri-doğruları” görebilmeni temenni ederim. Zira insana TEK FAYDA doğrulardan, gerçeklerden gelir ancak. Zannettiğin gibi, kurgulardan, yanılgılardan, ütopik hayallerden, nankör ideallerden, ihanetten, yalanlardan, senaryolardan, olmadık peşin hükümlerden, olmayanı var, olanı yok saymalardan falan (dvm.ı hemen alttaki yorumumda)

Filiz Alev 
 28.11.2011 19:39
 

(Rmzn dvm) bir fayda gelmez insana, olsa olsa zarar gelir bunlardan. Faydalı insanlar olunuz, zararlı insanlar DEĞİL!!!! Tarihten bu yana başınıza her ne geldiğini düşünmekte ve savunmaktaysanız da, biliniz ki sadece kendiniz veya asi ve ayrılıkçı, ayırmcılık talep edici aşiret liderlerinizle birlikte ne ekmişseniz, onu biçmektesinizdir. Onların yalanlarına ve çıkarcı kandırmacalarına kanmaktasınız. Bir an önce gerçekleri doğruları görün ki, dikkat edin bu ülkede asıl turist konumuna sizler düşmeyin. Anlaşılmıştır dilerim! Bu arada kendi sayfanda “Dersim” ile ilgili yazını da bir yayına veriyorsun bir kaldırıyorsun.. kararsız olacak bir şey yok, gerek yok bunlara.. gerçek belli! Doğru belli!:)) Bir ülke bütünlüğünde hiçbir ülke, bir kısım insanların kendi çıkarlarına dönük ayrıcalık ve ayrımcılık taleplerine cevaz vermez, böyle adaletsiz ve çıkarcı talepleri ve talep sahiplerini yok eder!! Hakkıdır ve haklıdır da!! Sağlıcakla kal.

Filiz Alev 
 23.11.2011 22:21
Cevap :
Bu yanıtım "yok orası öyle" diye başlayan yorumuna verdiğim cevabın devamı ama ondan sonrakiler geldi, bunun ilk bölümü hala girmedi yayına maalesef... bekliycez bakalım gelecek inşallah...  24.11.2011 14:42
 

Doğrular önceliğimiz olmalı,hayatımızı doğrular üzerine kurmalıyız tamam da hangi doğrular? Neyin doğru olduğu konusu çözülmemiş ki.Kişiye göre,diyorlar.Doğru eğer kişiye göreyse yandık.Düşüncelerimiz doğru da olsa herkese kabul ettirme imkanımız yok maalesef.Sizi de beni de bu sitede çok kişi eleştiriyordur.Ama biz doğru şeyler yazdığımızı düşünüyoruz değil mi? Niye eleştiriyorlar o zaman? Hemen kabul ediverseler ya.Beni işte yazma şeklim,kişiliğim,yaptığım yorumlar vs her konuda eleştirmeleri normal geliyor ama çoğu kişi de savunduğun düşünce yanlış diyor.Bir başkası altına imzamı atarım diyor...Bizler o kadar mı havadan sudan,temelsiz,mantıksız düşünüyoruz?Fikirlerin doğruluğu yanlışlığı bu kadar da kişiye göre değişebilir mi? Yetişkinlik seviyesiyle ilgili olmalı.Biz belki yetişkin değiliz ya da bizi eleştirenler.

Kerim Korkut 
 23.11.2011 7:13
Cevap :
Hangi doğrular? diye sormuşsunuz. Cevap: "Asıl doğrular". Yani, "Bütün"e dair doğrular-gerçekler".. dolayısıyla insana dair doğrular gerçekleri de kapsar bu tanım tabii ki ayrıca da. Kaldı ki bunların "bir kısmını" da insanlar zaten bilmektedirler. Ve bunlar "kişiye göre" kesinlikle değildirler de, kişiye göre değişmezler. Sabittirler zaten hatta "yer ve zaman"dan da bağımsız bir şekilde. Esasen insanların kişiye göre olarak "tasavvur ettikleri" şey "koşullara göre" olandır. Ama insan düşüncesinde böyle bir yanılsama oluşur işte maalesef. Doğru konusunu, bu sayfa altındaki Beran Hanım'ın yorumuna verdiğim o upuzun yanıtta da şimdilik kısmen de olsa, biraz izah ettim. Onu da okursanız, belki aklınızda doğru hakkında daha bir netlik oluşabilir. "Doğru çok detaylı ve paradoksal özelliği olan bazı durumları da kapsayan bir konu olduğu için ve o her bir detayı izah da çok uzun olacağı için, doğru konusunu MB'de "tam olarak" izah edemiyorum. Ben de bunu izahın basit yolunun arayışındayım.  23.11.2011 17:33
 

yok, orası öyle... ama,hani kargaya yavrusu şahan görünür ya ;sizin de o mesele... Evren Paşa'nın 80 darbesi ve sonrasında yapırdıklarından; hele Diyarbakır cezaevindekilerden bihaber gibisiniz... bence siz, turist olarak yaşamışsınız bu ülkede; onca yıl hem de..ah ah, Turist Ömerimiz vardı bizim; Sadri Alışık...Toprağı bol olsun, nur içinde yatsın:))) not: babanızın rütbesi neydi bu arada?

R Bayram 
 21.11.2011 19:19
Cevap :
Maskeni atıp gerçek yüzünü göstermeye başladın bakıyorum.. saygısız, önyargılı ve hiç haketmediğim şeylerle ve yakışıksız bir şekilde beni hedef alarak… Benim şahıs olarak bütün şu olan bitenlerle hiçbir ilgim olmadığı halde!! Böyle karıştırmaktasınız işte herşeyi, doğruyu yanlışı, gerçeği sahteyi de birbirine. Kendi kendimi kutluyorum bu arada. İçi dışı bir oluşum, mert, dürüst, iyi niyetli, gerçekten çok iyi bir insan oluşum, güvenim, samimiyetim, yüreklililğm hep bunu sağlar zaten. Dolayısıyla gerçekten ustayımdır maske yok etmekte:) Hoca, usta, bilge, ulema, sanatçıyımdır da bu arada:) Dediğim gibi gerçekler konusunda uzmanım, dolayısıyla doğrular konusunda da. Sana da gerçekleri bir an önce görebilmeni temenni ederim. Zira insana TEK FAYDA doğrulardan, gerçeklerden gelir ancak. Zannettiğin gibi, kurgulardan, yanılgılardan, ütopik hayallerden, nankör ideallerden, ihanetten, yalanlardan, senaryolardan, olmadık peşin hükümlerden, olmayanı var, olanı yok saymalardan falan (dvm)  24.11.2011 13:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1643
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3041
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster