Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
969
 

Belgelerin efendisi Nejat Göyünç ve Konya

Belgelerin efendisi Nejat Göyünç ve Konya
 

11.Nisan.1953 N.GÖYÜNÇ'ün rehberliğinde Mardin Lisesi'nin ilk öğrencilerinin sunduğu müsamereden


Osmanlı Araştırmaları denildiğinde akla gelen ilk isim Nejat Göyünç’tür şüphesiz. Tabii ki erbabının aklına, sokaktaki insanın değil. Çünkü O’nun bilim dünyasının dışına çıkmayan çalışmaları şöhretten ve medyadan uzak; kütüphane, arşiv ve üniversite üçgeninde gerçekleşen sade bir hayat sürmesini netice vermiş ve 18 Kasım 1925 tarihinde Beşiktaş'ta başlayan bu sade hayat, takvimler 1 Temmuz 2001 Pazar gününü gösterirken yine Beşiktaş’ta çalışma odasında sona ermişti.

Rahmetli hocamla mülaki-i şerefyab olma bahtiyarlığına eriştiğimde tarih bölümü son sınıf öğrencisi idim. O dönemde henüz bir yerleşkesi olmayan Selçuk Üniversitesi şehir içindeki emanet binalarda eğitim vermekteydi. Edebiyat Fakültesi’ne şimdiki Mareşal Mustafa Kemal İlköğretim Okulu’nun bulunduğu bina tahsis edilmişti. Biz de tarih bölümü olarak derslerimizi bu binanın ikinci katındaki sınıflarda işliyorduk.

Bir gün genelde alışık olmadığımız, oldukça na^zik, zarif bir İstanbul Beyefendisi girmişti dersimize. Görünüşüyle Anadolulu, davranışıyla tipik bir Tanzimat Osmanlısı vardı karşımızda. İlk anda kıymetini anlamasak da zamanla anlaşıldı ki Allah’ın bir lütfuydu bizim için.

İlerlemiş yaşına rağmen her işini kendisi yapar, kucak dolusu vesika ve kitapla geldiği dershanemiz bir tarih laboratuarına dönüşür, biz de mikroskobun altında hücrenin yapısını inceleyen araştırmacılar gibi, tarihi sırları vesikaların rehberliğinde çözmeğe çalışırdık.

Önceleri belgeler deryasının engin derinliklerinde boğulacağımız hissine kapılsak da dersler ilerleyip bu deryada birkaç kulaç atınca sahil-i selamete ulaşabileceğimize dair inancımız da gelişti ve vesikaların gizemini çözme azmi, zamanla tutku haline dönüştü. İşte bu tutkuydu hocayla olan yakınlaşmamızı sağlayan. Hoca da derunumuza yerleşen bu iştiyakı fark etmiş olmalı ki bir gün <ı>Evladım diyerek başladığı yumuşak sesiyle <ı>dersten sonra Mevlana Müzesine gideceğini istersem kendisine eşlik edebileceğimi söyledi.

Sevinerek takılmıştım hocamın peşine. Müzeye geldiğimizde görevlileri sıcak bir şekilde selamlayıp hal hatır soran hocamızla birlikte ana kapıyı geçtikten sonra bahçe içinde, girişin hemen sağındaki hücreden bozma küçük bir odaya buyur edildiğimizi hatırlıyorum. Her biri birer tarih hazinesi olan el yazması eserlerin bulunduğu cevizden oyma bir kitaplıkla çevrili; buram, buram mazi kokan odanın tam orta yerinde ahşap bir masa duruyordu. Masanın etrafında üç beyefendi oturmuştu. Şakaklarına düşmüş ak saçların kıvrımlarından orta yaşın biraz fevkinde gösteren, giysileriyle nüfuzlu çelebileri andıran, iyi bir tedris gördükleri her hallerinden belli olan bu beyefendiler hocayı görünce ayağa kalktılar ve nazikçe elini sıktılar. (Tanışma faslından sonra Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olduklarını öğrendiğim) Bu hocalar Konya’nın sosyal ve iktisadi tarihi ile ilgili doktora tezi hazırlıyorlar ve konularının ana kaynağı olan şeriyye sicillerini incelemek üzere burada bulunuyorlardı. Vakit geçirmeden bu beylerle birlikte söz konusu sicil defterleri üzerinde tetebbuata başlayan hocamız incelemek üzere bana da bir defter verdi ve <ı>buyur evladım okumağa başla dedi.

Şeriyye sicilleri ile tanışmamızın miadı olmuştu o gün. Aradan nerdeyse yirmibeş sene geçmiş olmasına rağmen, geçen zaman içinde sicillerle olan irtibatımız hiçbir vakit kopmadı ve haşir neşirliğimiz el-an devam ediyor. Zaman geliyor paleografya dersinde öğrencilerimizle belge analizi yapıyoruz. Zaman geliyor makalelerimize, zaman geliyor Konya Ailesi adındaki kitabımıza kaynaklık ediyor. Öğrencilerimizi yönlendiriyoruz. Onlar çalışıyor. Kısacası çalışmalar kesintisiz devam ediyor.

Sadece ben mi, Başta o gün müzede tanıştığım beyler olmak üzere bugün Konya kültüründe önemli katkıları olan ve hemen hepsi bilimsel çalışmaları ile öne çıkan özellikle Osmanlı Tarih ve Medeniyeti üzerinde uzmanlaşmış bilim adamlarının çoğu hocanın rahle-i tedrisinden geçtikten sonra bu defterler üzerinde ciddi çalışmalar yapmışlar ve halen de yapmaktadırlar. H?sılı, ?limin vef?tı ile defterinin kapanmaması sırrıyla hocamızın da bu dünyadan gitmesiyle defteri kapanmamış, yetiştirdiği insanlar, yolunu takip eden öğrencileri genelde Türk Kültürüne, özelde Konya tarihine katkıda bulunmağa devam etmektedirler. Bu vadide öğrencilikten bilim adamlığına geçen münevverlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır.

Bu vesile ile 01 Temmuz 2001 Pazar günü sabaha karşı aramızdan ayrılan fakat eserleri sürekli yaşayan hocamıza Cenab-ı Hak’tan rahmet ve mağfiret dilerim.

Not: Rahmetli Hocamızın hayatı ve eserleri hakkında bilgi almak isteyenler O’nun anısına ithafen hazırladığım www.os-ar.com adresindeki Osmanlı Araştırmaları adlı web sitesine müracaat edebilirler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Mehmet İpçioğlu, epeyçe emek verilerek hazırlanan ve meraklıları için çok faydalı olabilecek siteyi not ettim. Elinize sağlık. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 30.10.2008 13:05
Cevap :
Sağolun efendim. Sizin de zaman ayırıp incelediğiniz ve bu güzel yorumla bizi cesaretlendiridğiniz için yüreğinize sağlık. Teşekkür ederim.  01.11.2008 4:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 31
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 813
Kayıt tarihi
: 30.12.07
 
 

1963 K. maraş doğumluyum. Bir kamu üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Muayyen zamanla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster