Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
126
 

Bazıları Mersin'e biz gideriz tersine

Tanımadığım bir dost’du. İlk karşılaştığımızda hoşlanmadım. Biraz fazla havalı, biraz fazla özgüveni yüksek, biraz fazla kendini beğenmiş, biraz fazla…. Bir şeyleri biraz fazlaydı yani. Yalnızca elektiriği azdı, alamadım. Ben nasıl bir izlenim bırakmıştım O’nda bilmiyordum, bir daha hiç görüşmedik. Başka birkaç dost arasındaki sohbetlerde adı geçerken öğrendim neler yapıyor, hayatında başkaları tarafından konuşulacak önemli olayların olup bitenlerini.

Seneler sonra başka bir yerden dönüşte yol güzergahlarını değiştirmişlerdi; şaşırdım. “Of ne işleri var şimdi bunların burada? ” dedirtecek bir duyguya sahip olmadığım gibi, geliyor olmalarına yeniden şaşırırken hoşuma da gitti açıkcası.

O gün geleceklerini tamamen unutmuştum. Ancak işten çıkıp eve geldiğimde, kapının önünde duran yabancı plakalı aracı görünce anımsadım. İçeriye girdim, içtenlikle gülümseyen iki çift yüz ve çaya eşlik eden  otlu börek ve çikolata damlalı kek çarptı gözüme grup halinde. Henüz  “ hoş geldin- hoşbulduk “ seremonisi başlamadan, üzerimi değiştirmek için izin isteyerek odama gittim. Sade bir alt üst eşofmanı, iş kıyafetlerimle değiştirerek tekrar yanlarına döndüm. Sohbetlerine kaldıkları yerden devam ederlerken, benim yanlarına yaklaşmamla bölündü ve sarılıp kucaklaşıp merhabalaştık. Sanki uzun zamandır görüşmeyen eski dostlar gibi. Birbirimizden bahsedeceğimiz bilinmeyenler, onun denklemleri, izlenecek yol ve sonunda temenniye dönüşen cümle bitimleri.Konular sık sık değişti. Bir onlardan,bir bizden,çocuklardan ve işten güçten.Dostluk adına atılan tohumların tek dostu hoş sohbet ve akşamüstü çayıydı. Geç- (en) saatler  yerini mangal keyfi, rakı ve siyasete bıraktı derinlikleriyle.

-Ha ha ha haaaa!

Babam her zaman ki gibiydi, annem her zaman ki gibi. Kız kardeşim olduğundan daha sessiz,daha gözlemci,daha yabancı , fakat evin kızı gibi olan bir hizmetçi gibiydi adeta. Masanın ara bir yerinde oturmayı seçmeseydim şayet ve her zaman ki ayak ağrım,her akşam olduğu gibi nüks etmeseydi, “sana yardım ederdim ” dedim içimden kaç kez yüzüne bakıp bakıp.

-Ha ha ha haaaa!

 Saat 23;00 ‘ de gevrekçi  dolaşmaya başladı sokaklarda; her Ramazan,çoğu yaz geceleri ve her kış olduğu gibi. İstanbul’un simiti, bizim gevreğimiz. Ege’nin birkaç zeytinyağlı sebzesine eşlik eden mangaldan sonra, karnın tıka basa doysa da, asla hayır denmeyecek farklı bir tat; nohut mayası ile yapılan sıcak gevreğimiz.

-Ha ha ha haaaa!

Şık servis tabaklarında sunulan soyulmuş meyvelerle, bitmeyen sohbet kovalıyordu yelkovanla akrebi. Gece yarısını bile geçmişti saat. Gün bitiyordu, rakı ve sohbet bitmiyordu. Akşam başlayan ve geceyi güne deviren saatler boyunca neler konuşuldu neler.

-Ha ha ha haaaa!

Hiç bu kadar yakın olmamıştık, bunu farkettik.   “ Yakından tanımak”  dedikleri bu olmalı diye geçirdim içimden. Yerini, başka duygu, başka açıdan bakan gözlerimin yorumlarına bıraktı daha önceki düşüncelerim. Acelece yorumlanmış duygularımdan eser kalmamıştı. Kendime kızdım, hiç hoşlanmadım kendimden ilk görüşmedeki fikirlerim için. Onlar, ailece dünya görüşlerini ve olayların yorumlarını, birbirleriyle birleşen, kesişen cümlelerle tamamlarken, biz yine her zaman olduğu gibi seceremizi dökmeye başlamıştık.

Seceremizi dökmek ne demek biliriz biz ! ! !  Biraz egzajere, biraz sade;  biraz fazla ulaşılmaz, biraz fazla imkansız, biraz fazla… Bir şeylerimiz hep biraz fazla yani.

Hep kalabalık başlarız hayata, sonrası hep yalnızlık. Ya biz terkederiz dostları, ya da onlar gider uzağa. Yol Mersin'e çıkar biliriz ,hiç işimiz olmadı orada. Tersine gittiğimizden mi yalnızlıklar?

Gün bitti. Rakı bitti, içindeki balık öldü. Yolu Mersin’den geçenlerse  İstanbul’da şimdi.Kahkahası bitti, bir asık yüz kaldı geriye. Rakı bittiğinden mi ? Dost gittiğinden mi? Her zamanki halinden mi ne ? “ ……Ne kadar rezil olursak o kadar iyi….. Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi….. Yalnizligim benim coğul türkülerim…..Ne kadar yalansiz yasarsak o kadar iyi…..” demiş Can Yücel.

Sevgi Duvarı'nı aşmak için sırık kadar yalanımız var nasılsa...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Neydi rakınız bilmem ama bir de Tekirdağ imbik olsaydı, o sefa bitmezdi hiç:) Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 05.09.2012 8:38
Cevap :
Bilmiyorum markasını "anason kokuyordu sofra" ve "her geçen gün birer birer masadan eksiliyor dostlar"  05.09.2012 8:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 398
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 623
Kayıt tarihi
: 08.04.10
 
 

Yemek seçmem, kızartmayla köfteyi tokken bile yerim. Çaysız ölürüm; migrenim tutar. Ya çoktur bir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster