Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
5713
 

Bayramda iki gün Mardin, Midyad, Hasankeyf...

Bayramda iki gün Mardin, Midyad, Hasankeyf...
 

İki kız arkadaş bayramda Mardin'e gitmeye karar verdik. Mardin havaalanındayız. Şehir merkezine ulaşmak için bindiğimiz taksinin şoförü Şeyhmuz Bey'in aynı zamanda rehberlik yaptığını öğrenince ertesi gün için de anlaştık.
Bu arada uçsuz bucaksız ovadan Mardin'e yaklaştıkça heyecanlanmaya başladık. Tepeye tırmanırken Kale'nin etrafına kurulmuş taş yapıların her yere yansıyan safaransarısı tonları karşıladı bizi.
. . .

Konaklayacağımız otel Artuklu Kervansaray. İlk Artuklu döneminde 1275 yılında kervansaray olarak yapılmış. 2003 yılında Sabahattin Evrensel tarafından satın alınıp otel haline getirilmiş. Eski dokusu bozulmadan restore edilmiş. Otelin altında bir ekmek fırını var. Sokakta mis gibi somun kokuları...

Yolda yürüken karşılaştığımız 8-9 yaşlarındaki Züheyrin rehberliğinde Ulu Cami'yi, Şehidiye Cami'yi ve çarşıyı geziyoruz. Çarşıda çoğu yer bayram nedeniyle kapalı. Yalnızca camaltı tekniğiyle çalışan şahmarancılar açık.
Bu arada ABBARALAR yazan yeraltı sokaklarını görüyoruz. Üstlerinde evler ve hayatlar var. Mardin’de yaşam tarihle iç içe geçmiş. Züheyr, yemek için bizi ünlü Cerciş Murat Konağı'na bırakıyor. Burada yemek yemek isterseniz mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız.

Konağın terasındayız şimdi. İşte karşımızda Mezapotamya ovası; ucsuz bucaksız... Zaman durmuş gibi. Haşlanmış içinde nar taneleri olan içli köfteleri ve ünlü kaburga dolması... Lezzet lezzet üstüne. Her birinin tadına bakıp çaylarımızı yudumluyoruz. Hava kararırken söylendiği gibi ova denize dönüşüyor.

Ertesi gün çok yoğun bir proram var. İlk durak Dara Harabeleri. Yanımıza iki kız çocuğu yaklaşıyor. Behiye ve Halime 12 kardeşler. Çocukların iri mavi gözleri fotoğraf karelerimizde yerini alıyor. Sırada Nusaybin. Yol boyunca solda pamuk tarlarları, sağda Suriye. Sınır kapısındayız. Kalabalık bir grup yanlarında çuval çuval hediyelerle karşıya geçmek için numaralarının okunmasını bekliyorlar.

Mar Yakup Kilisesi'nin kapısını açan Daniel gelen misafirleri gezdirip bilgilendirdikten sonra kapıyı kilitliyor. Yoksa çocukların kalıntılara zarar verdiğini söylüyor.

Bir zamanlar geceleri yolculuk yapılamayan yollardan geçerken içimiz ürperiyor hafiften. Mor Gabriel Kilisesi yani Deyr-Ül UMUR MANASTIRI'nda gezdikten sonra rotamızı Midyat'a çeviriyoruz. Dar sokakları bir ortaçağ kentini andırıyor. Devlet konuk evinin kapısından bir tv dizisi olan Sıla'nın çekimleri olduğu için içeriye alınmıyoruz. Biraz sinirleniyoruz; üstünde durmamaya çalışarak yola devam ediyoruz. Yaşadığı dramla andığımız Hasankeyf bizi bekliyor. "Sıla"nın ekibiyle kim uğraşacak?

Halen içinde bir iki aile yaşayan heybetli kayaları görüyoruz. Yağmur atıştırıyor. Asankif Köprüsü'nün dev kalıntılarını kadraja sığdıramıyorum. Canım sıkılıyor. Böyle bir mucizenin suların altında kalacak olması bizi hüzünlerdiriyor. Ama evlerin kırmızı, mavi, pembe renkleri inadına parlıyor.

Mardin’e dönüyoruz. Akşam etli ekmek, Senbusek ve içli köfteden oluşan yerel bir mönü çıkıyor karşımıza. Sonra da, kulpsuz fincanlarda bal kıvamında acı mı acı mırramız geliyor..

Günümüz dolo dolu geçiyor özetle. Epey de yoruluyoruz. Ama bizi halasının evine davet eden Sabahattin Bey'e hayır diyemiyoruz. Çok eski bir Mardin evi bu. Mezopotamya ovası avludan bakıldığında ışıl ışıl. Evde kalabalık bir bayramlaşma sahnesi. Beraberinde ikram edilen fındıklı lokum... Ve sıcacık bir sohbet- bir o kadar sıcak bir konukseverlik.

Evden ayrılıp karanlık dar sokaklarından geçerken evleri örten güzel kapıların tekini bile kaçırmamaya çalışarak fotoğrafını çekiyoruz.

Ertesi gün. Saat 14.00'e kadar zamanımız var. Şair Murathan Mungan'ın ailesinin konağını dolaşıyoruz. Orda da aynı konukseverlik. Mardin’de her yerde karşımıza çıkan damla motifi, bu konakta da birbirinden güzel örneklerle göz alıyor. Kentin yıllardır suya olan özlemi bu motiflerde.

Dünya Süryanilerinin merkezi olan DEYRÜLZAFARAN Manastırına gidiyoruz. Burayı görmeden ayrılmamakta fayda var. Manastırda güneşe tapanların tapığı. Ve sırada Kırklar Kilisesi.

Dönüş saatimiz geliyor. Mardin öyle iki günde bitmez ki, daha babamın bana ısmarladığı tesbihi bile alamamışım. Neyse ki, birden karşıma çıkıyor güzel kokulu kehribar tesbihler...

Havaalanına gitme vakti; İstemesek de...

İstanbul'a geldiğimde ilk işim Murathan Mungan’ın "Paranın Cinleri"ni alıp okumak oluyor. Çocukluğunun geçtiği Mardin'i, bizim iki günde 40 yıllık dosluk kurduğumuz Mardin'i....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin anlatışınız da hemen insan bilet alıp MARDİN'e gidesi geliyor. Eline sağlık...

Saruhan dag 
 26.07.2007 12:51
 

Bende çok istiyorum ama henüz kısmet olmadı. Vakit bulamadım deriz ya, hep bu bahanenin arkasına saklanırız. Keyifli yazınız için teşekkürler...

Kırkında LEVENT 
 07.11.2006 21:28
 

Tebrikler.Uzun sayfalarda yer bulabilecek bu gezinizi, kısıtlı bir ortamda, bundan daha güzel anlatamazdınız. Serdar AKİKOL

Serdar AKİKOL 
 07.11.2006 15:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3800
Kayıt tarihi
: 07.11.06
 
 

İstanbul doğumluyum. Güzel Sanatlar'ın Grafik bölümünden mezunum. Sanatın bütün alanlarını seviyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster