Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
838
 

Ben "O" oldum ya sonra?...

Ben "O" oldum ya sonra?...
 

Her zaman algılayamasakta nedenleri, niçinleri; aslında anlayabiliriz onun sebeplerini...
Bazen bu bir arkadaş olabilir, bazen bir eş, bir çocuk yada uzak bir tanıdık...
Şaşırırız ilk duyduğumumuzda yaptıklarına, yada inanamaz kulaklarımız muatabı olduklarına...


Sahip değilizdir onun o anki sebeplerine, ama yargılayabiliriz kolaylıkla...
Ya bir öfke patlamasıdır çoğu zaman sebepsiz gibi görünen bize,
Yada sert bir çıkış veya umursamaz bir tavır olabilir karşılaştığımız bizi bu şaşırtan bazende.

İçerleriz sevilenden geliyorsa...cidden can yakar, kanatır bazen de. Ve döner de hırs ve kızgınlığa kadar dahi vardırabiliriz tepkilerimizi bazen de.
Çünkü algılayamayız....
Çünkü "O" değiliz....

"O" olmasakta:Yine de dönüp bakmalı derim öncelikle bir de kendimize:
Onlardan olan beklentilerimize, karşımızdakini oturttuğumuz şablonlara ve kalıplara...
Bir göz atmalı öncelikle, bir değerlendirmeye gidilmeli belki de tüm bunlara...

Bir başkasının pabuçları içine girmek...Yada "empati kurmak" dediğimizde: Akılsallaştırmaktan çok, sezgisel olarak hissetmek, o durumda ki "O" ile özdeşleşebilmek geliyor benim aklıma.

"O" olabilmeyi başaracak kadar yüreğine aldığında onu; tüm öfkesiyle, sana karşı hoşlanamayacağın o tavır ve tutumlarıyla... bu işyerinde bir yöneticinde olsa, sokakta yüzüne tüküren bir tinerci de veyahut ihanetine maruz kaldığın bir sevgili yada eşte; fark edilebiliyor ki, yok aslında hiç birinin birbirinden farkı. Ve tamamının, bana göre var aslında bir kaç ortak yanı...

Her şeyden önce, benim an bean çizerek oluşturduğum taboda -ki buna" hayat yolu" da denebilir; inanadığım en önemli şeylerden biri: Tüm seçimlerimizin burada bedenlenmeden önce ki, ruhsal boyutumuzda bizim tekamülümüz adına, kendimizin bizzat seçip belirlediğidir.

O halde zaten; acı-hoşnutsuzluk-ızdırap veya üzüntü verici diye tanımladığımız olaylar aslında, içinden alınması gereken bilgiyi edinip, tecrübe olarak hayatımıza geçirip, artık o dersler sonrasında aşılması ve geçilmesi gereken olaylardan ibarettir.

Hal bu olunca da; ne suçlı ne suç, ne kızgınlık ne de öfke manasız tepkilerden ve duygulardan öte bir anlam da içermemekte. Ve bu da bir yana, zaten o yaşanaması gereken olayları biz kendimiz çok çok önceleri seçip burada ders konusu edindiysek, buna vesile olana kızmak yerine minnet duymak gerekmez mi?

Birde bu boyutta ki bakış açısıda bir yana, karşımızda ki kişinin tepkileri gerçekten kendini bağlar. Onun değer yargıları ve etiketeleri kendi kavrayış ve algı düzeyinin uzantısı ve izdüşümüyken; bundan dolayı kırılmak, alınmak yada beklentiye giripte karşılanmadığında hayıflanamak niye?

Ayrıca zaten empati diye söze başlamışken; "bu benim işime gelmez" duygusundan bir an için sıyrılabilipte
bir diğerini ama; "sadece onu ondan" anlayabildiğimiz de, gerçek manada bir kırgınlık veya kızgınlık yaşabilir misiniz? Ben yanıtını vereyim: İnanın asla....

Bundan sonrası da yine bize kalmış...Her anlayabildiğimiz, yada gerçekten algılayabildiğimiz davranışı ve bu davranış, tutumun sahibi olan kişiyi de; bu muatabı olduğunuz tutum ve davranış sonrasında alıp başınıza tac etmek, yada yerle yeksan etmek gibi bir zorunluluğumuzda elebte...

Birebir ilişkilerde belirleyici unsurlar pek çok... Onu canı gönülden anlıyor dahi olsanız; alınacak dersi almanıza vesile olana teşekkürünüzü yüreğinizden edip yollarınızı ayırabilir, yada ilişkinize yeni bir boyut kazandırabilirsiniz...

Ve size bir sır vereyim mi? İnanın bu dönüşüm de, zaten bu empati ve hoşgörüyü yürekten akıtarak yapabildiğinizde (ki bu zaten bir süre sonra neredeyse otomatik hale geliyor) kendiliğinde oluşuyor. Kişiler arası ilişkilerde belirleyici unsur akıl ve plan olmaktan çıkıp, ilahi akışta yaşanan sizin çokta birebir hesap ederek, kontrol etmenize bağlı olmayan bir süreçte ancak, sizin ve bütünün hayrına olacak şekilde gelişiyor.

Sevgi ve ışıkla
Ayna
01 Nisan 2006

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Karşındakinin yerine kendini koymak ve onu 'O'nda anlamak. Çoğunlukla onu kendi içimize alıp, bencil duygularımızın esiri yapıp, bir güzel harmanlayıp, sonucunu da küskünlüğe ya da mutluluğa bağlamıyor muyuz. Kendimize göre anlamaya çalışıyorsak onu, mutluluk ya da kırılmak yanılsama olmuyor mu. Neye inandıryorsan kendini onu hissetmiyor musun. İşte gerçekten anlayabilmenin sırrı karşındakini kendine almadan anlayabilmekte...Ama çoğu kez zor oluyor tabi. otomatik hale gelmesini yürekten istiyorum:)Kucak dolusu sevgiler...

guguk kuşu 
 01.05.2007 19:45
Cevap :
Teşşekkirler canım katkına...Herşeyden önce kendimiz için bu en güzeli:) Sevgi ve ışıkla, Ayna  01.05.2007 22:26
 

bu yazının üzerine ne ekleyebilirim ki... güzel düşünceler:) sevgilerle..

erol aslan 
 01.05.2007 12:58
Cevap :
Beğeni ve paylaşımınız için teşekkürler Erol. Sevgi ve ışıkla, Ayna  01.05.2007 18:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1897
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster