Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
86
 

Belgrad izlenimleri

Geçtiğimiz hafta sonu Türkiye Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonuyla(YESİDEF) üç günlük bir Belgrad gezimiz oldu.

Yemek sanayicilerinden oluşan heyetin bölge ülkelerini tanıma, endüstriyel gelişmeleri ve değişiklikleri takip etmenin yanı sıra kültür turizmini de içeren gezisinden dikkatimi çeken olayları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Hem gezinin kendisi, hem de bu yazı benim için de terapi gibi oldu.

Sürekli siyasi ve toplumsal konulara değinerek hem sizlerin ruhunu karartıyor, hem de kendim strese giriyordum.

Bu hafta keyifli bir geziden ve bende bıraktığı izlerden söz etmek istiyorum.

İstanbul’dan başlayan gezimiz Sırbistan’ın başkenti Belgrad ağırlıklı idi. Ancak Belgrad, tarihi geçmişi ve kültürel değerleriyle sanki hala tüm Orta Avrupa’nın başkenti gibi tüm görkemiyle etkiliyor insanları.

Gezinin ilk günü Belgrad Ticaret odası ve büyükelçilik ziyareti vardı.

Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay ve ticaret müşavirinin sıcak ilgi ve samimiyetleri en başından heyeti son derece olumlu etkiledi, moral verdi.

Henüz çok fazla ticari ilişkilerimizin olmadığı, özellikle de Bosna-Hersek ve Kosova konusunda Türkiye’nin hassasiyetleri nedeniyle pek de sıcak olmayan ilişkilere rağmen; kararlı duruşu, ciddiyeti ve sempatik tavırlarıyla ülkemizi başarılı şekilde temsil eden Büyükelçimizin gerek Sırbistan, gerekse dünyadaki gelişmelere vakıf, özgüvenli yaklaşımı Türkiye açısından gerçekten çok büyük bir şans.

Alışık olduğumuz o kibirli diplomat ya da ulaşılmaz bürokrat tipinden çok uzak, tam bir görev insanı.

Bu sıcak görüşmeden edindiğimiz en önemli bilgi, AB ye girme konusunda hayli kararlı olan Sırbistan’da yakında başlayacak özelleştirmeler nedeniyle Türkiye’den gidecek sanayici ve işadamlarına sonsuz yatırım imkanları var.

Özellikle de Voyvodina özerk bölgesinde verimli araziler tarıma çok elverişli. Ayçiçeği, mısır, tütün ve şeker pancarı üretiminin yüksek olduğu bölgede araziler Avrupa ülkelerinden, Macaristan kökenli büyük şirketler tarafından kiralanmış durumda.

Osmanlı’nın ilk toprak kaybı yaşadığı anlaşmanın imzalandığı şehir olan Karlofça ve çevresinde çok kaliteli şarap üretimi yapıldığını bizzat tadarak tespit ettik.

Konusu açılmışken biraz Karlofça’ dan söz etmek gerekir. Osmanlı’nın gerileme döneminin başladığı tarih sayılan Karlofça anlaşması bu şirin kasabada yapılmış. Anlaşmanın yapıldığı kilise yıkıldığı için aynı binanın benzeri yeniden inşa edilmiş ve turizm amaçlı kullanılıyor.

Binanın en ilgi çeken yanı, anlaşmayı imzalayan dört devlet için dört ayrı kapı yapılmış ve her devletin temsilcileri eşit temsilin karşılığı olarak kendilerine ayrılan kapılardan içeri girmişler.

Keşke bizim ülkemizde de tarihi değerlerimize layıkıyla sahip çıkılsa ve gelecek kuşaklara aktarılabilse!

Sırbistan toprakları yaklaşık beş yüzyıl Osmanlı hakimiyeti altında kaldığı için kuşkusuz eski kuşakta derin etkileri var. Ancak Yugoslavya’nın parçalanmasından sonraki dönemde yetişen gençlerin Türkleri pek sevdiğini söyleyemeyiz.

Son dönemde bizim dizilerimizin, özellikle de Muhteşem Süleyman’ın çok izleniyor olması biraz sempati oluştursa da gittiğimiz mekanlarda müzisyenlerin bizim heyete ilgisiz kalmasını önleyememiş.

Israrlı talebimize ve samimi yaklaşımımıza karşın bizim masamızda çalmayı kabul etmemeleri, genç kuşakta Sırp milliyetçiliğinden kaynaklı bir düşmanlığın kısmi de olsa sürdüğünü görmek mümkün.

Son dönemlerde Türkiye den giden devlet yetkililerinin Bosna-hersek ve Kosova’ya yönelik aşırı ilgi ve duyarlılıkları belli ki, Sırpları hayli rahatsız etmişe benziyor.

Belgrad, tarihi binaları, taş yapılarıyla son derece düzenli bir kent. Özellikle de yiyecek ve giyecek ürünleri Türkiye ye göre hayli ucuz. Kadınları çok bakımlı, gezmeyi, eğlenmeyi seviyorlar. Bu nedenle gece hayatı da oldukça renkli sayılır.

Belgrad da şehir turu sırasında bir mitinge rastladık.

AB karşıtı oldukları anlaşılan göstericiler, Parlamento binasının hemen yanında mitinglerini yaptıktan sonra bayrakları, flamalarıyla Parlamento binasının merdivenlerine kadar geldiler. Polis tedbir amaçlı olarak göstericilerden uzakta yalnızca bekledi. Ne biber gazı, ne panzerler, ne coplarla saldırı vardı.

İster istemez, bizde güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı geldi aklıma.

Belgrad’da da gördük ki, dünyanın her yerinde yönetenlerle, yönetilenler arasında görev-hak ve özgürlükler alanıyla ilgili hep bir mücadele ve arayış var.

Önemli olan, bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlamadan toplumu yönetmek.

Öte yandan bir diğer önemli konu, özgürlüklerin sınırı.

Hiçbir özgürlük sınırsız değildir ve bir başkasının özgürlüğünü engelleme, kişiye ve ait olduğu değerlere zarar verme hakkını kimseye vermez.

Tüm ideolojik, politik yorumlamalar bir yana tek başına bunu başarabilsek öyle sanıyorum, sorunlarımızın büyük bölümünü çözebiliriz.

Görüldüğü üzere, bir gezi yazısının bile sonunu siyasi analizlerle bitirmek zorunda kaldık.

Seyahat etmeyi sevenlere Belgrad’ı görmelerini tavsiye ederim.

Tuna nehri bulanık da aksa, tarih kokan bu kentin zihinleri berraklaştıran bir büyüsü var.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 18.11.2014/BODRUM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 157
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster