Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Haziran '06

 
Kategori
Yemek - Mutfak
Okunma Sayısı
2255
 

Beğendili Külbastı’nın düşündürdükleri

Haftasonu yapmayı planladığım beğendili külbastıyı pazar günü bir ritüel havasında vücuda getirdim. Kuzu külbastı etleri öncelikle tuz, kara kekik, toz tarçın, toz karanfil, kimyon ve dövülmüş damla sakızı ile terbiye edip üç saat kadar dinlendirdim. Kemer patlıcanları ızgarada pişirip, kabuklarını soyduktan sonra limonlu suda beklemeye aldım. Bu arada tereyağında pembeleşene kadar un kavurdum. Kavrulmuş unun üzerine patlıcanları ince doğrayıp karıştırdım. Bir süre o şekilde ateşte döndürürken yavaş yavaş da süt kattım. Tuzunu ve rendelenmiş kaşarı da ilave edip bir kaç kez daha çevirip kapadım. Etleri zeytinyağlı teflon tavada kızarttım. Etleri aldığım tavada dörde böldüğüm domatesleri ve biberleri de kısa süre çevirdim. Servis tabağına önce beğendiyi üzerine de külbastı etleri ve sebzelerini koyup servis ettim. Ritüel tamamdı.

Gerçekten de sofrada bir ayin havası vardı. Etteki kekik, tarçın, kimyon, damla sakızı ve karanfilin harmanından oluşan mucizevi rayiha beğendide erimiş olan kaşarın ve kavrulmuş unun patlıcanla sergilediği muhteşem harmoni ile birleşiyor ilahi bir tad kalıyordu damaklarda.

Baharatların, o karşı konulmaz kokuların ve tadların yemeğe kattığı havayı düşündüm. Hayat da böyle değil midir? Farklı renkler, dostlar, olaylar, ilgi alanları, tutkular, öğrenilenler, öğrenilecekler değil midir yaşam denen tiyatroyu çekip çeviren.

Eşim, dostum, çalışma arkadaşlarım ve ilişkide bulunduğum herkese tavsiye ettiğim bir şey var: Mutlaka ve mutlaka, şu kısa hayatınızda tutkuyla bağlandığınız, yapmaktan zevk aldığınız, peşinden koşturduğunuz ilgi alanlarınız olsun. Ama ölene dek. İnsan öğrenmekten vazgeçtiğinde ölür. Sokrates idam edilmek üzere baldıran zehrini içmesine dakikalar kala flüt çalmayı öğrenmeye çalışıyormuş.

Hayatınızda mutlaka farklı renkleriniz olsun. Bir enstrüman çalmıyorsanız, edebiyatın ya da sanatın en azından bir dalı ile ilgilenmiyorsanız, düzenli olarak bir spor dalı ile amatörce de olsa uğraşmıyorsanız, kitap okumuyor, kitap kokusunu pahalı bir parfüm gibi içinize çekmiyor, köşeleri kıvrılmasın diye camdan bir gül gibi kitabınıza özen göstermiyorsanız, hayatınızda bir kere olsun bir şiir yazmadı bir resim karalamadı iseniz, bir yemeğin nasıl yapıldığına, içinde ne tür malzemeler ve baharatlar bulunduğuna bir kez olsun kafa yormadıysanız lütfen ama lütfen hemen harekete geçin.

İlk önce herhangi bir tiyatrodan çift kişilik bir bilet alın. Yanında olmaktan ya da yanınızda olmasından en çok zevk aldığınız kim ise koşturup yanına gidin ve elinizdeki biletlere kalbinizin sıcaklığını ekleyin hadi.

Sızma zeytinyağları ve şarapları tadın. Her birinin geçmişini okumaya çalışın. Gemlik'in toprak ve ağaç kokusunu, Ayvalık ya da Mordoğan'ın deniz, iyot ve yosun kokularını arayın taş baskı-erken hasat sızmanın içinde. Ya da bir kırmızının gövdesine yapışın ve meyvemsi kekremsiliğin içine hapsolmuş binbir çiçeğin özünü çekmeye çalışın içinize bir melis gibi.

Bir kitapçıya gidin ve lütfen saatlerinizi geçirin orada. Karıştırabildiğiniz kadar çok kitap sayfası karıştırın. Kendinizi kaybedin adeta rafların arasında.

Basit bir olta ya da ucuz bir tenis raketi alın. Balık tutmanın uhrevi dinginliğini, tenis oynamanın dünyevi dinamizmini yaşayın ayrı ayrı.

Güneşin doğuşunu ve batışını sakın ola kaçırmayın. Sayın bakalım size sunduğu renkleri tek tek. Dolunayı hem gökyüzünde hem de su yüzünde görün. Ayaklarınıza serilmesine izin verin mehtabın. Bir şarkı tutturun dudaklarınızda, ıslık çalın, ellerinizi cebinize sokup, bunları yaşadığınız için şükredin sonra. Yanınızdan geçenlere, tanıyın ya da tanımayın selam verin. Yüzlerindeki garip şaşkınlıklardan zevk alın.

Girin mutfağınıza, hiç yapmadığınız bir yemeği yapmaya çalışın. Eksik malzemelerinizin listesini çıkarıp onları marketten tedarik etmenin garip hazzını yaşayın. Ocakta pişen yemeğin kapağını açıp koklamanın aslında ne kadar da insanı mutlu ettiğinin bir kez daha farkına varın.

Dudaklarınızda hep bir gülümseyiş sallansın, gözlerinizdeki ışıltı ışıtsın sizi ve çevrenizi.

Hadi yaşayın ve değer verin yaşadığınız ne varsa size ait.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazınızdan itibaren okumaya başladım. Geç te olsa Yeniden merhaba demek için. "Güneşin doğuşu ve batışı" her ikiside müdavimleri olduğum muhteşem olaylar. Haaa, bir de sadece bu yazınızda bile insanı mutlu edebilecek hayata dair küçücük şeylerin ama aslında hayatın tamamını anlatan ne çok şey var. Eski yazılarınızı okuyamamış olmanın hüznüyle elinize sağlık diyor sevgilerimle diyorum.

Abla 
 05.06.2007 22:17
Cevap :
Sevim Hanım, beni, hak etmediğim ölçüde onore ediyorsunuz. Sağlıcakla kalınız efendim. Sevgi ve saygılarımla.  06.06.2007 23:51
 

O kadar iyi tasvir etmişsiniz ki uzun zamandır hissederek yapmadıklarımızı, birden içim sevinç doldu. Yapın dediklerinizin büyük bir kısmını yaptım bir zaman. Ama şimdi??? Şimdi başka bir hayat yaşıyorum, galiba o tadları tekrar aramak gerek. Hatırlattığınız için teşekkürler.

Çiğdem 
 20.06.2006 20:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 929
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3519
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster