Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '07

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
2705
 

Bedelli askerlik

Bedelli askerlik
 

Kırmızı ojeli er " Muzaffer "

Not: Askerlik yapmayanlar boşuna okumasın !

Yıl 1987, Avusturya Viyana’da doktora yapıyorum. Türkiye’de “bedelli askerlik” yasası çıkmış. Tam da 2 bayram öncesi. Üstüne yol ve normal izinleri koyarsak 28, 30 askerlik gününde bu görevimi de ifa etmiş olacağım. Hem de doktorama sekte vurmadan. Aile ve arkadaşlarımın en büyük asker (28 yaş) nidalarıyla uzunca saçlarımı ağlaya ağlaya üç numaraya vurdurdum. Tokat’a yola çıktım. Nizamiyeden (kapıdan) girdim. Kaydımı yaptırdım.

Bir görevli asker elbiselerimi almama yardım ettikten sonra, 60 kişilik koğuştaki yatağımı (Ranza) ve dolabımı gösterdi. Dolap; iki karış eni ve 1.5 mt boyu olan çelik bir dolap. Getirdiğim bavulun yarısını buraya sığdırmak mümkün değil. İkinci bir dolap daha rica ettim. Mümkün değilmiş… Neyse... Traş takımlarımı, parfümlerimi, fanila ve çoraplarımı, terliklerimi ancak sığdırdım. Elbiselerimi, ayakkabılarımı v.s. bavulumla beraber emanete bıraktım. Bu arada yavaş yavaş yeni gelen bedelli arkadaşlarla tanıştım. Kimler var kimler. Selim İleri, Metin Arolat, ünlü futbolcular, Kenya’da paralı savaş pilotluğu yapanlar, tanınmış reklamcılar, New York’ta büyük antikacılar, tiyatrocular ve hatta Ordu komutanlarının oğulları… Bölük Komutanı bizleri topladı. Başta sanatçı ve meşhur arkadaşlar olmak üzere hepimizi tek tek övdü. Çok da samimi davrandı. Arkadaş gibi adeta...

Biz, 3.000 kişilik bölükte ki “ilk bedelliler”, 550 gün “şafak” sayan gerçek Mehmetçiklerin “haklı kızgınlık ve yarı kıskançlık" dolu bakışlarını üzerimizde hissediyoruz. Çevre tanıtımından sonra ilk görevimiz “mıntıka temizliği”. Yoldaki kibrit çöplerini topluyor, sararmış çimenleri yoluyoruz. Şükür, yemek vakti geldi. 1000 kişilik yemekhane girişinde ki aynada ilk defa kendimizi gördük. Ahh… Annelerimiz bizi böyle görseler çok gurur duyarlardı herhalde. Neyse, Öğle yemeğini beğenmemiş, yememiştik ama yorgun ve aç askerler olarak o akşam karavana da ne varsa sildik süpürdük. Ne hijyen aklımıza geldi, ne de kare kesim patatesin kabuğunu ayıkladık… E doyduk Allaha, milletimize şükür. Hadi kalkalım… Yoo kalkamadık. Eğitim varmış. Bir çavuş bir şeyler anlatıyor. Biz kendi muhabbetimizdeyiz. Bir ara herkesin gözünü üzerimizde hissettik. Kulak kabarttık. Komutan (Çavuş) bağırıyor.

-SEN...KAL(Y)K…

-Hı.. Kim? Ben mi?

-EVET.

-Efendim.?

-EFENDiM DENMEZZZZ..

-Arkadan Sufle geldi… “Cem Polatoğlu-İstanbul- Emmmret Komutanım.”

-EGE ORDU KOMUTANININ ADI NE?

-Ben ne bilim komutanım.

-NEE… YAT !..

-Bu saatte mi komutanım?

-YAT DEDiM !

-Sufle geldi. Yatağa değil, yere yatacakmışım. İyi, Yattım.

-SÜRÜN ! KARŞI DUVARA KADAR…

(Haydaaa. Niye ki? ) Sufle geldi.. Kollarla kendini çekerek (En az 50 mt) sürüneceğim. Başladım sürünmeye. Küüt! çavuştan topuğuma bir tekme…

-VURULDUN.

-Nassı yani? Sufle geldi.. Topuk havada olmamalıymış…

Ben masaların ve ayakların altından “sürünmeye” devam ederken bizim masadan benzer bağırışlar devam ediyor. 15 dk. sonra tüm “bedelli dostlar” duvar dibinde buluştuk tabi… Yemekhaneden çıktıktan sonra ilk işimiz annelere babalara telefon etmekti. Tüm kulübelerden duyulan ses şu. ANNEEEE (BABAAAA) KURTAR BENi BURADAN…. Ama annem dinlemedi bile beni.

Akşam koğuşa döndük. Dolabımı açtım. Pijamalarımı alacağım. Aaa Dolap bomboş, benim mallar gitmiş, yerinde bir-iki eski püskü iç çamaşırı var. Acaba bu başkasının dolabı mı? Hayır, benim. Çavuşa gittim. “Elbiselerim, Traş takımlarım, Parfümlerim, Kremlerim çalındı.” Çavuş sert bir ses tonu ile cevapladı. ASKERDE MAL ÇALINMAZZ !.. E N’olur? . YER DEĞiŞTiRiR... Hadi yaa…bilemedim…

İki hafta geçti. Yemin edip çarşı iznini aldık. Yaba daba duuuuuuu. Yaşasın. Aman yarabbim. Tokat Tokat değil PARiS, tek ve 100 mt lik ana caddesi de (G.O.P Bulvarı) adeta Şanzelize, Kebapçısı da Chez Clement Restaurant mubarek… Çok mutluyuz. Karınlar doydu, arkadaşların çoğu ana caddede kırtasiyecide alışverişte. Ben ise dükkanın önünde aval aval sağa-sola bakıyorum… Aaaa Bölük Komutanı geçiyor, hem de resmi arabasıyla. Arkadaşız! ya... HEEYY Selam Komutanııım. Merhabaaa.. Haydaaa… El salladım, görmedi beni herhalde…

Saat 17: 00 de hep birlikte nizamiyeden girdik. Nöbetçi durdurdu: Hey! Siz bedelliler, Bölük Komutanın binasına.

Bölük Komutanı özledi bizleri zaar. 15 gün oldu ya görüşmeyeli.. Gittik hep beraber. Bekledik bir 15-20 dk. Tüm bedelliler orada. Ohh nihayet geldi Sevgili Komutanımız. Ayy.. o ne surat. Biraz kızgın galiba.

-KiMDi O ÇARŞIDA BANA, RESMi ARABAYA EL SALLAYAN O.Ç ? ÇIKSIN ORTAYA…

Haydaaa.. Manyak mıyım lan ben, çıkacam ortaya… Allahtan herkes delikanlı. Hep beraber sıkı bir “zılgıt” yedikten sonra serbestiz. Ne bilim ben Komutanın arabasına bile “e-sas duruş” yapılacağını.!

Aradan birkaç gün geçti. Çavuş durmadan bana yükleniyor. Ne kadar “çukur aç-çukur doldur” türü iş varsa bende.. Gittim Antalya’lı Çavuşuma. Turizmciyiz ya aynı zamanda, e o da Antalyalı. Ordan gir, buradan çık. Neredeyse akraba çıkacağız. Şimdi eşref vakti; Ya Sevgili Çavuşum, Ne iş. Niye bana kötü davranıyorsun? . Senmişsin dedi Komutana el sallayan.. E peki nasıl öğrendin? Muzaffer söyledi… Muzaffer haaa. Bittin sen Muzoooo!.

Muzaffer; 40 yaşlarında, 2 mt boyu, hafif göbeği, şişe dibi gözlükleri var. Alamancı… "İntikam tugayı" (diğer bedelliler) toplandı . İspiyoncuyu cezalandıracağız. O hafta sonu çarşı izninden “kıpkırmızı bir oje” aldık. Üst ranzada uyuyan Muzafferin “ayak tırnaklarını” Pazar gecesi bir güzel “ojeledik” . Her Pazartesi “içtima” var. Yani etek tıraşına kadar kontrol. Sıra sıra dizilmişiz. Uzun boylular önde. Muzaffer ise en önde. Çavuş bağırdı; ELLERRR. Yani Tırnak kontrolü. FANiLA ÇIKARR! PANTALON ÇIKARR! ÇORAP ÇIKARR! HOOOP Muzafferin kıpkırmızı ayak tırnakları "fora" . Bir tek kendisi görmüyor. ÇOK YAKIŞTI MUZOOOO!!. Hayatımızda güle oynaya çektiğimiz en keyifli 20 şınavdı cezamız. Hatta bana 10 adet daha ekledi Çavuş. Canı sağolsun.

O gün bugündür ne zaman bir askerlik arkadaşımı görsem, önce “enseye bir tokat” yerim, sonra da bana zorla şınav çektirmeye çalışırlar.

Sevgilerimle

bayram aslan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bedelsizler bedellileri kıskanır mı, kıskanmaz mı işin o tarafını bilemem. Ama Selim İleri ile geçirilen 30 günü, edebiyattan hoşlanan herkes kıskanır. Eh tabi ben de :)

Kapaparantez 
 03.02.2007 15:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 254
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 4717
Kayıt tarihi
: 23.01.07
 
 

Kayseri doğumlu, 1977'den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster