Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
458
 

Belki yarın, belki yarından da yakın!

Belki yarın, belki yarından da yakın!
 

Geçenlerde benden  oldukça genç bir arkadaşımla konuşuyorduk. Laf arasında  size imreniyorum  ne güzel yıllar yaşamışsınız dedi. Ben bu dünyaya geç gelmişim keşke 30 yıl önce doğsaydım, yaşadığım hayat beni  çok mutlu etmiyor diye devam etti.

Gerçekten eski  zamanlar daha mı güzeldi ? İsterseniz eski yıllara kısa bir göz atalım. 

Sıkıyönetim var, sokağa çıkamazsın. Sokağa çıkarsan geri gelebilirmisin belli değil.

Liseler,Üniversiteler bir gün açık bir hafta kapalı. Karşı görüşlü yakın arkadaşın, akrabanın sana düşman olma olasılığı var. Her an kör bir kurşuna hedef olabilirsin.

Benzin yok, gaz yok, yağ yok, tüpgaz yok. Kuyruk var.

Her gece  elektrik düzenli olarak kesilir. Gaz lambasında ders çalışırsın.

Yerli sigara kalitesiz. Yabancı sigara yok, jean yok, viski yok. Hepsi kaçak geliyor.

Kız arkadaş bulmak çok zor, aileler tutucu. Sen de genelde utangaçsın, kendine güvensizlik diz boyu.

Hasta olursan sabaha kadar  muayene sırası almak için hastahane nöbeti tutacaksın.

Polisin eline düşersen yandın. Şubeden çıkamayabilirsin. Garantisi yok.

Devletin diğer kurumları farklı mı? Rüşvet vermeden ehliyet alacaksın, kurumlardan iş isteyeceksin, bir günde iş bitireceksin!!

Geçiniz  hayal bunlar. 

Bugün git yarın gel. 

İmrenilen, yaşamak istenilen hayat bu mudur?

Hayır dostlar  istenilen hayat bu olamaz. 

Ancak arz olmadığı için talep de otomatik olarak ortadan kalkıyor. İstediğin kadar talep et bulamayacaksın ki!!!!  Cebinde paran olsa bile istediğin şeyleri yapamayacaksın. 

İnsanlar az şey bekleyip azla yetinince yiyeceği  bir tabak hamsinin, istavritin tadına daha fazla varır, hayattan tat alırlardı. 

İşte temel fark bu. Beklentilerin karşılanması.

Şimdilerde herşey bol ama alamıyorsun. 

Kadın erkek ilişkisi artık çok rahat .

Her çeşit elektronik cihaz  piyasada bol miktarda var.

Araba almak için çalışmak, dolayısı ile önce iş bulmak gerekiyor.  Arabayı  aldın bu sefer benzin ister.

Kira için para ister.

Genişleyen sosyal hayat için para gerekiyor. Malum biraz da kızlara hava atacaksın.

Üniversiteye gideceksen, iyisini kazanmak kolay değil. Özel Üniversite için para gerekiyor.

Lisan öğreneceksen kursa git, yurtdışına git  sonuçta o da ücretsiz değil.

Artık her yerde özel hastahaneler var. Devlete gitmek zor olur diyorsan o alternatif de  senin için mevcut  ama para ister.

İş için , aşk için arkadaşlarınla mesajlaşman şart  ama onun için de para gerekir.

Votka da var, cin de var, viski de var, sigara da bol. Ama  kimseye ücretsiz  vermiyorlar. 

Arz var, teorik istek var ancak satın almak hiç kolay değil. Pratikte  talep oluşmuyor. 

Talip olmak, malik olmak anlamına gelmiyor. Para olmayınca bu yazdıklarımızın  çoğu yapılamıyor. 

Malesef kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorsun

Sahip olamamak  insanlarımızda mutsuzluk oluşturuyor. Özellikle gençlerde psikolojik travma yaşatıyor. 

Beklentiyi oluşturmak önemli ancak beklentiyi de bir şekilde karşılamak gerekiyor. 

Bazı insanlar günde 5-6 saat telefonla konuşuyorlar. Bizim telefon hikayemiz bile farklıdır.

Manyetolu olanları askerde gördüm ancak kullanmadım. 

PTT’ nin telefonları mahalle ve köylerde  ancak bir tane bulunurdu. Yanında kumbarası olur , konuşmak için kutuya jeton veya para atılırdı. İnsanlar telefon etmek için  sıraya insanları görmek çok doğaldı. 

Bizim mahallenin telefonu  muhtarın odasındaydı. Yaşı çoktan sekseni geçmiş İrfan dedemiz paraları toplardı. İlerlemiş yaşına rağmen aktif halini koruyan, sempatik, bilgili hoş bir insandı. Ömrünün son yıllarında muhtarın yanında çalışmaya başlamıştı. Çok güzel Fransızca konuşur biz de kendisini bıkmadan dinlerdik. Malum o devirde lisan bilir insan sayısı çok azdı.

İrfan dede Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’u işgal eden Fransız kuvvetlerine çay hizmeti vermiş, bu sayede iyi derecede Fransızca öğrenmişti. Allah rahmet eylesin, güzel insandı. 

Bir süre sonra telefonlar evlere dağıtılmaya başlandı. Ancak bu sefer de şehirler arası görüşme yapılamazdı. Görüşeceksen santrala yazdıracaksın. 

  • Normal
  • Acil
  • Yıldırım

Askerlik yıllarında kullandığımız telefon da santral aracılığıyla bağlantı kurulurdu. Yazdır ve bekle artık  ne zaman konuşursan . 

Zaten haftada boş bir günün var onuda telefon beklemekle geçirirsin. Olur mu böyle şey demeyin, oluyordu. Eğer ailenle, sevgilinle görüşmeyi becerebilirsen dünyanın en mutlu kişisi olurdun. 

Doksanlı yılların başında  Amerika’dan diğer ülkeleri ancak santral vasıtası ile arıyabiliyordun. Nedenini hala çözebilmiş değilim.

İngiltere’de meşhur  kırmızı telefon kulübeleri vardı. Parayı  koyarsın İstanbul’daki aileni ararsın. Artık rahatlık devri başlamıştı. 

Cep  telefonlarıyla  ilk olarak doksanlı yılların ortasında tanıştık. Kocaman Motorola telefonlar bize büyülü gelirdi. 

Amerikan filmlerinde hep o vardı. Aktör anteni açar, konuşma kapağını kaldırır , numarayı çevirir. 

İlk cep telefonum Siemens S4 oldu. Bu sefer de telefon var ancak ulaşım yoktu. İş için Anadolu’ya gittiğinizde hatlar ancak şehir merkezlerinde kapsama dahil olurdu. Gerçi bu biraz da işimize gelirdi. Patron ulaşamaz, karın ulaşamaz . 

Sen istersen ararsın yani belirleyici olan sen olurdun.

Şimdi öyle mi ? Görüntülü telefon, uydu telefon ne istersen var. Nokia’sı , Samsung’u , Iphone’u  oradan twitter’e , facebook’a bağlantı mesajı geliyor. 

  • Çarşıdayım –   Twitter
  • Tuvaletteyim – Facebook . Yuh artık . Görüyorsunuz içimize kadar  girdi. 

Bizim dönemimizde  beklentiler hayallerimizle  sınırlıydı şimdi beklentiyi gerçekleştirmek mümkün ancak onun da karşılığı var. 

Kim mutlu? Kim mutsuz? Hangi devir daha iyi? Karar veremedim.

Anadolu’da bir inanış vardır. Çocuk doğunca kavak ağacı dikilir. Çocuk evlenme çağına gelince kavak satılır parasıyla düğün yapılır. Benzer uygulamalar Yahudi’lerde de var. Genelde şehir dışında arazi alınır çocuk büyüyünce arazi kıymetlenir ister satılır ister yatırım olarak kullanılır. 

Siyasette, dinde benzer uygulamalar var. Ancak önce ekecek sonra biçeceksin. Sabırlı olacaksın sonuç almak uzun yıllar hatta asırlar sürebilir. 

19. Yüzyılda misyonerlik faaliyetlerini yaymak amaçlı olarak Türkiye’de Amerikan okulları  açıldı .

Robert Kolej 186 , Üsküdar Amerikan Koleji 1871, Kayseri Talas Amerikan Koleji 1871,  İzmir Amerikan Koleji 187 , Merzifon Amerikan Koleji 1886, Tarsus Amerikan Koleji 1888 de kuruldu. 

Yetişen insanlar ülke siyasetinde etkili ve belirleyici oldular. Robert Kolej mensupları iki başbakan çıkarttık diye gururlanıyorlar. 

Gözyaşları Amerika’dan yayın yoluyla bizlere ulaşan ünlü hocanın okulları da Afrika’da, Türki Cumhuriyetler’de, Uzak Doğu’da benzer faaliyetleri yapıyorlar. 

Böyle büyük bir organizasyonu kendileri yapabilirler mi? Bu okulların yöneticileri aslında birer maşa mıdır?  Arkalarında  bu kuruluşları kullanarak, doğal kaynakları zengin  ülkeleri sömürmek isteyen emperyalist güçler mi var? Bunun cevabını tarih verecektir.

Artık Türkiye gençlere yetmez. Mutlaka başka dünyalar keşfetmek gerekiyor.

Beklentileri karşılanamayan binlerce  gençin yurtdışına gitmeleri, orada yaşamaları , iş sahibi olmaları ve düzenli iletişimde olmaları ülkeye çok şey kazandırırır. Kongo’ya git, Kenya’ya git, Amerika’ya git . Ticareti , siyaseti , işbirliğini Dünya’ya açılan o gençlerle yap. 

Temel’e sormuşlar;

 Aptal mı olmak isteysun, güzel olmak mı?

 Aptal demiş bizim Temel.

 Güzellik geçicidur.

Hollanda’lılar, Fransızlar, Amerika’lılar böyle yapıyorlar.  Dünya’ya yayılıyor  ve kalıcı olmaya çalışıyorlar. 

Olmazsa olmaz şart kaliteyi yakalamaktır. İyi okullarda oku, lisan öğren. Üret ,katma değer yarat.

Neyzen Tevfik demiş ki: 

Hayat,  çatlak bardaktaki suya benzer,

İçsen de tükenir içmesen de,

Bu yüzden hayattan tat almaya bak,

Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da…

 Bu dizeleri kendine şiar edinmiş meşhurlarımız var. Yazılanlara ve duyduklarımıza  göre, otomobilleri ile ünlü 60 ‘lı yaşlardaki inşaatçı dostumuzun 20’ li yaşlarda sevgilisi var. 

Mali durumu eskisi kadar iyi olmayan  70’ li yaşlardaki  eski sanayicimizin karısı da 20’ li yaşlarda. 

60’ lı yaşları çoktan aşmış ünlü spor kulubü  başkanının  yeni karısı da ancak 25- 30’ lu yaşlarda .

Yaşı 80 ‘nine dayanmış ünlü gazete patronunun  sevgilisinin  yirmili yaşlarda olduğu söyleniyor. 

Sosyetede tanınmış bir çok kişinin kendilerinin yarı yaşında hatta daha genç sevgilileri var. 

Benim neden sevgilim  yok?  diye üzülmeyin. 

Belki sizin sevgiliniz henüz dünyaya gelmemiştir !!!

Bekletinizi canlı tutun. Sizinde hayalleriniz gerçekleşebilir. 

Belki yarın, belki  yarından da yakın.

Önerim; 

Dünü, bugünü  bir tarafa bırakın. Yaşamın her anından zevk almaya bakın. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 224
Kayıt tarihi
: 21.11.12
 
 

Mühendisim. Spor, müzik, yemek, yazmak özel zevklerimdir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster