Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1802
 

Bediüzzaman'dan Kürt sorunu ve kardeşlik çözümü

Bediüzzaman'dan Kürt sorunu ve kardeşlik çözümü
 

Bediüzzaman'dan Kürt Sorunu ve Kardeşlik Çözümü


Bediüzzaman Said Nursi, bu memleketin yetiştirdiği dünya çapında ve milletinin fedaisi bir düşünce adamımızdır. Maalesef bir çok aydınımız dünyanın öbür ucundaki bize yabancı, alakasız kişilerin fikirlerini çare diye sunarken, içimizden çıkmış ve bizim için büyük bedeller vermiş kahramanlarımızdan ve harika çözüm sunan eserlerinden bihaberdirler. Yazan; Nevzat EMİNOĞLU 

Bediüzzaman Said Nursi yakın tarihimize yaptığı katkı, arkasında bıraktığı ve 46 dile çevrilen 130 parça eseri ile milyonların gönlünde taht kurmuş bir kişilik. Onun, özellikle sosyal sorunlarımıza dair oldukça hayati, çözüm önerileri yeterince bilinmiyor maalesef. Hele belli odaklarca yükseltilen menfi/ilkel milliyetçilik, toplumumuzda gittikçe Türk ve Kürt ayrışımı doğurduğu bu zamanda, . ortak değerlerimizi temsil eden böyle bir şahsiyetin çözüm modeli daha bir önem kazanıyor. Aydın şahsiyet ve yazarların da, referans gösterdikleri Nursi'nin somut tespit ve çözüm önerilerini kamuoyu ve yetkililerle paylaşmak istiyorum. 

Bu, gecikmiş de olsa, milli bir sorumluluk ve Nursi'ye karşı bir vefa borcudur aynı zamanda. ‘Ben, cemiyetin iç hayatını, manevî varlığını, vicdan ve imanın terennüm ediyorum. Hakkın hatırı alidir. Hiçbir hatıra feda edilmez.' diyor. Ve uyanmış insanlığı, bir arada tutacak "hak" tan başka, hiçbir ortak değer yoktur. Nursi tarihimize mal olmuş ve Kürt-Türk iki kesimin de ortak güvenini kazanmış nadir şahsiyetlerden biridir.. 

Ortak payda ve insafın sesi olan böyle insanlara çok muhtacız ve anlaşılan o ki gelecekte de çok ihtiyaç duyacağız. "Reis-i Cumhur ve Başvekil'e" "Madem elli beş sene bu meseleye bütün hayatını sarfetmiş ve bütün dekaik ve neticeleriyle tetkik etmiş bir adamın, bu meselede reyini almak ve fikrini sormak lazım gelirken; Amerika'da, Avrupa'da bu meseleye dair istişareye kendinizi mecbur bildiğinizden, ..... elbette benim de bu meselede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkar olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz..." (Celal Bayer ve Adnan Menderes'e mektup. EmirdağLahikası:448) Said Nursi "Bu kitap siyaset tabiplerine teşhis-i illete(sorunun sebep ve çözümüne)dair hizmetle müvazzaftır" 

NURSİ'YE GÖRE KÜRT SORUNUN TEMEL KAYNAĞI 

1- Menfi Milliyetçilik: Kürt Kimliğinin İnkarı En az bin yıldır beraber yaşayan Türkler, Kürtler ve diğer milletler, tarih boyunca ırkçılık anlamında sorun yaşamadılar. Tam tersine birbirlerinin milli kimliğini kabul temelinde yardımlaştılar. Tarihe şöyle bir göz attığımızda şu gerçek hemen görülür. Örneğin ilk başta Arap olan Emevi ve Abbasiler liderliğinde, Türkler, Kürtler ve Farslar birbirlerinin milli kimliklerini kabul ile, beraber parlak dönemler yaşadılar. Ardından Selçuklu Türkleri önderliğinde aynı kabullenme ve dayanışmayı görüyoruz. Sonra Eyyubi Kürtleri Öncülüğünde o birlik ve başarı kendini tekrar gösteriyor. En son örneği, Osmanlı Türkleri hakimiyeti herkesin malumudur. 

Osmanlı'da da Kürtler kendi ulusal kimlikleri ve coğrafi bölgeleri olan Kürdistan ismiyle kabul gördüğünü bilmem söylememe gerek var mı? İşte daha sonra batıdan kaynaklı milliyetçi akımların etkisiyle kürt kimliğinin inkarı, çatışmalara kaynaklık ederken, kapitalist Batı Devletlerinin müdahale edebileceği bir zemini de oluşturdu. Bediuzzaman Said Nursi menfi(negatif, ilkel) milliyetçilik diye tanımladığı ve ‘başka ırkları inkar ve yutmaya dayanan ırkçılık fikri, kapitalist Avrupa'nın bir nevi fırenk illeti'dir der. Bunu, dışarıdan içimize girmiş bir hastalık olarak görür.: " Günümüz medeniyeti, Cemâatlerin râbıtâsını, «Unsuriyet, menfî milliyeti» tutar. Unsuriyetin şe'ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, «Tecavüzdür»...İşte bu hikmettendir ki: Beşerin saadeti selb olmuştur."[1] Yine şöyle der: "Şu âyet-i kerime; kat'î bir surette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyor. 

Yani: ‘Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım; tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa sizi kabile kabile yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yabani bakasınız, husumet ve adâvet edesiniz değildir!' şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir.. tenakür için değil, tahasum için değildir!.. Fikr-i milliyet iki kısımdır; Bir kısmı menfîdir, şeametlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebebdir. İkincisi: Müsbet milliyet, hayat-ı içtimaiyenin ihtiyac-ı dâhilîsinden ileri geliyor; teavüne, tesanüde sebebdir; menfaatli bir kuvvet temin eder; uhuvvet-i İslâmiyeyi daha ziyade teyid edecek bir vasıta olur. Evet menfî milliyetin, tarihçe pek çok zararları görülmüş. Ezcümle: Emevîler bir parça fikr-i milliyeti siyasetlerine karıştırdıkları için, hem âlem-i İslâm'ı küstürdüler, hem kendileri de çok felâketler çektiler. 

Hem Avrupa milletleri, şu asırda unsuriyet fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Alman'ın çok şeametli ebedî adâvetlerinden başka; Harb-i Umumî'deki hâdisat-ı müdhişe dahi, menfî milliyetin nev'-i beşere ne kadar zararlı olduğunu gösterdi.Şimdi ise, en ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebi tahakkümü altında ezilen anasır ve kabail-i İslâmiye içinde, fikr-i milliyetle birbirine yabani bakmak ve birbirini düşman telakki etmek, öyle bir felâkettir ki, tarif edilmez. Büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa'nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda, onlara ehemmiyet vermeyip belki manen onlara yardım edip, menfî unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara adâvet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehâliki olur ..."[2] 2-Etkiye Karşı Tepki: Türkçülüğe Karşı Kürtçülük Üstad Bediüzzamaman büyük bir öngörü ile tam bir asır önce, 1907 de, dönemin padişahı II. Abdülhamit'e ‘Kürtler Yine Muhtaçtır' başlıklı bir dilekçe ile müracaat eder. 

Sorun henüz tam ortaya çıkmadan, önlem ve önerilerden oluşan, bir birlik ve kardeşlik projesi sunar. Ancak, hükümet dilekçenin konusu olan üniversite projesinin önemini kavrayamadı. Bu proje Sultan Reşat tarafından taktir edilip uygulama aşamasında iken 1. Dunya harbi çıkar. Bediüzzaman şunu haykırır: "Şu medeni dünyada ve bu ilerleme ve müsabaka çağında, diğer kardeşleri gibi ilerlemeye ayak uydurmaları için hükümetin gayretleriyle Kürdistan'ın kasaba ve köylerinde mektepler tesis ve inşa buyurulması aynı şükranla meşhut ise de, Türk dilini bilmeyen cocuklar yalnız medrese ilmini ilerleme kaynağı bilmeleri ve okul öğretmenlerinin yerel dili bilmemelerinden dolayı, eğitimden mahrum kalmaktadırlar. Bu ise vahşeti, keşmekeşi; dolayısıyla garbın şematetini(Batının oyunlarını) davet ediyor. Eskiden beri her yönden Kürtlerin gerisinde bulunanlar, bugün onların duraklama halinden istifade ediliyor. 

Bu ise ehli hamiyeti düşündürüyor. Ve bu üç nokta, Kürtler için müstakbelde bir müthiş darbe hazırlıyor gibi ehli basireti (öngürü sahiplerini) dağdar etmiştir"[3] ‘ Bediüzzaman memleketin kurtuluşuna yaptığı hizmetlerden dolayı başta Meclis Başkanı M.Kemal olmak üzere milletvekillerince T.B.M.M'ye davet edilir. 11 maddelik hitabede bulunur ve daha önce II. Abdulhamid'e sunduğu Türk-Kürt kardeşliği projesini burada da sunar: "...... Ben Van'da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: "Türkler İslâmiyet'e çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?" dedim. Dedi: "Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar. Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul'da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel(etki-tepki)ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: "Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum." Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur..."[4] Nursi, daha sonra Demokrat parti döneminde, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'e de bu konuda çok önemli mektuplar gönderir. Sorunun neden ve çözümüne dair girişimlerini ömrünün sonuna kadar sürdürür. İşte "Reis-i Cumhur ve Başvekile" isimli mektubundan birkaç bölüm:Bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile "mü'minler kardeştir" Kur'ân'ın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun..."[5] Başbakan A. Menderesi de aynı konuda uyarır: "Frenk illeti tâbir ettiğimiz ırkçılık, unsurculuk fikriyle Avrupa, âlem-i İslâm'ı parçalamak için içimize bu freng illetini aşılamış. 

Şimdiki terbiye-i İslâmiyet'in za'fiyetiyle ve terbiye-i medeniyenin galebesiyle ekseriyet kazanarak başına geçerse, ekseriyet teşkil etmeyen ve ancak yüzde otuzu hakikî Türk olan ve yüzde yetmişi başka unsurlardan olanlar, hakikî Türklerin aleyhine cephe almaya mecbur olacaklar. Mâdem hakikat budur, ey dindar ve dine hürmetkâr Demokratlar. Yoksa, sizin yapmadığınız eskiden beri cinayetleri nasıl eski partiye yüklüyorlarsa, size de yükleyip, Halkçılar ırkçılığı elde edip tam sizi mağlûp etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim. Ve İslâmiyet namına telâş ediyorum. Tâ, bu yaraya bir merhem vurmalı. O vakit âlem-i İslâm'ın teveccühünü kazandıkları gibi, başkalarının zâlimane kabahati de onlara yüklenmez fikrindeyim. Dindar Demokratlar, hususan Adnan Menderes gibi zatların hatırları için, otuz beş seneden beri terk ettiğim siyasete bir iki gün baktım ve bunu yazdım." [6] Bu mektubun içeriği hala ne kadar güncel! Mektubun muhatabı olan dönemin Başbakanı ve hükümetinin durumu ile, günümüz iktidar ve hükümetin konumu ne kadar da paralellik arz ediyor değil mi? Bize düşen ise, o gün fazla kavranmayan veya kavranmasına fırsat verilmeyen ama bir asırdır haykırılan aynı gerçekleri erbabına hatırlatmaktır. Çünkü gerçek eskimez. Hak eninde sonunda yerini bulur. Evet Nursi'nin tabiriyle " ana-babanın terbiye etmediği kişiyi, zaman terbiye eder."[7]- 

NURSİ'YE GÖRE SORUNUN ÇÖZÜMÜ 

1- Medeni Tahammül ve Tolerans: Kürt Kimliğinin Tanınması Bediüzzaman, her milletin kendi milli kimliğini, kültürünü ve dilini özgürce ifade etme sini, temel insani bir hak olarak görür. Bunları anayasal güvence altına alan hükümet tarzını benimser. Bunu, medeni ilerlemeyi ve pozitif rekabet duygusunu sağlayan güç olarak değerlendirir. Hatta "adem-i merkeziyet/yerinden yönetim"i, ileri medeni seviyenin bir gereği olarak taktir eder. O, bu görüşlerini, büyük bir devlet adamı ve aydın olan II. Abdulhamid'in yeğeninin ‘adem-i merkeziyet'i savunan makalesini cevaplarken dile getirir. Medyanın tahrikleriyle hain ilan edilip, yurdu terk etmesine neden olan makaleyi, "Prens Sabahattin Bey'in Sui telakki Olunan Güzel Fikrine Cevap" ismiyle değerlendirir. Genel olarak "güzel fikir" diyerek taktir eder:" hükümet, her milletin milli kimliğini teşkil eden dili ve kültürü ve düşünce seviyelerine münasip teşebüse başlamalı. 

Ta ki makine-i terakkiyat-i medeniyetin buharı hükmünde olan müsabakayı intac edecek bir hissi rekabet peyda olsun."der. Şu mahzurunu da belirtir.:"milletlerin birbirini kabullenme, karşılıklı hoşgörü ve medeni seviye oluşmadan, irfan seviyeleri bir olan medeni Alman devleti gibi olmadan, ademi merkeziyetin uygulanması, güçlü olan millet, ilkel hislerin sonucu olan istila güdüsüyle, zaifi ilhak edip keşmekeşi doğurur. Ya da bölünme ve parçalanmaya götürür. O; tevili güzel, fikren taakkul edebiliriz. Amma istidadımızla amelen tatbik edemeyiz. Tatbikine çok zaman lazım."[8]der. 2-Sulh-u Umumi, Afv-ı Umumi, Ref-i İmtiyaz Üstad Nursi Osmanlı'da İttihat ve Terakki nin Meşrutiyet devrinde ihtilaller, ayaklanmalar, cinayetler, idamların olduğu karmaşayı yaşamış. Ülke de birlik ve huzurun temini için önemle şu esasların üzerinde duruyor: "Herkesin bir fikri var. Ben de hürüm. Selameti millet için bir fikrim var: İşte genel barış, genel af, ayrıcalıkların kaldırılması gerek. Ta ki her biri, bir imtiyaz ile bakasına haşerat nazarıyla bakmak ila nifak çıkmasın. 

Fahr olmasın, derim ki: biz ki Kürd'üz aldanırız fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz."[9] Fertlerin, milletlerin ve devletlerin hatalarıyla yüzleşmeleri, yanlışlarını görmeleri büyüklük olduğunu belirtir. O bu konuda şöyle der. "En büyük hata, insanın kendisini hatasız zannetmesidir. Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal."[10] 3-Şiddetin ve "Öteki"ye Düşmanlığın Reddi B. Said Nursi Kürtlerin, kendi milli kimliklerine, tarih, dil ve edebiyatlarına sahip çıkmalarını, ulusal kurumlarını oluşturmalarını önemle vurgular. Kürtlere zarar vermeyecek ve onları tehlikeye atmayacak barışçıl ama etkin bir yaklaşım gösterir. Aynı zamanda kardeşleri ve komşuları olan Türk, Arap, Fars ve Ermenilere zarar vermeyen, şiddet ve düşmanlık doğurmayan bir anlayışı önemle savunur. 

Bu konuda Kürtlere şöyle seslenir: " Ey Aslan Kürtler! Beşyüz senedir yattığınız yeter. Artık uyanınız, sabahtır. Yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi yağmalayacaktır. Hem milliyet denilen Rüstem-i Zal ve Selahaddin-i Eyyubi gibi Kürt dahi kahramanlarıyla bir çadırda oturan her biriniz milliyet fikriyle umum milletin bir somut örneği olunuz. Kavimlerin mutluluk sebebi olan hürriyet, sizi meclis-i imtihana davet ediyor ki: rüştünüzü ve vesayete ihtiyacınızın olmadığını görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Varlığınızı birliğinizle gösteriniz. Milli gayret duygusu ile fikir ve şahsi vicdanınızı, milletin kalp ve ortak aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır çekecek, hürriyet diplomasını elinize vermeyecektir. Milli namus emrediyor ki kuvveti aklın yardımına, hissi fikrin arkasına gönderiniz. Ta ki aklın medeni cesaret meydanında, namusu milli payimal olmasın. Kılıcınızı fen ve sanat cevherinden yapmalı. Hem anadil denilen milli duyguların aynası, ihmalinizle gayet müşevveş olan lisanınız, tuba ağacı kabiliyetinde iken böyle kurumuş ve perişan olmuş ve medeniyet lisanı olan edebiyattan geri kalmış olduğundan, diliniz teessüfle sizi milli onurunuza şikayet ediyor." 

[11] Şiddet ve düşmanlığı hiçbir şekilde meşru görmez. Hükümet veTürklerin yaptıklarından serzenişte bulunan Kürt ileri gelenlerine:"Ey Kürtler! Kendinizden şikayetçi olunuz. Her kabahati Türklere atmakla çok aldanırsınız. Görüyorm ki bizde pınar yoktur. Onun için uzaktan gelen kokuşmuş bir suyu içiyoruz. Öyleyse gayret ediniz, çalışınız. Milliyet fikrini kazıcı yapınız. Eğitim ve erdemi eline veriniz. Şu yerlerde de bir küngan(sondaj, boru) atınız. Ta bir kemalat pınarı bizde de çıksın. Yoksa daima dilenci olacaksınız. Ya da susuzluktan öleceksiniz. Hem de dilencilik para etmez. İnsan dilenci olursa nefsine olsun. Bence merhamet dilencileri ya haksız ve ya tembeldir. Eğer siz insan olsanız, Türkler nasıl olursa olsunlar size fenalıkları dokunmaz. Fakat iyilikleri gelir."[12] Yine "Ermeniler bize düşmanlık ile hile ve hıyanet ediyorlar."diye soran Kürtler'e; insanlık, iman ve feraset dolu şu sözleri söylüyor: " Düşmanlığın nedeni olan istibdad öldü. Baskının bitmesiyle dostluk hayat bulacak. Size bunu katiyen söylüyorum ki şu memleketin saadeti ve selameti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya bağlıdır. Fakat zelilane dost olmak değil, milli izzeti muhafaza ile sulh elini uzatmaktır. Hem de onlar uyanmışlar. Siz uykudasınız. Rüya görüyorsunuz. Hem de milliyet fikri ile müttefik ve güçlüdürler. Siz ihtilafla şimdilik boşsunuz. Hem de galebe etmek istiyorsanız, onlar sizi mağlup ettiği silah ile yani akıl ile, milliyet fikriyle, ilerleme meyliyle, adalet eğilimiyle mağlup edebilirsiniz. Bence şimdi kılıç vuran, o kılıcın aksi döner yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lakin aklın elinde. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zira komşudurlar. 

Komşuluk dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar. Dünyaya yayıldılar. İlerleme tohumlarını topladılar. Vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, gelişmeye teşvik ile bizdeki milliyet fikrini uyandırıyorlar. İşte şu noktalara binaen onlarla ittifak etmek lazımdır. Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahf eden, cehalet ağa , oğlu fakirlik efendi, ve torunu husumet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse şu üç müfsidin kumandası altında yapmışlar."[13] 4- Özgür Birliktelik: Cemahir-i Müttefika-i İslamiye Bediüzzaman, Ortadoğu için ideal hedef olarak öngördüğü yapı "Birleşik Cumhuriyetler ve ya Birleşik Devletler sistemi"[14]dir. Ortadoğu da coğrafi birliği bulunan her milleti mesela Araplar, Türkler, Farslar, Kürtler vs. her birini, kendi Cumhuriyeti içinde, birleşik bir yapının doğal unsuru olarak görür. Nursi , özellikle Kürtlerin bu yapının onurlu bir ferdi olmaları için iki yönlü bir çaba içindedir; Biri, kendi tabiriyle "milyonlarla fertleri bulunan, binler seneden beri yaşayan, milliyetini ve lisanını unutmayan, Arapçayı ve Türkçeyi tambilmeyen ve mürşitleri ve alimleri perişan olan değerli ve sahipsiz bir kavim olan Kürtler"[15]e, Türk, Arap, Fars vs. kardeşlerinin sahip çıması, yardım etmesini sağlama. Bünün için şöyle seslenir:" Ey Türkler ve Araplar! Sizde olan hakkımızı dava ediyoruz. Yani Kürt gibi küçük taifelerin menfaati ve saadet-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük muazzam taife olan Arap ve Türk gibi hakim üstadlara bağlıdır. Ben İslam toplumlarını çok çark ve dolapları bulunan bir fabrikaya suretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanın bir çarkı geri kalsa veya bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etse, makinenin mihanikiyeti bozulur. Birbirinizin şahsi kusurlarına bakmamak gerektir"[16] İkincisi: Kürtlerin bu meşru haklarına kavuşması için yaptığı projeler, girişimler, çalışmalar. Kürtlere şöyle seslenir: "Ayrı ayrı su damlaları gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikri milliyetle birleştirip milli bir çekim gücü teşkil ile Kürt gibi büyük bir kütleyi küre gibi döndürüp büyük İslam güneşi sisteminde, bir aydınlık gezegen gibi umumi ahengi oluşturunuz. "[17] 

DÖRT KARDEŞ DİLDEN, SON ÇAĞRI VE SON VASİYET

Nursi sorunun tarafları olan Kürtlere, Türklere ve tüm akıl ve insaf dünyasına sesleniyor. Geçmiş asırların ihtişamlı ve adil birlikteliği ile gelecek yüzyılların uygar ve özgür nesilleri önünde, mahcubiyetimizi resmediyor adeta: "Ey Türkler ve Kürtler! Acaba şimdi bir miting yapsam, sizin iki bin sene önceki ecdadınızı ve iki asır sonraki evladınızı şu gürültühane olan asr-ı hazır meclisine davet etsem, acaba eski ecdadınız demeyecekler mi ki " Hey mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz mi siniz? Bizi akim bir kıyas ettiniz ve bizi kısır bıraktınız. Hem sol tarafınızda duran, istikbal medeniyetinden gelen evladınız sağdakileri tasdik ederek demeyecekler mi ki: " Ey tembel pederler! Siz misiniz hayatımızın suğra ve kübrası? Siz misiniz şu şanlı ecdadımızla bizi rabt eden haddi evsati? Ne aldatıcı bir kıyas oldunuz. İşte Ey Kürtler ve Ey Türkler! Manzara-i hayal üstünde gördünüz ki, şu büyük mitingde, iki taraf da sizi protesto ettiler."[18]
Dersim(Tunceli) katliamı harekatının yapıldığı ve kendisine karşı baskı ve tecritin imha ve zehirleme derecesine vardırıldığı 1938-40 lı yıllarda, halka yapılan bu zülümlere karşı"çok biçare ehli imana ettikleri zalimane ve dinsizcesine tecavüzler" den bahisle yazdıklarının ve çabasının gerekçesini şöyle ifade eder: "İstikbalde gelecek nefret ve tahkirden sakınmak için, yazılmıştır. Yani, "Tuh o asrın gayretsiz adamlarına!" denildiği zaman yüzümüze tükürükleri gelmemek için veyahut silmek için yazılmıştır. Avrupa'nın insaniyetperver maskesi altında vahşi reislerinin sağır kulakları çınlasın! Ve bu vicdansız gaddarları bize musallat eden o insafsız zalimlerin görmeyen gözlerine sokulsun! Ve bu asırda, yüz bin cihette "Yaşasın Cehennem" dedirten mim'siz medeniyetperestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzuhâldir".[19] 

Arapça olarak şunu der: " we ektumu eşyaen... " Yani: bazı şeyler de var ki onları da gizliyorum. Şayet onları da söylesem barış için bir yer bırakmamış olurum."Ayrıca Kürtlere de tam yüz yıl evvel şunu demişti: "Ey Kürtler! Eğer hürriyete çalışmasanız yüz yıl sonra ancak özgürlüğün nimetlerini görürsünüz."[20] Kürtlere kendi dillerinde son vasiyetim diye şunları der: "Wesyeta paşin: xwendin, xwendin, xwendin. Desthev girtin, desthev girtin, desthev girtin."[21] Yani son sözüm: "okumak ve dayanişma"diyerek üçer defa tekrarlar.. Son olarak bütün akıl ve insaf dünyasına Farsça seslenir: "Pes kunem çun zira keen ra in bes est."[22] Yani akıllı olanlar için bu söylediklerim yeterlidir. Köye seslendim, şayet köyde sesimi duyan varsa...


Yazan; Nevzat EMİNOĞLU Beytullah Yılmaz ( Araştırmacı Gazeteci Yazar ) Mail: korfezdepolitika@gmail.com, web: www.korfezdepolitika.com web: www.beytullahyilmaz.com.tr gsm: 0 544 864 95 26 - Basın Büro: 0 266 432 42 89 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 2076
Toplam yorum
: 104
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 631
Kayıt tarihi
: 04.01.11
 
 

Beytullah Yılmaz 1977 Yılında Balıkesir ilinin Edremit ilçesinde doğdu. Eğitimine sırasıyla Eğmir..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster