Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '15

 
Kategori
Bayramlar
Okunma Sayısı
226
 

Bayramlar mı eskidi, bizler mi daha duygusal olduk?

Bayramlar mı eskidi, bizler mi daha duygusal olduk?
 

DEDEM, ANNEANNEM VE BİR BAYRAM GÜNÜ


Yetmişli yılların başı, aklımın ermeğe başladığı, ilkokula başladığım yıllar. O zamanın en gözde turistik merkezi Erdek'ten Bursa'ya, ekonomik şartlardan dolayı taşınmak zorunda kalışımız. Ne taşınması, kelimenin tam anlamıyla göçmemiz.

Bana göre; medenî Erdek'ten köylü Bursa'ya göçüş. Öyle düşünüyorum çocuk aklımla. Nasıl düşünmeyeyim; Erdek Cumhuriyet Meydanında çay bahçelerinin karşısında neredeyse denize sıfır bir evden; Bursa'nın o tarihlerde elektriği suyu olmayan adını bile bilmediğim bir gecekondu mahallesine sürükleniş. O güne kadar hayatımda olan balık, deniz, disko, tekne ve martılardan;  âdetlerini bilmediğim bazen konuştuklarını bile anlamakta zorluk çektiğim yeni komşularımız ve sözde yeni arkadaşlarım. Yani, yedi yaşında bir çocuk için tam bir kültür şoku.

Bayramlar yaklaşırken, yanıt alamayacağımı bile bile annemi sıkıştırmaya başlardım:

- "Anne, Bayramda gidiyor muyuz?"

Aslında yanıtı ezberlemiştim:

- "Bilmiyorum, bakarız.. Baban bi şey demedi daha…"

'Gidiyor muyuz?'diye sorduğumda, 'nereye?' demeden Erdek'i kastettiğimi annemin anladığı gibi, bende onun; 'Baban bi şey demedi' lafının altındaki, 'Ben de istiyorum ama, babana baskı yap da gidelim…' anlamını anlardım.

Doğal olarak o yıllarda rahmetli babamın ikna olmamasının, sanki naz yapışının ekonomi ve bütçe işi olduğunu anlayabilecek yaşta değildim. Tüm çocuklar gibi ben de bencildim ve benim için sonuç önemliydi. Uzun uğraşlar sonucu baba ikna edilebildiyse, artık gün saymaya başlanabilirdi.

Dedemin evinin bulunduğu sokağın adı, "Eski I. Bayram Yeri Aralığı" idi. (Bu bir çocukluk hayali değil, sokağın resmi adı gerçekten buydu.) Bu dar ve toprak sokak, tarihi bir çeşme ile birlikte bir meydana açılırdı. İşte bu meydanda benim bile yetişemediğim yıllarda, annemin babamın çocuk oldukları zamanlarda Bayram Yeri kurulurmuş. Sonraları insanlar sahile yani denize doğru yöneldiğinden bu eski meydanı hatırlayan da kalmamış, önemseyen de.

Arife

Genelde Arife veya bir gün öncesi giderdik Erdek'e. Babam bayrama kadar çalıştığı için, biz annemle önceden giderdik. Babam sonra gelirdi. Artık kalacak kendimize ait bir evimiz olmadığından, Dedemlere giderdik. Annem kendi annesi ile, gelin-kaynana gibiydi. Hiç anlaşamazlardı. Aman, bana ne? Erdek'e geldik ya!

Arife günlerini aslında çok sevmezdim. Çünkü sanki dünyanın tüm temizliği ve tüm yemekleri o gün yapılırdı. Bir kargaşa, bir gürültü, bir toz.

Kimse beni sevmiyor, kimse benimle ilgilenmiyor.

Akşam yemeğinden sonra hamam faslı ve yatak. Evin kadınları, zaten yorgun olduklarından hemen uyurlardı. Beni ise heyecandan uyku tutmazdı. Perdenin arasından sızan sokak ışığı huzmesinin; yatağımın yanındaki sandalyenin arkalığına asılmış ütülü yeni bayramlık gömleğimi, sandalyenin oturma yerine muntazam serilmiş eski de olsa en azından yamasız ve belli belirsiz parlayan pantolonumu ve üstü lacivert, kenarları beyaz çizgili dedemin hediyesi ayakkabılarımı aydınlattığı bir odada uyumak ne mümkün…

-"Dönüp durma artık kör olası, uyu artık. Sabaha bir şey kalmadı."

-"Tamam anne!"…

Ve Bayram

Erkenden uyanırdık. Bütün gece dönüp duran ben değildim sanki. Mevsimine göre değişir mutlaka ama, hatırladığım Bayram sabahları nedense hep serin olurdu. Ama anneannem maşıngayı (bir tür fırınlı soba) çoktan yakmış olurdu.

Dedem Bayram namazına gitmeden önce Sabah Namazını kılardı. Ben de bayramlıklarımı giymiş şekilde, kendi seccademde onu taklit ederdim. Sonra Bayram Namazı için camiye giderdik. Kızardı dedem, 'Oruç tutan da gelmiş, tutmayan da'. Ben de kızardım, çocuk aklımla içimden; 'Bir müsaade et kardeşim, şurada Bayram Namazı kılacağız, zaten gömleğim ve ayakkabım yepisyeni.'

Eve gelince, anneannem dahil hepimiz sıraya girer dedemin elini öperdik. Anneannemin dedemin elini öpmesi ilk gördüğümde çok acayip gelmişti. Harçlıklar ve anneannemin bayram mendilleri. Misafirlere yakalanmamak için alelacele edilen kahvaltı.

Şimdi hatırlıyorum: Bir de piyango hazırlardı Anneannem. Kitap kaplama kağıtlarını kare şeklinde keser içine lokum, çikolata, mendil ve para koyar, ağzını lastikle bağlardı. Onları ayrı bir sepetin içinde ve tel dolabın üstünde saklardı. Sadece torunlara çektirilirdi. Diğer çocuklara şeker. Ama hayal meyal de olsa tüm çocuklara para, mendil, bekçiye ve davulcuya zarf verildiğini de hatırlıyorum.

Sonra ziyaretler başlardı: Teyzemler, canım kuzenler, yakın akrabalar, uzak akrabalar, komşular, tanıdıklar, tanımadıklar, Davulcu, Bekçi, Postacı, Çingeneler, Muhacirler, Tatarlar, Pomaklar, Manavlar, Çerkezler, Giritliler, Selanikliler, Üsküplüler, sevdikler, sevmedikler ve hatta mahallenin köpeği, kedisi bile bayramlaşmak için gelirdi. Herkes sanki sırasını bilirdi. Ev ne boş kalırdı ne de üst üste olurdu. Sonradan öğrendiğime göre herkes belli bir yakınlık ve yaş hiyerarşisini takip ettiğinden kargaşa çıkmazmış.

Yani, sanki tüm Erdek Dedemlere bayramlaşmaya gelirdi. Arife günü kim yiyecek bu kadar yemeği ve tatlıyı diye dalga geçtiğim yemeklerin ve tatlı tepsilerinin bitişine bizzat şahit olurdum. Ben de o kargaşada çok eğlenirdim.

Evin kapısı; rüzgardan çarpmadıysa ya da bilmeyen biri tarafından kapatılmamışsa genelde açık olurdu ama kapalıysa ve çalıyorsa açmak için koştururdum. Her gelen çocukla bir lokum veya tatlıyı götürürdüm. Belki de, o evin çocuğu olmaktan gurur bile duyardım.

Bazen kuzenlerle topladığımız harçlıkları yarıştırırdık, 'kim daha çok toplamış' diye. Evde transistörlü bir radyo dışında elektronik bir cihaz yoktu. Gerek de yoktu. Ziyaretlerde hal hatır sorma, sohbet, dedikodu, vefa, saygı, hoşgörü hatta sağ-sol diye siyaset vardı. Ama kavga, terbiyesizlik ve ötekileştirme asla!

* * *

Küçükler büyüdü, ben de büyüdüm, çocuklarım oldu, ama çocukluğumun Bayramları hep burnumda tüttü.

Dedem, Anneannem ve Babam rahmetli oldular, mekânları cennet olsun. Uzak akrabaların, komşuların, Çingenelerin, Davulcunun, Bekçinin, Postacının, Giritlilerin, Selaniklilerin ve Üsküplülerin tüm o iyi insanların ne durumda oldukları hakkında en ufak bir bilgim yok.

Dedemin kapısı kapandı, Anneannemin sobası söndü ve sanki Bayramlar bitti.

Ben de dede olacak yaşa geldim. Ama biliyorum ki, benim kapım hiçbir zaman Dedeminki gibi olmayacak.

 

İyi Bayramlar herkese, yaşayanlara ve yaşatanlara selam olsun.

 

İZMİR, 16 Temmuz 2015.

Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eski bayramların tadı ile ilgili olarak kimi güzel geleneklerimizin, yaklaşık 1970-75 sonralarında güya modernleşme adına sanki hor görülürcesine maalesef rafa kaldırıldığı 20-30 yıllık bir kayıp dönem yaşadık. Fakat şimdilerde, sanki toplumca tekrar değeri anlaşılarak yeniden yaşatılmaya ve yaşanmaya başlandığını da gözlemler gibi oluyor, seviniyorum. Aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte bayramınız kutlu olsun. Sevgiler, selamlar...

Filiz Alev 
 16.07.2015 23:41
Cevap :
Saygılar bizden Filiz Hanım, katkınız için çok teşekkürler.  19.07.2015 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1200
Kayıt tarihi
: 19.06.12
 
 

1963 yılında Balıkesir'in şirin ilçesi Erdek'te doğdum. Yüksek lisans eğitimimi Dokuz Eylül Ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster