Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
12712
 

Bedensiz!

Bedensiz!
 

İstediği zaman bedeninden kopabilecek şartlara sahip olmayanlar, velilik kurumu içinde yer alamaz..........................................


Krizlerin, gerginliklerin, sıkıntıların toplumu olduk. Hemen her duruma karamsar yaklaşıyoruz. Bunların bir dünya cehenneminde, yaşanmasına çanak tutmasına izin veriyoruz.

Yorumlarımız can sıkıcı. Bu değerlendirmeler içinde boğulurken, epey zamandan beri bizi rahatlatacak sağlıklı, sıkı bir yazı yazmak için kendimi zorluyorum.

Çünkü iyi, tok bir açıklama, keyifli bir makale çıkaramamaktan ben de sıkıldım.

Şimdi, yaşamınıza yön verip son elçiyi tanıtan”bir yazıya değinmek ve bu hususta analizde bulunmak istiyorum.

Çünkü kara bulutlarla kaplı insanı, “boğucu havadan” ancak bu neden kurtarabilir.

Bahsini ettiğim konu:

Bedensiz yaşamak, çıplak olmaktır!

Bedene sahip çıkmak, kendini et-kemik yığını gibi, biri kabullenmek… Bu cümleyi her duyduğumda bunu sarf eden kişilerin toplumu bir noktaya yönlendirmelerine, ayrıca anlayışlarına olan aşırı güven beni irkiltir.

Genellikle hâlimiz şöyle bir manzara arz etmektedir: Belli ki en önemli alanları duyarlılığımızın dışında bırakmışız. Bu periyotlarla ilintili hiçbir şeyden haberdar değiliz ya da olmak istemiyoruz.

Ve şu anda dayatılan “yassah hemşerim” mantığının altında yatan ve asıl amaç gibi görünen, beden algılamasında kalıp, üst boyutları düşünemez hale geliyoruz.

Nasrettin Hoca misali, dört tarafı açık, kapısının üstündeki asma kilit komikliğinde acayip işlerle uğraşıyoruz.

Kimilerimize göre gerçekten bedene sahip çıkmak bir hata. Ancak onlar da teoride kalıyor, yaşama geçemiyorlar.

Doğal olarak sadece beş duyunun kapsamına giren şeylere ilgi duyuluyor, vakit geçiriliyor, ömür tüketiliyor.

Bu arada görme, duyma, tat alma ve koklama fonksiyonları alabildiğince coşuyor. Onlar coştukça veri tabanımızda mevcut olan beden-şekil imajı daha da yoğunlaşıyor, coşuyor.

Örneğin; yaşıtlarının cinsel ilişkiye girdiğini, hamile kaldığını gören bir genç kız, hamile kalmaya özeniyor. Şişmanlık bulaşıcı olabiliyor. Tam tersi zayıf olan beğenildiği için çok geçmeden diyete başlamak zorunda kalıyor. Sıfır beden hastalığı tüm uyarılara karşın, yayılma gösteriyor.

Ve ne oluyor?

Şartlanmalarla oluşan temel ilkelerimizin içerdiği anlamlar, özle irtibatı koparmaya başlıyorlar. Bu koşullar da kendimizi et-kemik yığını bir yapı olarak hissetmemizi sağlıyor.

Artık tümüyle bedenin emrine amadeyiz. Velhâsıl, taleplerimizi, şikâyetlerimizi, tepkilerimizi bedenselliğe paralel biçimde dile getiriyoruz. Bütün bunlar, belki zaman zaman geçici bir rahatlık veriyor, hatta huzur duyar gibi oluyoruz, insanı oyalıyor gibi görünüyor; ama problemler ilâ nihaîye “insanın yakasını bırakacak” gibi de görünmüyor ve birey bu bağımlılığı yaşamaktan ötürü, durmadan yapay durumda ve negatif olmak zorunda kalıyor.

Oysa bedenden bir nebze değil, alabildiğine sıyrılmak, hatta onu yok saymakla “geniş ufuklara/sonsuzluğa” yol almak mümkün.

Gerçek olan şu ki: Birey, bedeninden kurtulmayı teorik olarak düşündüğünde dahi, hem çok iyi şeyler yapar, hem kendini bulma aşamasına gelir.

Ne var ki, çoğunluk; hayatın yüzeysel taraflarında çakılı kalarak şartlanmaları istikametinde kolay yaşamayı ve basitleşmeyi seçip duruyor, sıradanlaşıyor.

Erken ve zahmetsiz becerilere meyledip "kısa vadeli" var oluşlarla yetiniyor. Çünkü kolayına gidiyor. Kafası buna basıyor.

Konsantrasyon isteyen, meşakkatli olaylara, mahrumiyetlere katlanmayı gerektiren, ideal ufuklara bakma şuurunu lüzumlu kılan seçkinliğe, yani bedensizliğe dayalı olan tercihleri göze alamıyor, sevmiyor, sevemiyor.

Duyduğu anda dudak büküp “hadi canım sen de diyerek” sere serpe oturmayı benimsiyor.

Evet, bu konuları düşünmenizi istiyorum sizden.

İnanç sahiplerine söylüyorum. Sizler; kurtuluşu ilâhî emirlere kapağı atmakta buluyorsunuz. İlâhî hükümler, terkibiyetin hükümlerini bozucudur, buna kesinlikle katılmak gerekir.

Ama yapılan çalışmaların sadece “zahirde kaldığını” düşünürsek, pek de yeterli olmadığını gözlemliyoruz.

Bunun en önemli delili, “İslâm âleminin korunanlar” sınıfı olarak kabul edilen Muttakilerdir. Onlar bütün iyi hallerine, cennete gidecek olmalarına karşın, velâyete adım atamıyorlar.

Sebebi; Bedene olan bağımlılıkları!

Çünkü yapılan çalışmalar, bedeni terk için oluşturulan gerçekler değil. Onlar da gerekli, ama esas batına geçmek, bedensizlik yaşanmak isteniyorsa, batının değerlerini ve üstünlüğünü kabul etmek şart.

Bu anlattıklarımız bir yana; bireyin tarafsız, âdil, hakşinas, dürüst, kişilikli talepleri olsa bile, kendinde herhangi bir değişme ve gelişme sağlaması mümkün değildir. Zira bütün bu hasletler, bedenselliği içeren öğelerdir.

Aslında sorunların dahası da var.

Gaye, bedensiz yaşamak ve öyle olabilecek insanları yetiştirmektir. O halde yapılması gereken yegâne şey, bedensiz hale gelmesine yardımcı olmaktır.

Unutulmamalı ki; et-kemik yığınına mahkûm yaşayan bir veli kadrosu yoktur.

Bu zümreden, evrensel DATA/ilim ve kudretle vasıflanmış, kafa yapısı ile idol olabilecek önder çıkmaz. Orta seviyede frekans algılamasından, halifelik özelliği taşıyan bir veliyi görmeniz de olası değildir.

İstediği zaman bedeninden kopabilecek şartlara sahip olmayanlar, velilik kurumu içinde yer alamaz.

Son söz:

“Biz düşünce adamıyız, yenilikçiyiz, mana âleminin sarrafıyız” diyenler, şayet bedene mahkûm yaşıyorlarsa hiçbir şeyi değiştiremezler, böyle gelir böyle giderler.

 Ahmed F. Yüksel

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

“İstediği zaman bedeninden kopabilecek şartlara sahip olmayanlar, velilik kurumu içinde yer alamaz!” Allah’ın yeryüzünde bir halife olarak yarattığı bizler, dediğiniz gibi krizlerin, sıkıntıların, gündelik yaşamın içinde kaybolup gitmiş durumdayız ve delaletteyiz. Kefenin cebi olmadığını bildiğimiz halde, kendimizi sırf et ve kemikten ibaret ve sadece beden sanıp ona göre yaşıyoruz. .kullandığınız “bedensizlik” kavramı bende yeni tefekkür kapıları açtı ve düşünmye yöneltti. Aslında temel olarak bildiğimiz şeyleri bir kez daha hatırlattınız. Teşekkürler, saygılar...

obi wan ginobili 
 30.06.2012 9:09
 

Dünya boyutunda kendi kendimize yarattığımız, farkına varıp uyanık olmaya niyetlenerek bu niyet doğrultusunda çalışmalar yapmazsak ebeden içinde kalacağımız kabir BEDEN!! Ya da yaradılış amacımızı idrak edenlerden olup,ancak bir rüya kada kısa sürecek bu dünya yaşamında bedensizlik şuuruna ulaşarak sonsuz yaşam hazinesine ulaşmak!! Ne güzel resm'etmişsiniz kaleminizle dünya değerleriyle yaşamanın bize yaşatacağı cehennnem..Niyetimiz bu cehennem ateşini, Allah Aşk'ının ateşi ile yenerek hakikate mazhar olmak..Kaleminize&İlminize sağlık...aydan

aydan balcı 
 29.06.2012 22:32
 

Bedene olan baglilik bes duyu ile yasadigimiz zahiri hayatin icinde gittikce gucleniyor, guc kazaniyor. Beden kayidi beserde guclendikce, baska birseye yer kalmiyor. Hakikatin piriltilari arada o kabire (bedene) siziyor ancak kendini bes duyu sanan beser o bes duyu ile bu sizintinin onunu tikiyor, degerlendiremiyor. Gelebilecegi en iyi yer belki de muttakilik olabiliyor lakin boylesi bir sirkin -koskoca bir kabirin- icinde halifeligin sonsuz sinirsiz ozgurlugunun yanina bile yanasamiyor. Cok tesekkur ederiz Ahmet Bey, yaziniz ile basimizdaki tum kara bulutlari bedende 'bir'lediniz. Beden degil ask ile yol almak dilegiyle... Eda

Eda Benli 
 29.06.2012 8:38
 

Madde aleminde cisimler ve bedenlerle kayıtlanmış , körelmiş yaşantılarımıza bir farkındalık açtınız. Bedensizlik diye bir mana nın var oluşundan bile habersiz olan nicelerini bu manayı düşünmeye yönelttiniz. Bedene mahkum olmamaktan bahsediyorsunuz, yani onun tabiatının ,duygularının esiri olmadan onu dünya boyutunda bir araç olarak kullanmakan. Varoluşun Tek olduğuna iman ederek bütün yaratılmışların O’nun varlığına işaret eden manalar bütünü olduğunu düşünürsek ,bedensizliği de bedenlerin Allah tarafından kullanıldığını fark etmek olarak ifade edebiliriz.Bu konu üzerinde çok düşünüp nasıl yaşama geçirebileceğimizi araştırmamız gerekir. Düşünce alanımıza taşıdığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Beyza

beyza zapsu 
 29.06.2012 7:58
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1989
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10231
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster