Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
4093
 

Bekaret efsaneleri

Bekaret efsaneleri
 

W.Bouguereau-Venüsün doğuşu


“Tanrıları erkekler yaratır ; kadınlar tapar “ (Frazer)

Sıcak bir yaz günü akşamüzeri saatleriydi. Özel bir kliniğe nefes nefese genç bir kadın girdi ve telaş içinde jinekoloğu aramaya başladı. Doktor, neredeyse ayrılmak üzereydi. Önlüğünü çıkarmış, son hazırlıklarını yapıyordu. Akşam çok önemli bir yere davetliydi zira.

Genç kız telaşlı ve endişeli muayene odasına daldı ve doktora yalvarmaya başladı. “ Bu gece düğünüm var, ne olur…hayatım, geleceğim size bağlı. Yalvarıyorum, kurtarın beni. Nişanlım bakire olmadığımı bilmiyor, dikin bekaret zarımı..."

Doktor bir kaç saniye tereddüt geçirdikten sonra, genç kadının talebini yerine getirdi. Ve bir daha birbirlerini hiç görmemek üzere ayrıldılar. Genç kadın muayene odasının kapısını kapkara kabuslarının üzerine kapadı ve çıktı.
……

Bizim jinekolog, akşamki davete yetişmek için evine gitti ,duşunu alıp traş oldu, özenle giyindi , köşedeki çiçekçiden kocaman beyaz gonca güllerden oluşan bir buket aldı, arabasına atlayıp ve davetin yapıldığı lüks restorana girdi heyecanla. Çok yakın çocukluk arkadaşının düğünüydü katılacağı davet , gelini de ilk kez görecekti.

Birden sendeledi, gözlerini oğuşturdu... İnanamadı...Sanrılara tutulmuş gibi buz kesti baştan ayağa. Ve hipokrat yeminini hatırladı…

( İlk ağız tanıklıktan naklen )

………….

Dr. Haydar Dümen’ in orta yaşlardaki bir kadın hastasından naklen: “ Geçen yıl 15. evlilik yıl dönümüzde kocama hediye olarak kızlık zarımı diktirmiştim, kocam çok memnun oldu, bu sene de diktirsem bana bir zararı olur mu ? “
..........

Bu ülkede her yıl töre gereği yüzlerce kadın , “ mal defolandığı “ yani bakire olmadığı gerekçesi ile aile meclisi kararı ya da mahalle baskısı nedeni ile ölüme mahkum ediliyor. Yüzlerce genç erkek, aile meclisi ya da mahalle baskısı nedeniyle anlamını bile kavrayamadığı kararların infazcısı , en yakını , en sevdiği , canından kanından genç kadınların cellatı olarak hapishanelerde ömür çürütüyor.

Yüzlerce genç kız, aynı nedenlerle intihar ediyor.

Üniversite eğitimi almış erkekler dahi “ ellenmedik- dillenmedik, kullanılmamış kızlarla “ evlenmek istiyor. Sanki "elleyen-dilleyen , kullanan , malı defolayan " başka bir cinsmiş gibi...

Bakire olmamak , bir vasıf hatası olarak evliliğin iptali ve tabii ki boşanma nedeni yasalara göre...

………………

Havva, insan soyunun anası olmazdan önce, Ademin yoldaşıdır . Erkeğe tıpkı sahip olup ektiği toprak gibi , sahip olunup gebe bırakılsın diye sunulmuştur. Bir kadına sahip olmak , onu yenmek demektir. Erkek, topraktaki yarıklara giren saban demiri gibi girer kadına. Üstünde çalıştığı toprak gibi kendine maleder onu.

“Kadın tarla, erkek tohumdur “ der, Manu yasaları. Kuran da buna benzer şeyler söyler ayetlerinde.

Erkeğin korkuyla arzu arasındaki kararsızlığı, denetlenemez güçlerin oyuncağı haline gelme korkusuyla , bu güçlere el koyma isteği en çarpıcı biçimde yansır kızoğlan kız efsanelerine.

Erkeğin kimi zaman ürktüğü, kimi zaman arzuladığı hatta illede istediği kızlık, dişilik gizeminin en güçlü biçimidir; dolayısıyla kadınlığın hem en kaygı verici, hem de en çekici görünüşüdür.

Kadının gücünün göklere çıkarılıp , etkin olduğu ilkel toplumlarda korku ağır basar. Kadının gerdek gecesinden önce bozulmuş olması uygun düşer. Marco Polo, Tibetli erkeklerin “ hiçbirinin bakire bir eş almak istemediklerini “ söylemektedir. Slavlardan söz eden Arap coğrafyacı El Bekri , “ evlenip de karısının hala kız olduğunu gören erkeğin ona : “ İşe yarar bir sey olsaydın, erkekler seni sever, içlerinden biri kızlığını bozardı “ dediğini, sonra da onu evden kovarak ve bir daha yüzüne bakmadığını anlatır. Hatta bazı ilkel kavim erkeklerinin, çocuk doğurarak verimliliklerini kanıtlamış kadınlardan başkasını almadıklarını öne sürülmüştür.

Kimi ilkel topluluklarda dölyolunda, kızlık zarı delindiği an erkeğin cinsel organınını dişleyecek bir yılan bulunduğunu sanırlar; aybaşlarında gelene benzeyen ve onun gibi erkeğin erkekliğine zarar verebilecek olan kızlık kanına ürkütücü etkiler yüklenirdi.

Malinowski’ nin sözünü ettiği yerlilerde , cinsel oyunlara çok küçük yaştan izin verildiği için, hemen hiç bakireye raslanmazmış. Kimi zaman ana, abla, aileden bir kadın küçük kızın kızlık zarını delmekte, çocukluğu boyunca dölyolunun ağzını genişletmektedir. Kızlık zarının erginlik çağında, kadınlar tarafından değnek, kemik, taşla bozulduğu ve bunun bir ameliyat sayıldığı görülür. Yine bazı kavimlerde vahşice kadınlaştırılma törelerine raslanır. Kızları köyden geçen yabancılara teslim etmek ya da dinadamı, hekim, oymak başının düğünden bir gün once nişanlı kızla yatarak kızlığını bozması gibi adetlere raslanmıştır... Malabar kıyılarında , Brahman rahiplerinin , üstelik istemeyerek ve yüklüce ücretler karşılığında bu işi gerçekleştirdikleri görülmüştür.

Bütün bu adetlerin kutsal eşyaların, onları kullanmasını bilmeyenler için tehlikeli olduğu, buna karşılık kutsanmış kişilerin onları diledikleri gibi kullanabildikleri inancından kaynaklandıkları görülmektedir. Eski Roma’da ; nişanlı kızlar taştan yapılmış bir Priapus (Bağ, bahçe tanrısı) heykelinin cinsel organı üstüne oturtulmakta, böylece hem doğurganlığı artırılmakta, hem de içindeki çok güçlü ve zararlı sıvıların toprağa akması sağlanmaktaydı.

Samao’da bu iş, beyaz beze sarılmış bir parmakla yapılır, sonra kanlı bezin parçaları töreni izleyenlere dağıtılırdı.

Ataerkil düzende, erkeğin kadının efendisi olması ile birlikte ; kadını bütün zenginliği ile kendine mal etmek isteyen erkek için bekaret iyiliği temsil eder. Doğu toplumları gibi Fransa’da halen dahi, bazı köylerde gerdek sabahı kanlı çarşafın sergilenmesi adeti görülmektedir.

Bekaret, malın temizliğini, eldeğmemişliğini temsil etmektedir artık. Ve mala tüm olarak sahip olmayı, nesebin bozulmamasını.

Ayrıca, hiç bir şey insanoğluna daha once başka bir insan tarafından kullanılmamış nesneler kadar arzu vermez. El değmemiş topraklar, kimsenin çıkmadığı tepeler, girmediği yeraltı mağaraları , boyunduruk altına alınmamış çağlayanlar için yaşamlarını tehlikeye atmaktadır insanlar.

Ve her arzunun ereği, arzulanan nesnenin alınıp tüketilmesidir. Ve imge öylesine açıktır ki , “çiçeğini koparmak “ la özdeşleşmiştir !

Bu eldeğmemişlik, ancak gençlikle birleştiğinde cinsel bir çekicilik kazanmakta, aksi halde cinsel ürküntü vermekte “ içi örümcek tutmuştur “ denmektedir hatta. Hayaletler, kimsenin girmediği bodrumlarda dolaşır. İnsanların terkettiği evlere cinler periler dolar ! Kadının yazgısı başka bir erkeğe adanmak olduğundan, erkeğin boyunduruğundan kurtulmuşsa , şeytanla işbirliği içine girmiş demektir.

Kızlığın bozulması törenleriyle bedenindeki iblisten kurtulan eş, bundan böyle erkeğin ağızını sulandıracak bir avdır...Erkeğin doğayı kendine köle edebilmek için kullandığı araçtır.

Kadının gözleri güvercin, saçları keçi sürüsü, yanakları narın yarısı, memeleri birer karaca yavrusudur. Karnı ağustosta devşirilen ekindir kadının. Denizdir, dağdır kadın. Kollarıyla türküler çağıran, dört bir yana kokular saçan derelerin ruhu , evcilleştirilmiş Afrikanın ecesi Kongo’dur kadın , kutsal ezgilerde.

………

Filmi tersine sarsak şimdi…

17 yaşını bitiren bütün genç kızlar, bir bağ bozumu zamanı, çıksalar kırlara. Ve kendi bekaretlerini kendileri bozsalar toplu törenler, neşeli şölenlerle…

Bu dünyaya ve yaşama ait hissetseler kendilerini. Ve birey olduklarını, eşit olduklarını duyumsasalar mesela…

Akerdion çalsa delikanlılar…Ve toprak anayı kutsama şölenleri olarak uzansa sonsuza…

Kadın, yaşamın doruğuna çıkarılmış topraktır,

neşeli ve duyarlı toprak- anadır;

onsuz yeryüzü sessiz ve ölüdür… diye şarkılar söylese genç kadınlar genç erkeklerle birlikte mesela…





Sevgili Duygu Asena ve Dünya Kadın Hareketi içinde mücadele veren tüm emekçi kadınların anısına...



Kaynak: Simone de Beauvoir- Kadın(1- 2- 3 )
Karen Horney(Kadın Psikolojisi)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ya sırf kız oldukları için canlı canlı gömülen bebelere ne demeli...

beenmaya 
 11.03.2008 23:52
Cevap :
Toptan çözüm ! Tecavüze uğrayan kadını tecavüz imanlı üç erkek tarafından kanıtnamazsa, zinadan recm cezasına çarptıran zihniyet te aynı değil mi ? Ya da kız çocuklarını okutmayarak karanlıklara garkeden zihniyet ? Onu aydınlatıp eğitecek , çalışma yaşamına katacağına kutsal annelik sosları ile eve kapatan zihniyet ? Bekaret zarının yokluğunu malın defolanması olarak görüp malı ortadan kaldıran zihniyet? 21. yy Türkiyesinde bunlara savaş açmayıp, körükleyen, oy deposu olarak gören zihniyet ? RTE 2. dönem iktidarında maskesini düşürdü tüm çıplaklığı ile. Hala göremeyenlere , görüp de dillendirmeyenlere , bilip de susanlara ne demeli ? Sevgi ve aydınlıkla...  12.03.2008 10:51
 

Araştırmacı yazar arkadaşım benim, sana yakışıyor böyle yazılar. Ne kadar emek vermişsin, araştırmışsın, bizlere sunmuşsun, ellerine, gözlerine sağlık... Bekaret denen olaya gelince, yani incecik bir zar korununca namuslu mu olunuyor, benim bir kızım olsaydı kesinlikle aman kızım bekaretini koru diye telkinde bulunmazdım. Farklı yönlerde akıl verirdim. Namus olarak değerlendiriliyorsa şayet öpüşmek de aynı şey değil mi yabancı bir dudağın, dilin senin ağzında, vücudunda gezinmesi eş değer değil midir. O zarı korumak namus diğer taraflar serbest öyle mi? Saçma sapan gelenekler görenekler kurbanı olmuşuz, ama yeni nesilin pek aldırdığı yok merak etme... Sevgilerimle canım...

Sema Sener 
 11.03.2008 12:16
Cevap :
Canım Semam, size araştırmacı gazeteci yazar lazımsa hemen takviye kuvvet olabilirim yani:))) Eşekten düşüp de bilme vaziyetleri yani. Bu memlekette kadın olmak ve iki kız çocuğu anası olmak, yalnız büyütmek, erkeklerin dünyasında kadın olarak var olmaya çalışmak, eşit üce farklı ücret, kadın davaları, kadın hakları...çok uzun yollardan geldim, çoook uzun. Burada yazılı olanlar işin sosyolojik ve genel boyutu, buzdağının altında neler var neler. İki kız evladıma iki yüzlü olmamak ve bir yandan da onları erkekler dünyasında korumak ve onurlu yetiştirebilmek, birey olmalarını yardrımcı olabilmek. Ama hayatın reçetesi yok ki. Kendileri düşe kalka, yanıla , bedelini ödeye ödeye öğrenecekler elbet. Her halükarda, son nefesime kadar arkalarındayım elbet. Bildiklerim, bilip de susmadıklarım onlar içindir. Ödenilen bedellerin öğrettikleri hatta misyonum bu olmalı. Sevgi ve aydınlıkla...  11.03.2008 14:31
 

Bir insanın en özeli kendi vücududur. Kadında olsa erkekte olsa özeli kendine aittir. Kadının cinsel hayatının ve de vücudunun bu kadar korunmaya, gözetlenmeye, baskılanmaya hakkı yoktur. Bir zar hayatın gidişi yada dönüşü olamaz olmamalı. Kadın aklıyla vardır çünkü. Ama hala hayvan muamelesi yapılıp robot yerine konulanda gene kadındır malesef. Tabuların aşılması dileğimle sevgi ve saygılar.

Işıl 
 10.03.2008 10:45
Cevap :
"Öteki cins " kadının "mal " olmasının damgasıdır, bekaret zarı ! Kullanılmamışlık ambalajıdır ! Mal defolandı mı bir kez ! Gelsin namus cinayetleri, gitsin töre infazları ! İntiharlar ! Şimde de en az üç çocuk doğura, buyurdu hazret . İşimiz zor, yolumuz uzun , zahmetli. Uyumamak ve uyutmamak zorundayız her daim. Sevgi ve aydınlıkla...  10.03.2008 16:19
 

Gerçekten zor. Hele doğuda. Bu dengesiz cahilliğin yok olabilmesinin tek yolu eğitim. Kardelenler gibi...Güçlü kadınlar yetişmeli ki çoğu erkekleri de adam edebilesinler. Yazınız için tebrik ederim.

serifsoner 
 10.03.2008 0:30
Cevap :
Bizler, bir şekilde başımızın çaresine bakabiliyoruz. Ama ya doğu coğrafyasındaki kadınlar ? En çok onlar yaşıyor kadın doğmanın/olmanın kara yazgılarını. En çok onlar öteki cins. En çok onlar mal yaftası altında. Başlık parası ile satılan onlar mal gibi. Mal defolandı mı, töreye mahkum edilen onlar. Gencecik yaşta hayatlarına kendi elleriyle son veren onlar. Eğitimden yoksun kılınanlar onlar. berdel edilenler, küçücük yaşta evlendirilip , çocuk baskınına uğrayan, doğuramadan ölen ,üstüne kuma getirilen onlar...Bir de hazret çıkıp da en az üç çocuk demez mi!!!İnanamıyorum. Daha da ötesi insanlığımdan utanıyorum...  10.03.2008 19:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2275
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster