Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '08

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
6396
 

Bayramlarda likör ikramı

Bayramlarda likör ikramı
 

Annemin çeyizinden


Anımsa...
Bizim yüz yüze ve içten kutlanan
Tatlıların ardısıra
Çikolata yanı, kahve altı, likör içilen
Güzel bayramlarımız vardı!
O bayramlar artık
Sanal kutlamaların
ve kaçışı andıran seyahatlerin
Özensiz ve toplu telâşlarının ardında kaldı!
Biten sadece bayramların coşkusu mu,
Yoksa yiten ve değişen başka şeyler de mi var?
Düşün istersen...
(İ.E.K.)

Bilindiği üzere likör, hoş kokulu tatlandırıcılarla tatlandırılmış, şekerli, meyve ya da türlü bitkilerden veya bunların çeşitli içkilerle harmanlanmasıyla yapılan alkollü bir içecektir. Bu harmanlamada brandy, cin, rom, votka ya da viski gibi içkiler kullanılır.

Likör sözcüğü dilimize Fransızca'dan gelmiştir. Asıl kökeni ise Latince sıvı anlamına gelen ‘liqueur’ ya da ‘liquor’ dür.

Kısmen azınlık gibi görünse de, daha çok modern, kentsoylu kesimde, özellikle dini bayramlardaki ev gezmelerinde çikolata ve kahve ikramıyla birlikte likör sunumu, bu yönüyle çok hoş bir gelenek oluşturmuştur. Bu içki anılarımda hep; nezaket, ikram, incelik, dostça sohbet, kahve yanı, ev içi ve narin kadehler gibi hoş ve naif çağrışımlar yaratmıştır. Bu bakımdan şarap ve şampanya gibi likör de, ‘maço’ yanı ağır basan diğer içkilerden bir eskrimci kıvraklığıyla sıyrılıp özgün bir konuma ulaşan farklı bir özellik taşır.

Diğer bir açıdan bakıldığında ise; enfes kokulu meyvelerin adeta göz kırpar gibi görünüp kayboldukları, tatlarını damakta bıraktıkları yıllara özgü bir gelenek olsa gerek bir yudumcuk likörle o meyveyi anımsamak. Ulaşım, yetiştirme ve saklama teknolojilerinin bu denli gelişkin olmadığı yıllarda, bazı tat ve kokulara hasret dorukda...Zira alkolün aromaları koruyucu etkisi sayesinde, halis meyveden yapılan bir likör, uzun bir süre o meyvenin kokusunu buruna, tadını damağa yansıtabiliyor.

Likör deyince...

Ramazan ve Kurban bayramlarında; bayramlaşmalarda minik kadehler, çikolata ve içi sürpriz hediyeli mendillerle ikram edilen likörleri orta yaş ve üzerindekiler rahatlıkla anımsayacaklardır.

Özellikle duru, göz alıcı berraklıktaki renklerini, nane ile muzun damak ve hafızalarda yerini koruyan koku ve tatlarını unutmak mümkün değil... Bir yandan, mevsimsel sınırlamaları aşan meyve yetiştirme, saklama ve ulaşım teknolojileri gelişip artık ' her mevsim, her meyve, her yerde rahatça bulunurken' diğer yandan yüz yüze bayramlaşmalar iyice azalmakta... Bu iki temel nedenle, diğerleri gibi bu âdet de yaygınlığını giderek kaybetmekte. Öte yandan Türk likörlerinin Avrupalı rakipleriyle yarışı yükselen kalitesiyle devam etmektedir. Kendini yıllar önce kanıtlamış olan likörlerimiz özgün üretimi ve eşsiz özellikteki meyve kullanımıyla haklı bir üne sahiptir. Nane, muz, ahududu, gül, portakal gibi çeşitlerimiz uluslararası yarışmalarda bir çok ödül almış likörlerimizdendir.

Likörlerimizin kalitesine yansıyan özellik, daha çok yurdumuzda yetişen emsalsiz meyvelerden ileri gelmektedir. Ekolojik yapıdaki meyveler birbirine göre bazı farklılaşmalar taşır. İklim, toprak ve güneşin etkisinin yanı sıra ülkemizdeki bolluk, ekonomik fiyatlar sayesinde has meyveler kullanılarak üretilen likörlerimiz halen başta Almanya, İngiltere, Japonya, Finlandiya ve Amerika olmak üzere yurtdışından da ısrarla talep edilmektedir.

Özelleştirme öncesi, Tekel’in o ‘Haşmetli Tekel’ olduğu yıllarda çıkardığı değişik meyveli likörler hep birarada satılırdı. ‘Türk kahvesi’ ile o ateşli beraberlikleri için raflarda özellikle dini bayram günlerini beklerlerdi. Bu hal ve bekleyiş bende, Tanzimat dönemlerine değin uzanan, Cumhuriyet'in ilk dönemleri ile zirveye ulaşan modernleşme tarihimizdeki o özgün doğu-batı sentezinin, ana eksenini Avrupa (özellikle de Fransa) esinlemesinde bulan öncü rüzgârlarını anımsatır hep.

Elde ediliş itibariyle likörlerin, yaş meyveden ve otlardan elde edilenler,esanstan yapılanlar ve drak likörler olmak üzere üç ana çeşiti bulunmaktadır.

Likörün tarihine gelince...

Bazı kaynaklara göre ilk kez Mısır’da üretilmiş. Kesin belgelere göre ise, Bailey’s, Benedictine gibi pek çoğu, Ortaçağ Avrupası'nda, manastırlarda tıbbi amaçlarla yapılan karışımlarmış. Bu özel karışımların reçeteleri de çok gizli tutulurmuş. Benedictine D.O.M., en eski likörlerden. Fransa’da 1510'da üretilmeye başlanmış. 27 çeşit bitkiden yapılımakta olup yüzde 40 oranında alkol içeriyormuş. İsminin sonundaki D.O.M’in anlamı da “Deo Optimo Maximo”; yani 'Yücelerin Yücesi Tanrı'dır. Drambiue ise, viski likörlerinin en eski ve en çok bilinenidir. İlk kez 1745'te üretilmeye başlanmışsa da ticari olarak yaygınlaşması 1900'lerden itibaren mümkün olmuştur. Formülünde malt viskinin yanısıra bal ve çeşitli bitkiler bulunmaktaymış. Angostura, kırmızı renkli ve buruk tatlı bir likör türü olup 1820'de Venezuela’da üretilmeye başlanmış ve adını da üretimin yapıldığı kentten almış. Galliano ise, İtalyan savaş kahramanı Guiseppe Galliano anısına 1890'da yapımına başlanan tatlı, sarı renkli, bitkisel esaslı bir likör.

Bu bilgilerden hareketle, likörün aslında dinî (Hristiyan) kökenleri olan ve giderek bu kökten bağımsızlaşarak gelenekselleşen, 500 yıla yakın bir geçmişe sahip bir içki olduğunu anlıyoruz. Anadolu kültüründe de, Rum ( Anadolu'da yerleşik Yunanlı) kökenli bir tabanı olduğunu, Cumhuriyet'in ilânıyla birlikte modernleşme hareketleri içinde kendine yer edinerek içecek kültürümüzün bir parçasını oluşturduğunu rahatlıkla düşünebiliriz.

Y.Kredi Yayınları’nın, ‘Yeme içme kültürü’ isimli dergisinde, George Lang'ın, "iksir-î aşk, afrodizyak" başlıklı yazısında; Fransa'da, 14. Louis zamanında, Lille'de, Maintenon'un, damıtık alkollü içkiler, şeker, portakal suyundan, parfümde dinlendirilmiş bir likör hazırladığı ve afrodizyak olarak sunduğundan bahsedildiğini de anımsıyorum… Bazı içkilerin -özellikle de şarap ve şampanya- aşka yakıştığını düşündüğümüzde, bu bilgi bizlere hiç de yadırgatıcı gelmemekte! Hatta eskiden Tekel’in o hoş, estetik biçimli likör şişelerinin üstünde likörün cinsine göre yeşil, sarı, pembe renklerde ‘Kanlı Nigar’ silüetleri vardı. 'Kadının fendi' denince ilk akla gelen 'Kanlı Nigar', işte bu 'afrodizyak etki' nedeniyle o şişelerin üzerinde yer almış olsa gerek...

İçinde altın yaprakları yüzen likörleri de anımsıyorum…Altın madeninin bin yıl öncesine ait olan bir inanışa göre, insan vücuduna direnç kattığı ve sinir sistemini düzenlediği düşünülmekte...

Likör takımları ise, çok daha ayrı, estetik ve hoş bir sunum dünyasıdır. Bir dönem çeyizlere girdiğini anımsıyorum. Annelerimizin hatta anneanne ve babaannelerimizin çeyizlerinde bile varmış ( ne günlermiş o günler). Altın suyuna batırılmış olanı, gümüş, kristal ya da çeşitli ebrulî renkli camlardan oluşan ayrı bir zevk ve estetik alanı…

Bir de ‘ev yapımı likörler’ vardı. Onlarla tanışıklığım, içli-dışlılığım pek fazla olmadı.

Ya günümüzde...

Evin hanım hanımcık genç kızı, bazen yabancı bir ortamda göz alıcı dekoltesini giydiğinde, ‘ Ama kızııımm…’ diye başlayan eş-dost itirazları, aynı dekolte kıyafet aile içi bir kutlamada giyildiğinde nasıl gizli onaylamalarla kabul edilir, daha hoş karşılanırsa, ev-içi, nazik ve kibar bir içki olan likörün rakı, cin, votka ya da viski karşısında diğer kokteyller gibi uslu ve uyumlu konumu da aynıdır bazılarının gözünde.

Günümüzde artık yüz yüze bayramlaşmalar azalıp onun yerini seyahatler esnasındaki sanal kutlamalar alınca bu ikram geleneği de yaygınlığını kaybetti. Diğer yandan likör ağırlıklı bayram ikramları içeren günlerden, sadece çay, kahve ve giderek zemzem ağırlıklı günlere doğru farkında olmadan bir sarkaç misalî salınmaktayız. Bu bayramda bu gerçeklik de zihnime takılacak bazen, çikolata ve kahve tadına eşlik eden sert likörlerin boğazımı yakan buruk tadında…


Özlediklerinizin, sevdiklerinizin gülen yüzlerle, mutluluklar içinde yanınızda olduğu...Havasını soluyup suyunu içtiğimiz, taşında, toprağında, köşe bucağında anılar yaşattığımız güzel ülkemizin ve şehrinizin dost evlerinde, sıcak kahvelerin likör ve çikolata eşliğinde yudumlandığı...Güzel geleneklerin çağdaş yorumlarla birlikte yeniden yaşatıldığı, umut, neşe, sağlık ve huzur dolu bir bayram dilerim...

Dilerim ki bu bayram öyle bir bayram olsun ulusumuza ve dünyamıza…

Fotoğraf: www.abkacam.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bayram bitti yorum yazıyorum iyimi..İşin espirisi tabiiki bu..Ersin bey bir gelenek ve göreneklerin devamlılığı, devamsızlığı ile kalsa keşke.. Hatta artık bayramlar insanlara bence külfet bile gelmeye başladı.. Ne yazık ki... Saygılarımla...

fugen 
 15.12.2008 17:45
Cevap :
Rica ederim Fugen hanım. Erken ya da geç, her yorum kendi içinde değerlidir ve yazılara ayrı bir renk ve anlam katar. 'Külfet' konusuna gelince; bence o, bayramın değil, zorlu, biteviye ezberlerin ve günlük telâşların peşrevinde salınan hızlı günlük yaşamların yorgunluğu olsa gerek...Fatura bayramlara kesiliyorsa, kanımca o sahte bir faturadır. İçten teşekkür ve selâmlarımla.  16.12.2008 9:34
 

belleğimde bıraktığı anılardan,komşu Dürüye Teyze'nin ellerime yaktığı çiçekli kınalar,Habibe Hanım Teyze'nin verdiği çiçekli mendil,Ali Usta Amca'nın verdiği beş kuruş,Hikmet Amca'nın verdiği ikibuçuk lira,giderek değişti sahneler,çocukluğumun renkli bayram sevinçleri,siyah beyaz anılara terketti yerini.Ellerinize sağlık.Çocukluğun saf bayram sevinci olsun günlerimiz,sevgi ve saygılar.

Şerife Mutlu 
 14.12.2008 19:45
Cevap :
Yazımın başındaki 'şiirimsi' denememi yalnız bırakmayacak, o dizelere eş ve arkadaş olacak bu güzel yorumunuz için çok teşekkürler Şerife hanım. Her şey -olabildiğince - gönlünüzce olsun. Sevgi ve saygılarımla...  15.12.2008 8:49
 

Bugün ocak-şubat aylarında bile manavlarda üzüm varsa, bağbozumu zamanı bu aylara denk gelen Şili'den ithalat sayesinde olabiliyor. Ayrıca her evdeki derin dondurucular sayesinde taze meyveyi dondurup istediğimiz zaman çözdürerek kullanabiliyoruz, Aralık ayında çilekli turta, Mart ayında vişneli pasta yiyebiliyoruz. Uzun sözün kısası, enfes kokulu meyvelerin adeta göz kırpar gibi görünüp kayboldukları, tatlarını damakta bıraktıkları yıllara özgü bir gelenek olsa gerek bir yudumcuk likörle o meyveyi anımsamak. Zira alkolün aromaları koruyucu etkisi sayesinde, halis meyveden yapılan bir likör uzun bir süre meyvenin kokusunu buruna, tadını damağa yansıtabiliyor. Günümüzde hemen her alanda kalite artışı istenir ve tercih edilirken bu alan niye ihmal edilmekte?Raflar dünyanın en gözde likörleriyle dolu, yerli likörler eskisinden de daha iyi, 'Paşabahçe'miz sayesinde birbirinden cici ve şirin likör kadehleri çeşit üstelik pahalı da değiller.Katkınız için içten teşekkürler, selamlar...

Ersin Kabaoglu 
 12.12.2008 19:57
 

Mübarek kurban bayramında likör ikramı ha? Çarpılırız yahu, başımıza taş falan yağar. Sen ne yapmak istersin üstadım:-))) Şaka bir yana yazdıklarınız artık nostalji oldu galiba. Eskiye dair güzel anlar yaşattınız bana. Emeklerine teşekkürler. Selamlarımla...

TEKBAŞINA 
 12.12.2008 16:00
Cevap :
2003 yılı kurban bayramında Dışişleri Bakanlığı konutunda bakanı bekleyen gazetecilere bir tepside nane likörü ikram edilmişti. Bakan, şu anki Cumhurbaşkanı. Bu nedenle, bu sevimli sahne basında fazlaca yer bulmuş, hatta dönemin dışişleri bakanı "Benim haberim yok, konutun idarecileri yapmış" diyerek neredeyse özür dilemişti. Bayramlarda likörlerden bahsedince, bazı okur ve yorumculardan da "Dini bayramda alkol propagandası mı yapılıyor?" türünden tepkiler gelebiliyor (Bkz. A.Yılmaz yorumu). Oysa misafirlere sunulan Türk kahvesinin yanında, bir yüksük kadehçik likör ikram etmek, eski bayramların sevimli bir geleneği ve bu geleneğin ne alkolle, ne de içki içmeyle bir ilgisi var... Seracılığın gelişmediği, soğuk hava depolarının ve frigofirik kamyonlarla nakliyatın olmadığı yıllarda, insanlar mevsimleri dışında meyvelerin tatlarına hasret kalırmış. Bakmayın bugün 12 ay elma, armut, çilek yiyebildiğimize, bunlar seralar ve uzak yerlerden nakliye sayesinde oluyor...  12.12.2008 19:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2353
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster