- Kategori
- Öykü
Behzat Ç için yeni bir senaryo yazdım. (İkinci bölüm)

sinemablog.com
Behzat Ç. için yazdığım senaryonun ikinci bölümüyle devam ediyorum. Birinci bölüm için lütfen tıklayın.
Bu öyküdeki karakterler ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
Araştırmacı gazeteci Selim İzsüren evinde öldürülmüştür. Selim İzsüren öldürülmeden önce ülkenin ileri gelen bazı iş adamlarının geçmişteki yolsuzluklarıyla ilgili bir kitabı yayınlama aşamasındaydı.
"Herkes kendi bölümünü okudu mu?"
"Okuduk amirim."
"Benim bölüm daha uzunmuş. Ben bitiremedim amirim."
"Neyse sen de okuduğun kadarıyla anlatırsın. Önemli bir şey olursa sonradan ilave edersin"
"İsterseniz ben başlayayım amirim"
"Tamam Eda. Senin okuduğun bölüm kime aitti?"
"Salih Yuvayapan'la ilgiliydi."
"Tamam. Selim İzsüren onun hakkında neler yazmış?"
"Salih Yuvayapan bildiğiniz gibi tanınmış biri. Babası inşaat kalfası olarak işe başlamış. Daha sonra müteahhitliğe soyunmuş. Birkaç devlet ihalesine girdikten sonra işi büyütmüş. Babası ölünce Salih bey işi devralmış. Başlangıçta işleri oldukça büyütmüş. Okul ve hastane inşaatları yapmış. Ancak bir resmi ihalede işi almak için oldukça fazla fiyat kırınca o işten zarar etmiş. Bankalardan kredi kullanmış. O sırada 1994 ekonomik kriz sonrasında kullandığı kredilerin faizlerin yüksekliği nedeniyle borçlarını ödeyememiş. Bu arada yurt dışında ihalelere girmiş. Buradaki bir işi taşeron olarak almış. Bir devlet bankasından teminat mektubu alarak yurt dışındaki iş için avans almış. Bu teminat mektubu için siyasilerden destek almış. Burada hangi siyasetçinin aracı olduğu ve burada kimlere rüşvetler verdiği de yazılı. Aldığı avansla yurt dışındaki inşaat işini yapacağına o parayla borçlarının bir kısmını ödeyince taahhüdünü yerine getirememiş. Tabii teminat mektupları tazmin olunca bankalar üzerine üşüşmüş ve iflas etmiş. Ama daha sonra başkasının adına kurduğu firmayla yine işlere devam etmiş. Bazı şaibeli ihaleler almış. Burada da adı rüşvete karışan kişiler var. Salih Yuvayapan yakın zamana kadar da bir spor kulübünün başkanlığını yapıyordu."
"Tamam onu biliyoruz Eda. Orada siyasetçilerin isimleri de yazıyor mu?"
"Evet amirim hepsin burada kayıtlı. Kimlere ne verdiği. Karşılığında ne aldığı. Yurtdışı bağlantılarını kimlerin sağladığını Selim bey oldukça detaylı yazmış."
"Tamam. Akbaba sen anlat bakalım"
"Benim okuduğum bölüm Cengiz Lot'a ait. Bu kişinin menkul değerler şirketi var. Kısa zamanda borsadan büyük paralar kazanmış. Bu paraları kazanırken, spekülasyonlar yapmış."
"Nasıl yani?"
"Bazı hisse senetlerini yapay olarak yükseltmiş. Etrafta bu hisse senetlerinin ilerde daha çok pirim yapacağı söylentisini çıkarmış. Her gün yükselen hisse senetlerini görenler bunlara yatırım yapmış. Fakat yüksek fiyattan birkaç günde elindeki hisse senetlerini elden çıkarınca yatırımcılar zarar ederken, Cengiz Lot da köşeyi dönmüş. Özellikle bir medya kuruluşunun hisse senetleri üzerine oynamıştı. Daha sonra o medya kuruluşu iflas edince milletin edindeki hisse senetleri değersiz kağıt olup çıktı. Şimdi de bu kişi medya sektöründe boy gösteriyor. Özellikle de hükümete yandaş tarafta bulunuyor. İktidarla özel bağlantıları da var."
"Peki SPK buna bir yaptırım uygulamamış mı?"
"SPK nın içinde bulunan bir kişi daha önce Cengiz Lot'un menkul değerler şirketinin genel müdürüymüş"
"Anladım. Selim İzsüren de bunu saptamış ve kitabında bu konuya da yer vermiş demek ki."
"Aynen öyle amirim."
"Hayalet sıra sende. Sen anlat bakalım."
"Güngör Çelik'i tanımayan yoktur herhalde. Günümüzün önemli sanayicilerinden biri. Babası geçmişte karanlık işlere bulaşmış. Yedek parça ithalatı yaparken, bankerlerin battığı dönemde iflas etmiş. Evine hacize gelen bir avukata silah çekerek onu yaralamış. Daha sonra cezaevine girmiş. Orada bir mafya babasıyla tanışmış. O meşhur mafya babası buna oldukça yüklü bir para vermiş. O da bir sanayi yatırımı yapmış. O zamanda ülkede ilk yapılan sanayi işlerinden biri. Kar marjı oldukça yüksek. Kısa zamanda işleri büyütmüş. Ancak o mafya babasıyla aralarında resmi bir sözleşme yokmuş. Babası paraların üzerine yatınca, mafya babası bunu yanında bırakır mı? Bir tetikçi tutarak babasını öldürtmüş. Güngör Çelik bütün bunları bilmesine rağmen polise hiçbir şey söylememiş. Ancak bir kaç ay sonra o mafya babası cezaevinde adi bir mahkum tarafından şişlenmiş. O mahkumun azmettiricinin Güngör Çelik olduğu ve cezaevinde cinayeti işleyen kişinin ailesine maddi yardım yaptığı ve onları himayesine aldığı tanıklarla saptanmış. Adı birkaç cinayet işine de karışmış. Ama her nasılsa hiç hüküm giymeden kurtulmuş. Bazı hakimlere ve savcılara verilen rüşvet olaylarında da adı geçiyor.
"Harun sendeki isim Metin Mangır'dı değil mi?"
"Metin Mangır yurtdışından geldikten sonra bir bankada üst yönetici olarak görev almış. Kısa zaman sonra da o bankanın Genel müdürü olmuş. Kredi konusunda ise oldukça geniş davranmış. Başka bankalardan kredi alamayan müşterilere özellikle kendi bankasından kredi tahsis etmiş. Ancak her verdiği kredi karşılığında kendi hesabına komisyon almış. Bu komisyonlar öyle miktarlara yükselmiş ki, yeni kurulacak bir bankanın sermayesi kadar olmuş. Verilen krediler tabii ki geri dönmemiş. Bankayla müşteriler arasında anlaşmalar yapılmış, faiz indirimleri yapılarak borç takside bağlanmış. Metin Mangır ise, büyük bir iş adamıyla birlikte yeni bir banka kurmuş. Ancak sermayenin büyük bir kısmı o iş adamının olmasına rağmen, aslında bu paranın sahibi Metin Mangır'mış. Metin Mangır'ın ise başlangıçta küçük bir hissesi varmış. Ancak başında bulunduğu bankadan ayrıldıktan sonra, kendi bankasının yönetim kurulu başkanı olmuş ve hisselerini o iş adamından zaman içersinde devralmış. Ama bu defa kendi bankasında çok dikkatli krediler vermiş ve kısa zamanda bankanın aktif büyüklüğü belirli bir seviyeye ulaşmış. 5 yıl içinde bankanın % 15 ini halka açmış. Borsadan bu hisse senetleri karşılığında oldukça yüklü bir para aldıktan sonra, bankanan büyük bir kısımını da yabancılara satmış. Şu anda turizm sektörüne giren Mangır devletten aldığı teşviklerle turistik otel inşaatları yapmaya devam ediyor.
"Tamam Harun."
"Amirim biz bu adamları nasıl sorguya çekeceğiz? Cinayet zamanı nerede olduklarını soralım mı?"
"Ne alâka Harun. Bu adamlar böyle bir iş yapmak isteseler herhalde maşa kullanırlar. Öncelikle bu kitaptan haberleri olup olmadığını öğrenmemiz gerek."
"Biz bu adamları tek mi sorgulayacağız amirim."
"Bu iş adamlarıyla randevu almadan görüşmek imkansız. Bu kişiler sık sık seyahat ediyor. Üçü İstanbul'da biri de Ankara dışında bir kentte ikamet ediyor. Önümüzdeki hafta Ankara'ya gelen varsa burada görüşürüz. Yoksa da biz onların ayaklarına gideceğiz. Benimle birlikte bir kişi gelse yeter."
"Tamam amirim."
******
"Salih Yuvayapan'la görüşecektik."
"Randevunuz var mıydı? Kim diyelim?"
"Geleceğimizi biliyordu. Başkomiser Behzat deyin"
"Ben de Harun, Komiser Harun"
"Peki efendim. Hemen alıyorum sizi"
*****
"Hoşgeldiniz başkomiserim. Tahsin müdür benimle görüşmek istediğinizi söylemişti. Bir konuda bilgime başvuracakmışsınız."
"Hoşbulduk, hoşbulduk. Sizinle Selim İzsüren hakkında görüşecektik. Kendisini tanıyor muydunuz?"
"Bir zamanların meşhur televizyoncusunu kim tanımaz ki? Allah rahmet eylesin. Cİnayet diyorlar. Kimin öldürdüğü belli mi?"
"Amirim şahsen tanıyıp tanımadığınızı sordu Salih bey. Yani karşılıklı hiç görüşmeniz oldu mu?"
"Tercümana ihtiyacım yok Harun. Salih bey ne demek istediğimi anladı."
"Henüz katili bulamadık. Yalnız yazdığı bir kitapla ilgili olduğunu tahmin ediyoruz."
"Kitap mı yazıyormuş? Ne hakkında?"
"Bazı işadamlarının geçmişteki çetrefilli işleriyle ilgili. Kitabın taslaklarında sizin de adınız geçiyordu."
"Eğer benim yolsuzluklarla ilgili olarak bir açığımı ispatlayacak bilgilere sahipse, savcılığa suç duyurusunda bulunsaydı. Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yok."
"Biz son zamanlarda sizinle görüşüp görüşmediğini öğrenmek istedik."
"Benimle görüşmek istemiş. Ama ben basın danışmanımla görüşmesini istedim. Zaten işler bir taraftan kulüp işleri başka bir taraftan. Başımı kaşıyacak vaktim yoktu."
"Basın danışmanınızla hangi konuda görüşmüş?"
"Elinde beni ilgilendiren bilgiler olduğunu söylemiş. Bir TV programı yapacağını söylemiş ancak sonra televizyondan kovulunca bir daha aramadı. Basın danışmanım o konuşmada bir santaj havası sezmiş ancak bir daha aramayınca konunun üzerinde durmadık."
"Yani o bilgilerin ne olduğunu merak etmediniz."
"Yoo hiç merak etmedim. Önemli olsaydı tekrar arardı diye düşündük."
"Peki, aklınıza onunla ilgili bir gelişme gelirse bizi arayın lütfen."
"Tabii, ararım. Buraya kadar zahmet ettiniz."
"Görevimiz Salih bey. İyi günler."
"Gülegüle Behzat bey. Size de güle güle Harun bey."
******
"Adam çok rahattı değil mi amirim?"
"Öyle görünüyor. Pek panik havası yoktu. Ama yine de belli olmaz."
"Şimdi sırada kim var?"
"Cengiz Lot'la görüşmeye gideceğiz"
******
"Buyrun başkomiserim sizi dinliyorum."
"Cengiz bey, son günlerde Selim İzsüren'le bir görüşmeniz oldu mu?"
"Televizyondan ayrıldıktan sonra benimle görüşmek istedi. Ben de kabul ettim. Gazetemde bir iş talebinde bulunacağını tahmin ediyordum. Ancak biliyorsunuz biz milli menfaatlerimiz uğruna hükümeti yıpratacak haberlerden kaçınırız. Selim bey de tam aksine, olur olmaz haberler yapıyordu. Nezaketen görüşmeyi kabul ettim. Ben iş talebinde bulunacağını tahmin ederken, bana resmen şantaj yaptı."
"Şantaj mı yaptı?"
"Evet, hakkımda bazı bilgilere sahip olduğunu, bu bilgileri bir kitabında kamuoyu ile paylaşacağını, ancak kendisine bir miktar ödeme yaparsam bunu gündeme getirmeyeceğini söyledi."
"Siz ne yaptınız?"
"Hemen kovdum tabii, ki. Ne biliyorsan yaz dedim. Ancak sana öyle bir tazminat davası açarım ki, feleğin şaşar dedim."
"Biliyorsunuz Selim İzsüren öldürüldü. Böyle bir durum cinayet nedeni olarak görülebilir"
"Sen sus Harun."
"Özür dilerim amirim"
"Ne yani başkomiserim, Komiseriniz Selim İzsüren'i benim mi öldürttüğümü ima etmek istiyor."
"Onu demek istemedi. Geçmişteki benzer olaylarlarda şantajın cinayet nedeni olduğu görülmüştür. Tabii sizi suçlayacak bir delilimiz yok. Sadece kitapta adı geçen iş adamlarıyla görüşüp, bilgi topluyoruz. Bu da bizim görevimiz."
"Tamam başkomiserim. Ancak benim gibi saygın bir işadamı, yıpranmış bir gazeteciyle uğraşmaz."
******
"Saygın bir işadamıymış başkomiserim."
"Oğlum, biz şimdilik bilgi topluyoruz. Bak Selim İzsüren iş adamlara şantaj yapıyormuş. Eğer diğerlerine de bu şekilde davranmışsa, bunlardan biri cinayeti işletmiş olabilir. Ancak elimizde yeterli kanıt olmadan da adamları suçlayamayız."
"Ben bu adamın gözlerini beğenmedim amirim. Kesin cinayeti bu işletmiştir."
"Harun, adamın eli uzun. Başımızı belaya sokma şimdilik."
******
"Hayalet, Akbaba, sizin görüşmeleriniz nasıl geçti?"
"Güngör Çelik ve Metin Mangır'la görüştük amirim. Bu Selim İzsüren resmen adamlara şantaj yapıyormuş. "Eğer beşyüzbinlira vermezseniz sizi bütün kamuoyuna rezil ederim. Yazacağım kitapta bütün geçmişinizi ortaya sererim. İnsan içine çıkacak durumunuz kalmaz." demiş.
"Adamlar ne yapmışlar?"
"Bu adamlar geçmişte suç işlemişlerse bile bu zamanaşımına uğramıştır. Kendilerine herhangi bir adli takip yapmayacağının bilincindeydiler. Zaten Metin Mangır bizimle görüşürken yanında avukatı da vardı. Sorularımızın çoğunu o cevapladı. Bu Selim İzsüren'in ezelden beri paragöz olduğunu, sırf bu kitabı iş adamlarından para koparmak için hazırladığını, ancak yayınlamaya cesaret edemeyeceğini söyledi."
"Bu sırada da öldürüldü."
" Amirim dışarda bir adam var. Selim İzsüren'in katilini bildiğini söylüyor."
"Kimmiş bu adam Eda?"
"Adının Ahmet olduğunu söyledi. Direkt sizinle görüşmek istiyor."
"Tamam, gelsin odama görüşelim. Harun, Hayalet, Akbaba siz de gelin. Eda sen de, bak bakalım Selim izsüren son zamanlarda telefonda kimlerle görüşmüş.."
"Emredersiniz amirim"
Devamı için lütfen tıklayın...