Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '18

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
802
 

Beceriksizlik Beyanı; "Yaşamayanlar"!

Beceriksizlik Beyanı; "Yaşamayanlar"!
 

"Yaşamayanlar"için mevzuya "aman da ilk kez denenmiş bir iş yapmışlar, ekran karşısına oturduğunda hiç yüksek beklenti içinde değildim" gibi saçma sapan cümlelerle başlamayacağım.

Niye herkesin böyle düşündüğünü de anlayabilmiş değilim.

Vampir özneli bir işe "Matrix" ya da "Westworld" çekiliyor edasıyla yaklaşmanın, bu nedenle de "ilk işin ayıbı olmaz" demenin mantığı ne bilmiyorum ama bana pek bir komik geldiğini de söylemeden edemeyeceğim.

Zira adamlar bildiğiniz "Ezel" çekmişler.

Sadece, Yaşamayanlar'ın bir kısım karakterleri vampir.
O kadar...

Öyle acayip büyütülecek bir teknoloji de yok.
Olmamalı da zaten.
Çünkü yola çıktığın nokta bir "efsane".

Bu efsanenin üstüne, dünyayı da gerçeklikten fersah fersah uzak kurarsan, işte tam da "Yaşamayanlar" da olduğu gibi zurnanın zırt dediği yere gelirsin.

Öyle ya; zaten işin tatlı yanı, vampirin bizim aramızda olması.

Not: Tabi ki bunun tam tersi de kurulabilir... Yani "normal olan" efsanelerin dünyasına da düşebilir ancak, ben o konunun ayrıntılarına bile girmek istemiyorum çünkü ilkokul seviyesinde iş yapan bir sektörden, üniversite seviyesini beklemek ancak ahmaklık olur.

Zaten dizinin daha başında, "aramızdalar" diyerek, tam da bunu, yani vampirlerin aramızda olduğu bir hikayeyi anlatacaklarını izleyiciye vaat ettiler.

Ama o cümlenin önü de arkası da feci, hatta feci ötesi...

Ne kadar basit, o kadar gerçek, o kadar inandırıcı...

NOKTA!

Adamlar "Superman" diye bir film yapıp serisini çekiyor, olağan hayatın içine karakteri en salak haliyle koyuyorlar,

"Alacakaranlık" filmini klasik lise, kasaba hikayesi üzerinden anlatıyorlar,

"True Blood" keza öyle.

Yahut tam tersi, daha geçen hafta yazdım The Handmaid's Tale...

Normal olanı, kurgu dünyanın içine çekiyorlar ama siz izlerken hiç kurgu demiyorsunuz.
Çünkü basit...
Çünkü inanıyorsunuz siz o dünyaya...

Sonra dönüp bizde kurulan dünyaya bakıyorsun, gözlerin kanıyor.
Uydurmasyon ötesi, neresini tutsan elinde kalır.

Niye biz de her şey abartılı ve hamasi?
Acayip poz kesmeler, garip tonda sesler, buğulu buğulu bakışlar, garip kaotik atmosferler, dumanlar, abartılı kostümler...

Basit bir dille senaryo yazıp, gerçeğe en yakın oyunculuk sergileyip, basit bir dille  çekmek bu kadar mı zor?

Birileri birilerini gazlıyor, gazlananlar da kendini bir şey zannediyor ve ortaya böyle işler çıkarıyorlar, net bilgi.

Otogarda yere ayağını basar basmaz "İstanbul seni yeneceğim" diye bağıran insanın garip özgüven patlamasıyla, aynı duyguya sahipler bu sektör  kişileri...

Emeklemeden koşar, rekoru da kırarım şişkinliği bu.
Kendini bilmezlik hali...
Şimdi bu şişkinlik de o bünyeden hiç çıkmaz, onu da söyleyeyim.
Çünkü ya vardır ya da yoktur.
Varsa da çaresi yoktur.

Bu tipler hep dünyayı fetheder.
Hep fırsat verseler neler neler yaparım derler.
Mesela yeteneğiniz yoksa yapmayın bu işi değil mi yani?
Herkes yapmak zorunda değil, dünyada milyonlarca iş var, sektörde yer işgal etmenin manası yok.

Gidin ki, olması gerekenler gelsinler.
Ama yok, şişik ya o bünye, çevresine de kendi gibileri toplar, yapar olmaz, yapar olmaz ama hep orada durur, yapmaya da devam eder.

Yazık valla yazık...
Blu TV sizin de paranıza yazık.
Bu işe kim onay verdiyse, hemen kapıyı gösterin, benden söylemesi.

Dikkat!
Bu noktadan sonra yazımda spoiler vardır, izlememiş olanlar, izlemeye niyetli olanlar, aman diyorum...

Öncelikle; "Yaşamayanlar"; "Sıfır Bir" tuttu, nasılsa o da Blu TV'nin dizisi, şimdi de Sıfır Bir'in içine vampir kaçıralım diyerek yapılmış bir iş.Ha bence Sıfır Bir'in tırnağı bile olamaz, o da ayrı.

Hikaye niye bu kadar çok karakterle anlatılmaya çalışılmış, onu da anlamadım.
Oturup sayayım dedim, bir yerden sonra darma duman oldum.

Konu dağılmış da dağılmış...
Kim kime kızıyor, kim kime niye atarlanıyor belli değil.
Çocuğu niye kaçırıp konteynıra koyuyorlar, o hiç belli değil.

Vampirler tarafından saldırıya uğrayan hip hopçu arkadaşlar, bölüm boyunca arkadaşlarını ve çocukları vampirlerin kaçırdığından dem vurup durdular, nefretlerini dile getirdiler ama nedense tam ilk bölümde başlarına bir iş gelince "bunlardan birini yakalayalım da gazetecilere gösterelim, böylece sonlarını getiririz" deyip vampir yakalıyorlar.
Sonra da kazık sivrilterek, taş devrinden hallice silah yapıyorlar.

Bir sahnede iki kadın bir mekana girip oturuyor.
İçeride önünde bilgisayar olan bir kadın var, ona uzun uzun bakıyorlar.
Kadın onlara bakıyor, onlar kadına bakıyor.
Niye?
Bilen yok.
Sonra gidip kadının yanına oturuyorlar.
Konuşmadan birbirlerine bakmaya devam ediyorlar.
Ve sahne bitiyor.

Sen böyle ekran karşısında, karanlık dehlizlere dalmış, olduğun yerde tam tabiriyle "mala bağlamış halde" kala kalıyorsun.
Sonra ben anlamadım herhalde diyorsun...
Geri alıyorsun, izliyorsun, tekrar geri alıyorsun...
Bir şey de kaçırmamışsın...

E devam edeyim bari diyorsun ve sonra bilgisayarlı kadının gazeteci olduğunu öğreniyorsun.
Niye birbirlerine onca zaman baktılar bilen yok.

Ben izlerken her halde kadınlar birbirinden hoşlandı diye düşündüm.
Zira yatakta yatan kırmızı iç çamaşırlı kadının kalçasını gösterebilmek için şekilden şekile sokulduğu bas bas bağıran, kasıklarına yastık konduğu belli olan sahnenin, iki kez gözümüze sokulmasıyla,

Bu konuşulur diye konulan görsellikten uzak sokakta sevişme sahnesiyle,
Gerçek olmaktan çıkardıkları sonuç olarak, mütemadiyen ana avrat dümdüz gidilen diyaloglarıyla,
Buraya da "nasılsa konuşulur diye"  üç kadının maceralarını koymuşlardır herhalde dedim.
Ama yukarıda dediğim gibi kadın gazeteciymiş.

Net söylüyorum, ben uzun zamandır böyle abuk bir şey izlemedim.

Elçin Sangu yapmacıklığın zirvesinde oynamış.

Birkan Sokullu ve Selma Ergenç bu karakterleri okuyup neyini içine sindirip de kabul ettiler anlamadım.

Kerem Bursin ise her zamanki gibi yine Kerem Bursin...

Bu arkadaşlar ellerine yeni senaryolar geldiğinde, senaristlere havalı havalı ayar veriyorlar ya, bunlar hep o yukarıda bahsettiğim şişkinlikten işte.

Olunca her şey oldum zannediliyor.
Senaryoyu da en iyi ben bilirim deniliyor.
Oysa tüm bunlar, hep o içinde yaşanılan balonun marifetleri, haberleri yok.

Bu arada Yaşamayanlar'ın diyalogları korkunç ötesi, hatta yerlerde.
Eylem doğru düzgün yok ve her şey diyalogla anlatılmaya çalışılmış.
"Sizinle şöyle anlaşmıştık" gibi senaryo bilgi cümleleri ile dolu...

Yaşamayanlar'ın iki bölümünden çıkardığım sonuç; senaryo nasıl yazılır, yazanların haberi yok .

İster aşk yaz, ister bilim kurgu, ister aksiyon, ister komedi, mümkün olan en az karakterle net bir şekilde çatışmayı ortaya koyarsın, hikayeni en sade dille anlatırsın.
Bu kadar basit.
Neyini anlamıyorsunuz, asıl onu ben anlamıyorum.

Bu arada sanat yönetmeninden bahsetmek bile istemiyorum.
Bölümün açılış sahnesindeki zindan, gece kulübü, hip hopçu çocukların odaları, mekanları falan feci ötesi...
İki farklı sahnede, barda metal şarkıda eller havaya dans eden figüranlar içinse, sözün bittiği yerdeyim.

Sektör hep neden şikayet eder?
"Biz 120 dakika dizi yapıyoruz, çok zor."

Yahu siz 60 dakika dizi de yapamıyorsunuz ki...
Garip kesişmeler, gereksiz boş sahneler, uzun uzun yürüyüşler...
Tıngır mıngır, tıngır mıngır....
Bir ara zaman geçmek bilmedi.

Ayrıca baktım baktım, diziyi hangi taraftan izlemem gerektiğini de bir türlü anlamadım.

Eğer Elçin Sangu ve Birkan Sokullu ise, her ikisinin de oldukça itici olması dışında elimde başka bir veri de yok.

Of ki of...

Yani demem o ki; bu adamlar bu sektörde oldukları sürece biz hep kötü işler seyrederiz, net bilgi.

Ve Blu TV, "Fi, Çi, Pi" hezimetinde sonra Puhu TV gibi, Türk orijinli dijital yayıncılık girişimleri, beni açımdan tüm cazibesini kaybetmiş durumda.

Ya silkelenip, çuvaldızı önce kendilerine batırıp, "biz ne yapıyoruz" diyecekler ve aralarındaki örümcek kafalıları ayıklayıp, aydınlık zihinlerle yola devam edecekler,
Ya da gün geçtikçe üye kaybederek yok olacaklar.
Mesela ben...
Yaşamayanlar'ı izler izlemez Blu TV üyeliğimi kapattım.

The Handmaid's Tail yeni sezonu yayınlanana kadar da Blu TV'nin yanından bile geçmem, net bilgi.

Blog sayfama da beklerim... 

http://www.bibaksana.com.tr

 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 168
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1634
Kayıt tarihi
: 08.06.06
 
 

Okur, gezer, izler ve yazar...                 ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster