Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '06

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
2352
 

Belleğimizdeki kent

Belleğimizdeki kent
 

Kent kavramı içinde barındırdığı imgelerle bir anlam taşır. Öyle ki kentlerin isimleri geçtiğinde imgesel çağrışımlar oluşur. Paris’i Eiffel, Mısır'ı Piramitler, Venedik’i gondollar, New York’u Özgürlük Anıtı, İstanbul’u Boğaz, Kız Kulesi Hisar her şeyden önce anımsatır. Belli başlı kentlerin içinde yer alan, onlarla bütünleşmiş yapılar kafamızda o kentlerin yer etmelerini sağlamıştır. Kent imgesi ile anlaşılan, o kentin genel görünümüyle yaşam tarzıdır. Sokakları, caddeleri, parkları, heykelleri, kütüphaneleri, insanların giyimi ve yaşama tarzları kentin mimarisi belleğimize yerleşir. Kent sokaklardan ve caddelerden oluşur. Bu sokaklarda yürüdükçe geniş alanlara parklara ya da dini yaplara çıkarsınız. Bazı kentler melezdir içinde bir çok farklı mimariyi, yapıyı, tarzı barındırılar. “Çin mahallelerinde veya Hind dükkanlarında bile olsa yaşayan ‘ötekiler’in dayanılmaz cazibesi vardır. İskenderiye Kahire, Şam veya Beyrut hem Yunan, hem Suriyeli hem Arap hem Osmanlı hem de Kolonyal binalardan bakan Avrupa’dır. Biraz akdeniz’dir biraz da çöl. Hepsinin karışımı bir melez keyfi, güzelliği sarar silüetin tül peçesini” [1]

Kent tanımı yapılırken sadece görünüş değil canlı bir yapı olarak insandan daha doğrusu yaşayan insanın kültüründen, yaşayış şeklinden, alışkanlıklarından, anlamlı bir yığın olarak toplumdan da söz etmek gerekir. Yani kent ve kültürü birarada olması gereken birbirini tamamlayan bir organizma parçaları gibi düşünülmelidir. Dolayısyla kent canlıdır. Kentin kendi içinde bir devinimi olduğunu Kevin Lynch de şöyle ifade ediyor: “Bir kentteki hareketli elemanlar, özellikle de insanlar ve onların faaliyetleri, sabit fiziksel bölümler kadar önemlidir. Biz bu gösterinin izleyicileri olarak kalamayız, kendimiz de onun bir parçasıyızdır, öteki katılımcılarla birlikte sahnede yer alırız. Çoğu kez kenti algılamamız süreklilik göstermez, kısmi bölük pörçük olur daha çok, dikkatimizi çeken başka şeylerle bölünür. Hemen hemen bütün duyularmız devrededir. Kentin imgesi de bütün bunların bir bileşimidir.” [2]

İmgeler mi Kent mi Kalıcı?

Görsel alanda, özellikle de çevremizde karşılaştığımız imgeler, imajlar bizde sembolik anlamlar taşır. John Berger’in "Görme Biçimleri”ne de atıf da bulunarak, zamanla imgelerin canlandırdığı şeyden daha kalıcı olduğu anlaşıldı. Kente ait bu imgeler, edebiyatla, fotoğrafla, görsel medyayla en çok da sinemayla belleğimize yerleşmekte. Filmlerde gördüğümüz sokaklar, caddeler, parklar hergün gelip geçtiğimiz yerler haline gelmekte, binalar tanıdık olmakta. Ümit Ünal da “Anlat İstanbul”da tam da bu duruma parmak basmış. Öyle ki İstanbul’un en bilinen imgelerini, masallarına mekan olarak seçmiş. Bir kenti anlatmak üzerine Ümit Ünal şöyle diyor:

“O kentle ilişkili olmak lazım herhalde. Çünkü bir şehre gittiğinde normal filmlerde gördüğünüzden daha farklı bir sürü detay vardır. İçinde yaşadığınız zaman. Onlar işte bu hikayelerdeki karakterler kadar değerli. Farklı olmaya değer detaylar. “Berlin Üzerindeki Gökyüzü”nü gördüğümde arkasından Berlin’e gittim. Filmden aklımda kalanlar detaylar, aynen öyle var. Mutlaka Berlin’e gittiğinizde karşınıza çıkan dikkatinizi çekecek detaylar. Kentle hikayeyi bu kadar bütünleştiren bir film. Berline adanmış bir film yani, istanbul'un öyle bir filmi olmadığını düşünüyordum. Biraz öyle bir amaçla yaptık. Ne kadar başardık bilmiyorum.

İstanbul Hangi İmgeyle Kendini Anlattı?

İstanbul’un en bilindik imgelerini, hikayelerine arka plan olarak seçmiş.“Galata Köprüsü ana mekanlardan biri. Yüzlerce Türk filminde de mutlaka orada geçen bir sahne vardır. Kahramanımız oradan geçer. Yüzlerce hikayede vardır. Sait Faik’in romanlarında vardır. Ara Güler’in fotoğraflarında vardır. Merkez olan bir köprüdür. İstanbul’un da Batı’ya açılan köprüsüdür.”

Genellikle, mekanlarla fikirler bir yerde birleşiyor. Yani mekanlara anlamlar yükleniyor. “Galata Köprüsü’nün yarım kalmış olması beni çok ilgilendirdi. Galata da filmde ana damarlardan bir tanesi yarım kalmış olması hikayenin orada bitmesi güzel. Kahramanlar geliyorlar sonuna kadar gidip oradan yokolup gidiyorlar. Noldu sonu belli değil.”

Ümit Ünal şimdiye kadar Türk sinemasında kullanılmış yerleri kullanılmamış şekliyle çekmiş. “Türk filmlerinde çok kullanılan bir diğer yer ise Haydarpaşa Garı. Bütün Türk filmlerinde, Haydarpaşa Garı filmin kahramanının İstanbul’a ilk gelişini simgeler. O merdivenlerde durur şöyle bir İstanbul’a bakar. Ben o merdivenlerinin önünün çok kocaman bir Eminönü gibi sanırdım. Hemen ardından Eminöününe gelir ya ilk geldiğimde çok şaşırdım merdivenlerin önü daracık bir alan. Mesela Haydarpaşa garını hiç bir zaman gece görmedik aydınlatılması çok zor bir alan. Önü çok dar olduğu için denizden aydınlatılması gerekiyor. İlk defa o Haydarpaşa Garı’na inanılmaz bir ışık yapıldı.İlk defa gece görüntülendi.Türk sinemasındailk defa yapılmış bir şey. O haliyle ilk defa kullanılıyor. Tünellerdi metro inşaatıydı ilk kez kullanıldı yine sinemada. Bresson’un çok meşhur bir fotoğrafı vardır İstanbul fotoğraflarından Karaköy’deki merdivenleri hatırlayınca orayı kullandım”

Her gün gördüğümüz ya da hiç görmediğimiz mekanlar, kente ait imgeler filmlerde böyle çıkıyor karşımıza. Bir de, bu mekanların görsel sunumundaki estetik var ki o da sinemanın, yönetmenin bir başarısı. Zaman zaman gerçekte görmediğimiz sadece filmlerde gördüğümüz mekanlar yönetmenin gözünden bize sunulduğu için daha farklı, daha masalsı olabililiyor. Gerçekten uzaklaşılıp, gerçek mekanlardan farklı ambiyanslar yaratılabiliyor. Ama gördüğümüz imgeler sabit kalıyor.Anlat İstanbul’da da masallar İstanbul’u anlatıyor. İstanbul masallara mekan oluyor. Hele hele beş farklı yönetmen gözüyle İstanbul başka türlü çıkıyor karşımıza.


1 Çizgen Nevval, “Kent ve Kültür” kitabından bir alıntı s:31

2 Lynch Kevin “Çevrenin İmgesi”, çev: İlknur Özdemir, Cogito “Kent ve Kültürü” özel sayısı, Yaz 1996, s.153

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

geçenlerde televizyonda gösterildiğinde izledim anlat istanbul'u, bu detayları hiç yakalayamadığımı fark ediyorum şimdi, tekrar izleyeceğim fırsat bulur bulmaz. yazınız çok ilgi çekici gerçekten. elllerinize sağlık...

Emile 
 25.06.2006 20:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 534
Kayıt tarihi
: 07.06.06
 
 

Web editörü. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri mezunu. TV kanallarında yap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster