Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
906
 

Belki de bir özürdü gözlerinden süzülen iki damla yaş...

İş yerinin merdivenlerini çıkarken heyecan içindeydi Zeynep. Tam 32 yıl olmuştu Mehmet'le görüşmeyeli. Acaba ilk karşılaşmada tanıyabilecek miydi onu, ya da arkadaşı Zeynep'i tanıyabilecek miydi? 

Karşılaştığı ilk görevliye Mehmet'in çalıştığı büroyu sordu. Görevli 4.katta olduğunu söyleyince hemen asansöre yöneldi Zeynep. Çok sevdiği arkadaşıyla buluşmasına sayılı dakikalar kalmıştı. Heyecanı biraz daha arttı. Bürodan içeriye girdiğinde tüm çalışanları bir anda gözleriyle süzdü. Hayır, bunların hiçbiri değildi Mehmet. tip olarak değişmiş olsa dahi bakışlarından onu tanıyabileceğini düşünüyordu. Bir bayan görevliye yaklaşıp "Mehmet beyle görüşmek istiyorum." dedi. Görevli, arkadaşının izinli olduğunu, Pazartesi günü işe geleceğini söyledi. Yüreği sıkıştı Zeynep'in, boşuna mı gelmişti? Ama bir hafta daha bu şehirdeydi, görüşme şansı hala olabilirdi. Bayan görevliye; "Ben Mehmet'in liseden sınıf arkadaşıyım, işim gereği 32 yıldan beri başka şehirlerde yaşamak zorunda kaldım. Zaman zaman kısa vadelerle bu şehre geldim ama Mehmet ile görüşmek kısmet olmadı. O benim çok sevdiğim can arkadaşım. Bu defa onunla görüşmeden gitmek istemiyorum. Rica etsem ona yazacağım iki satırlık not ve telefon numaramı iletir misiniz?" dedi. Görevli, biraz isteksiz bir tavırla notu alırken Zeynep bürodan ayrıldı. 

Pazartesi günü telefonunun çalmasını bekledi Zeynep. Saatler geçiyor ama beklenen telefon bir türlü gelmiyordu. Neden aramıyordu Mehmet? Bayan görevli notu iletmemiş olabilir miydi? Tekrar aramaya karar verdi Zeynep. İşyerinin santral görevlisine sordu arkadaşını, aldığı yanıt şaşırttı onu. Mehmet 5 gün izin almıştı yeniden. Notunun ulaştırılmadığını düşündüğünden yardım istedi görevliden. Görevli biraz nazlanıp sonra verdi telefonunu Mehmet'in. Zeynep, mutlu olmuştu. Öyle ya, az sonra arkadaşının sesini duyabilecekti, telefonla da olsa. Ne kadar şaşıracaktı kim bilir, sesini duyduğunda Mehmet? 

Numarayı bir çırpıda tuşladı ve çalan zil sesini dinlemeye başladı. Ama telefon açılmadı. Birkaç dakika sonra yeniden aradı, bu defa telefon meşgul sesi veriyordu. Bekledi ve birkaç dakika sonra yeniden aradı. Bu defa telefona ulaşılamadığı bilgisini aldı Zeynep. Yıkıldı, şaşkındı ve bir anlam veremiyordu. Ama kararlıydı, bir şekilde ulaşmalıydı ona ve sesli mesaj bıraktı arkadaşına. Mesajında sitem vardı. "Merhaba Mehmet, eski arkadaşına bir merhabayı çok mu gördün, aşkolsun". Tatili bitinceye kadar boşuna bekledi telefonun çalmasını ve ayrıldı o şehirden, çok sevdiği arkadaşının telefon numarasını da silerek... 

Aradan yaklaşık 2 ay gibi bir zaman geçmişti. Zeynep'in telefonu çaldı. Arayan yine aynı liseden bir başka sınıf arkadaşı Metin'di. Metin ile de yakın zamanda görüşmeye başlamışlardı, yıllar sonra. Metin memlekete tatile gittiğini duyunca, eski okul arkadaşlarından kimseyi görüp görmediğini sordu ona. Zeynep de Mehmet ile yaşadığı bu anlamsız olayı anlattı ve biliyorsun dedi biz onunla çok iyi arkadaştık, neden benimle görüşmek istemedi, biz onunla sevgili değildik ki dedi. Metin ise "Zeynep, sen benimle dalga mı geçiyorsun? Mehmet seni seviyor, seninle nefes alabiliyordu. Bizler de ikinizin sevgili olduğunu düşünüyorduk" dedi. Zeynep şaşkındı, ne diyeceğini bilemedi, bu gerçek değildi, en azından kendi açısından. Peki ya Mehmet, böylesine yoğun duygular yaşarken nasıl saklayabilmişti Zeynep'ten? Veya Zeynep hiç mi anlayamamıştı Mehmet'in duygularını?... İyi günler dileyip telefonu kapattı Zeynep ve 32 yıl önceki anılara döndü. 

Mehmet ile bu günkü söyleyişle kanka olduklarını varsaymıştı hep. Onu asla başka bir gözle görmemişti. O, kankasıyla günlerinin tadını çıkartırken; Mehmet, arkadaşlığını kaybetmemek adına aşkını gizlemeyi başarmıştı. Şimdi anlamaya başladı Zeynep, Mehmet'in neden görüşmek istemediğini. Nasıl acı çekmişti kim bilir Mehmet? Zeynep bunları düşünürken gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Belki de bir özürdü bu yaşlar, kankasına bilmeden yaşattığı acılar için... 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aşklar bazen tek kişilik yaşanır... Böylesi bir örnek bu... "Mehmet" olabilmek ve onca yıl aynı aşkı taşıyabilmek herkesin harcı değildir... Buna özel bir yürekle yaratılmış olmak gerekir... Ve her "Mehmet"in bir "Zeynep"i mutlaka vardır... Çok güzeldi Ayşegül Hanım... Dostluk ve sevgiyle...

A. Arda Yastıoğlu 
 21.12.2011 11:19
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum Arda bey bu güzel yorumunuz için...Sevgi ve selamlarımla, mutlu kalın...  21.12.2011 12:37
 

Yazınızdaki duygu yoğunluğunu sevdim Ayşegül hanım. Yazınızın tamamına hakim olan kadın duyarlılığını da... Mehmet'in durumu klasik kaybetme korkusu diye özetlenebilir kanımca. Yeteri kadar öz güvenli, cesur olamama durumu. Tıpkı çok seven; ama kaybetme korkusu yüzünden arkadaş kalmayı tercih eden tüm kadınlar ve erkekler gibi. Ölümü görüp sıtmaya razı olmak gibi, ehveni şer bir durum yani. Elinize sağlık. Sevgi ve saygılarımla...

Cem Beraat Çamsarı 
 12.04.2011 20:41
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum bu değerli yorumunuz için Cem bey. Kaybetme korkusu insanları çekingen yapıyor ama sonuçta yine kaybediyor bir şekilde. Bence cesur olmakta fayda var...Mutlu kalın  13.04.2011 12:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 3989
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1421
Kayıt tarihi
: 20.11.10
 
 

Bir Kamu Kurumundan emekliyim. Bloğumda; yaşadıklarımı, çevremde gözlemlediğim olaylar ile kendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster