Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
14
 

Beklenen Zamanın Kapısında-249

(Blog notları)
-249-     

Gördüğünüzü çoğu insan görmüyor, ya da görmek istemiyorsa; inanın görülmez olursunuz. Böylesi anlarda görülmez olanların, görünmezliğini tebrik etmek isterim. Ama göstermek istemedikleri yanlarıyla da nice dert sararlar başınıza…

Ne garip değil mi?
İkili bir çıkmaz da diyebiliriz bu duruma, defteri çoktan dürülmüş bir zamanın faillerine; Yakınçağ’ın ahir zamanında rol sahibi olanların çaresizliğine. Dürbünle, büyüteçle bile baksanız göremezsiniz; ama görmek ve de göstermek istemedikleri de şifreleridir adeta.

Ne garip değil mi hem görmeyeceksin, ya da görmek istemeyeceksin; hem de görmediğin, görmek istemediğinin başına nice dertler saracaksın… Şifre içinde şifre, oyun içinde oyun, dolap içinde dolap, yapboz içinde yapboz. Bunu da uzun yıllar, ne görürler, ne de gösterirler.

Acep bu hale ne derler?
Zaman ahir zamansa sorun gereksiz Rıza, her zamanın ahir zamanında soru soran da, sorduğu sorular üzerinden sorgulayan da azalır, türünün son örnekleridir, böylesi anlarda sorgulayanlar. Buna karşın istikametini ve de istiklallerini kaybedenlerin, hem şifreleri, hem de son çareleridir.

Son ana kadar yok sayılsalar da, gerçekte ahir zaman ile beklenen zaman arasında bir köprüdür onlar: sorularıyla sorgulayanlar, görünür oldukları halde görünmez kılınanlar.

Köprünün önayaklarını tankla, topla, tüfekle kapatanlarla, dereyi geçerken at değiştirilmez diyenlerin dünya görüşüne benzemez onların medeniyet mefkûresi. Onlar, hakkı üstün tutarlar, kuvveti de ellerinin tersiyle iterler, ya da hakkın iradesine sunarlar.

Hakkın iradesi, kuvveti, hukuksuzluğun vasıtası yapmaz; tam tersine her türlü hak kullanımını ikiye bir sınırlandıran esir zorbalığa son vermek isterler. Hakkın iradesi, kuvveti yedeğine bile almaz, elde ettiği/edeceği sonucu da kuvvete bağlamaz.

Bağlarsa hakka bağlar, hakkı tutup kaldırmaya çalıştığı eylem kıyafetine bağlar, eğer bu konuda samimiyse, Hak’ta zamanla dostlarına ve de dost olacaklarına gösterir. Hakkın iradesinin düşmanı yoktur çünkü.

İnsan, ne ederse kendine eder, dostluğu da düşmanlığı da kendisinedir. Ama zulmün küresel ve de başat gücünün kaosu yaşanıyorsa dünyada, bu durumda dosdoğru olsanız da zordur hayat, hayatın atmosferi ve iklimi yok edilmiştir. Yer ve gök birleşmiş veya gök meyden olmuş, yer de zemin kaybetmiştir.

Amerikan Senatosu’nda karda yürüyen; ama ayak izini belli etmeyen, ya da birilerinin izini göstermediği bir çığ düştü toplumumuzun üzerine. Bu çığı, fırsata dönüştürenler olduğu gibi, çığı tufana dönüştürme çabası içinde olanlar da olmuştur ve de olmaktadır. Yaşanan süreç, küresel ölçekli olunca, ilkesel olmayan her eylem, sadece toplumları değil insanlığı da savuruyor…

Bu ikili yanlışın sonuç getirmeyeceğini düşünmeden, dahası toplumu çaresiz bırakan bir hareketsizliğe de sebep olmak… Ya ‘ben’ ya da benden sonrası tufan yaklaşımıyla. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe de diyebiliriz buna. Kaldı ki ‘ya devlet başa’ yaklaşımı yol açmamış mıdır ‘kuzgun leşe’ sonucunu?

Yıllardır bu gerçeği anlatanların üstü de örtülüyor, buradaki yöntemse, üzerine çer çöp atmak; saman altından su yürütüyor algısı yaratmak. Kaldı ki yaşadığımız süreçten sağlıklı çıkışın bilgisini paylaşmak dışında bir amaçları yoktur, saman altından su yürüttüğü iddia edilenlerin.

Kendilerini ‘kum tanesi’ olarak tanımlamaları bile, ikili toplumsal yanlışın bir türlü anlamak istemediği bir konudur. Yaşadıkları tarihi süreci bir türlü anlamayan, ya da anlama çabasını gereksiz görenlerin yanılgıları.

Köprünün önayaklarına karargâh kuranlar, bir türlü büyümeyen çocuk ruhluların hüneri, köprü (hukuk) dururken dereye yönelenlerin eylemleri de, aynı çocuk ruhluların insanlığa Yakınçağ’ın hesabını kesmeyi sürdürdüğünü göstermektedir.

Tıpkı Bekir Sıtkı Erdoğan’ın, “Şu bizim hesabı gör yavaş yavaş” dizesinde olduğu gibi.

Bu anlamda, ikiye bir dile getirilen, tarihi boyutunun da olduğunu bildiğimiz ‘zındık’ kavramının, içte iç düşman, dışta da dış düşman yaratanları tanımladığını; yaşadığımız süreç tamamlandığında çok daha iyi anlamış olacağız.

Ne var ki bu zındıklar, sahneye sürülen zayıflar değil, zayıflar üzerinden sonuç almak isteyenlerdir. Bunların gözünde insanlar gibi devletlerin de herhangi bir değeri yoktur. Bir süre kendilerine hizmet ettirip, ardından fırlatıp atmak dışında.

Bu gerçeği kavradığımızda, önemli olan devlet kurmak değil, bir arada yaşama duygusu ve de kültürü geliştirmek olduğunu bir kez daha anlamış olacağız. Birlikte yaşama duygusu ve de kültürü neden önemli biliyor musunuz?

Birlikte yaşama duygusu ve kültürünün törpülendiği bir toplumda, iç düşman yaratmak zor değildir. Hele bir de batılın çarkı döndürülmeye çalışılıyorsa bu yöntemle. İç düşman yaratılan bir toplumda; toplum, toplum olmaktan çıktığı gibi, devletin varlığı da varlık değildir; dış düşmanı davet eden bir aygıta dönüşür adeta.

II. Dünya Savaşı sonrası, küresel bir dünya devleti ve de onun uluslararası kurumları oluşturulduğunu düşündüğümüzde, iç düşman, dış düşman kavramları da anlamını kaybetmiş oluyor. Bu anlamda iç düşman dediğiniz de dış düşmandan besleniyor, böylesi bir batıl çarkı döndürmeye çalışanlar da.

Bunu reddetmek abesle iştigal olduğu gibi, yaşadığımız sürecin arka planının toplumdan gizlenmesinin esas nedeni de budur. Her ne kadar ikiye bir dillendirilen ‘İttifaklar birer ahittir’ sitemi dışında. Bu sitemleri de esaretleri altında oldukları küresel güçlere; oy istedikleri, vergi aldıkları halkları umurlarında değildir.

Bu da bütün devlet denen aygıtların gerçeğidir, uzunca bir süreden beri. Sanılmasın ki ülkeleri işgal edilen, işgal tehlikesiyle karşı karşıya olan, iç savaşını yaşayan devletler, böylesi bir durumda. Bütün devletler, piramidin tepesindeki bir türlü büyümeyen çocuk ruhluların esareti altında. Halklar da esaret altındaki devletlerin esiridir nihayetinde. Bu gerçekte küresel zulmün ne denli katmerli hale geldiğini göstermektedir.

Sonuçta hakkı, ancak Hak teslim eder, ikiye bir iç ve de dış düşman yaratanlar değil. Bu da hak edenlerin üstünlüğünden çok, insanlığın böylesi bir köprüye ihtiyaç duyduğunu bildiği içindir. Ezeli ve Ebedi olan Yaratıcı, bu gerçeği bilir. Neyi, nasıl yaptıklarını uzun süre bilmeyenler ise, son anda anlarlar; yıllar yılı kime hizmet ettiklerini.

Köprüye yönelenlerin hakkını hukukunu ihlal etmenin, gerçekte kendi kendilerine bir düşmanlık olduğunu; böylesi bir gerçeği anlamanın da ne denli zorlu bir sınav olduğu...  İnsanlıkta fark eder içinde bunaldığı medeniyet buhranının ne denli zorlu bir sınav olduğunu zamanla.

Ve insan olmanın bilincini bir kez daha kuşanır insanlık. Birlikte yaşama duygusuyla, “insan insanın kurdudur” yaklaşımından uzaklaşarak. Kuvveti değil, Hakkı üstün tutarak; hakkı yok sayan her türlü kuvveti, hakkın ve de hukukun emrine muti kılarak.  



Rıza Üsküdar

22-25 Ocak 2019/İzmir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3460
Toplam yorum
: 2179
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 571
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster