Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1365
 

Ben bir mülteciyim

Ben bir mülteciyim
 

Mülteci, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan / ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği /sığındığı ülke tarafından endişeleri haklı bulunan yabancıdır (wikipedia.org).

Çember git gide daralıyor farkında mısınız?

Artık kaçacak yer kalmadığını ve bu kadar büyük bir pislik çukurunda, boğazımıza kadar battığımızı düşünüyorum. İşin kötü yanı, bu çukuru, bu kadar pislikle ben doldurmadım diye söylene söylene batarken farkediyoruz ki, ister olanda bitende payımız olsun, ister onlar doldururken biz bir yandan kürekle temizlemeye çalışmış olsak bile farketmiyor, batıyoruz hep beraber aynı pislik çukurunun içinde…
Dünya batıyor insanların doymak bilmeyen hırsları yüzünden…
Obezite ruhlarımız doymuyor bir türlü. Yetmiyor hiçbir şey bize. Tüketiyoruz her şeyi içimizde, tamamen tükenmiş olan insanlığımız gibi…
Yaşadığımız dünyayı tükettik.
Güneş sistemine bile zarar verdik, ozon tabakasını deldik.
Tek sadık yârimiz olan kara toprağı bile suç ortağı yaptık kendimize.
Hormonsuz domates, hormonsuz sebze meyve ararken, esas farkedemediğimiz acı gerçek şu ki, hormonsuz, organik insan kalmadı aramızda.

İnsan denilen varlık, nedenini henüz bilemediğimiz sebeplerle, belli zamanlarda belli noktalarda dünyaya geliyor. Bir topluluğun, dinin ve milletin parçası oluyor. İçinde yaşadığı toplumdan farklı olsa da, toplumla ortak yaşıyor.

Fark edemediğimiz en önemli şey ne biliyor musunuz?
Ne kadar eğitim alsak da,
kültür düzeyimiz ne kadar yüksek olsa da,
güzel evlerimizde yaşayıp, son model arabalarımızla yüksek gelirler kazandığımız işimize giderken, kırmızı ışıkta arabanın camına vurup selpak satan çocuğun değeri kadardır bizim toplumdaki yerimiz…
O çocuğu büyütemediğimiz müddetçe kendimizin küçüldüğünü farkedemeyecek kadar cahiliz.
Selpak almayınca, bize bıçak çektiğinde farkına vardığımız o küçük çocuk kadar değerliyiz hepimiz.
Çocuk da kendince haklı. Bizi öldürerek, gelir dağılımındaki dengesizliği çözmeye çalışıyor en kısa yoldan.
Yani anlayacağınız, ne kadar kendinizi geliştirirsek geliştirelim, en zayıf halka kadar güçlüyüz yaşadığımız toplumda. Dolayısıyla dünyaya nerede geldiniz, nerde yaşadığınız çok önemli. Siz bir şekilde kadere feykinizi atıp yırtmış olsanız da, içinde yaşadığınız toplumdur sizin kaderinizi belirleyen.
Ne kaderiymiş ne toplumuymuş demeyin bana.
Her şey senin elinde, toplumdan bağımsız yaşayabilirsin demeyin.
Gürcistan’da 2000 den fazla sivil kişi neden öldü?
Kendi kararları mıydı?
Ölenlerden birkaç tanesinin hayat hikayesini verseler, sizin bizim gibi onların da rakam, sayı, istatistik rakamı değil de, insan olduğunu hatırlatsalar, boğazımıza düğümlenmeden ikibin deyip geçebilecek miyiz, bu kadar rahat konuşabilecek miyiz acaba?
İkibin sivil insan diyorum.
Birkaç kişinin aldığı karar sonucu ölen ikibin kişi!
Kararı alanların hala yaşamaya devam ettiği ama ölen ikibin kişiden bahsediyorum.
Bu kişiler neden öldü?
Bütün bunları düşününce şuna cevap verebilir misiniz; sizce biz özgür müyüz?
Hala özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Kendimizi yönetenleri seçebilecek kadar özgürüz değil mi?
Kötüler arasındaki en iyiyi seçmeye çalışıyoruz ve buna demokrasi diyoruz.
Siyasilerin aldığı kararlar kadar özgürüz.
Çok ünlü bir söz vardır; derler ki,

“Tanrı insanlığa özgü üç özellik yaratmış; dürüstlük, akıl ve siyasi irade.
Ama kimseye ikiden fazlasını vermemiş.
Dolayısıyla;
Eğer, dürüst ve akıllıysanız, siyasetçi değilsiniz.
Eğer dürüst ve siyasetçiyseniz, akıllı değilsiniz.
Eğer akıllı ve siyasetçiyseniz, dürüst değilsiniz.”

Ve biz de seçmiş olduğumuz, ya da çoğunluğun seçmiş olduğu “dürüst ve akıllı” siyasetçilerin aldığı kararlar doğrultusunda yaşıyoruz.
Sizce ölen ikibin kişiden kaç tanesi kendilerinin adına alınan kararın altına imza atardı?
Kaderini değiştirecek bu kararı seçme şansları var mıydı? Tüm bunları düşününce hâlâ özgür olduğumuzu düşünüyor musunuz?

Nerede, hangi enlem ve boylamda hayata başladığınız çok önemli. Çünkü bu noktada, milliyetiniz, dininiz, haklarınız, yaşam tarzınız ve hayatınız boyunca nasıl bir hayat süreceğinizi belirleyecek olan her şey çoktan belirlenmiş oluyor. Seçemediğimiz pek çok şey, doğduğumuz an kambur gibi sırtımıza yükleniyor ve bu kamburla yaşamımıza devam ediyoruz.
Devam edilemeyecek sınıra gelindiğinde ise, yaşamınız tehdit altına girdiğinde, son bir çare var;

Mülteci olmak…

Sığınabilecek bir ülke bulmak

ve

doğduğunuz, büyüdüğünüz toprakları terketmek.

Bu cümle çok önemli bence. Ayrı ayrı derinlemesine düşünülmeli;

1) Sığınabilecek bir ülke bulmak;
Çok zor… Kendi içimizdeki, aynı topraklarda yaşadığımız bir insanı bile kabul edemediğimiz bir zamanda, bir mülteciyi kabul etmek çok zor. İşte bu yüzden dünyada, hergün yüzlerce mülteci ölmekte. Ya kaçak bir teknede denizde boğularak ya da bir kamyonun iki metre kare büyüklüğündeki kasasında elli atmış kişi aç susuz bir şekilde saatlerce süren bir yolculukta, nefes alamayarak boğulmakta. Gizlice giriş yapmayı başaramayan ama hayatta kalma şansını(!) kaybetmeyenlerin ise bir mülteci kampında nasıl yaşadığını biliyor musunuz?

2)Doğduğunuz büyüdüğünüz toprakları terk etmek;
Kim istereyek ve acı çekmeden doğduğu büyüdüğü toprakları, bir daha dönme şansı olmadan, terk etmek ister? Aynı dili konuştuğu insanlardan uzaklaşmak ve başka bir ülkeye 3.sınıf vatandaş olarak gitmek ister? Ki bu yolda ölme ihtimali de var. Kim bunları durduk yere göze alır?

Ölen ikibin kişi var diyorum. Kendi almadığı bir karar sonucunda ölen ikibin kişi…
Hergün ölen yüzlerce mülteci var. Kendini ait hissetmediği topraklarda doğduğu için ya da ait olmadığı fikirlerden kaçmaya çalışırken ölen mülteciler…

Kendi hayatınızın bu insanların hayatından daha değerli olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bir mülteciden ya da savaşta ölen birinden daha mı çok hak ediyorsunuz yaşamayı?
İnsanlık adına 2000 sayısının ne ifade ettiğini çok merak ediyorum.
Bu utanç Avrupa’da gelişmiş bir ülkede yaşansaydı acaba dünyanın bu olaya yaklaşımı aynı mı olurdu? Ya da hiç yaşanmaz mıydı?
Doğduğumuz yer yaşayacağımız pekçok şeyin belirleyicisi oluyor. Sınırlarımızı çiziyor.
Doğduğunuz yer sizin değerinizi biçiyor.
Ya bir insan olarak yaşama şansına sahip oluyorsunuz,
Ya da sadece bir sayı olarak ifade ediliyorsunuz.

Ben de tüm bu yaşananlara bakınca insanlıktan iltica etmek istiyorum. Ama sığınacak bir yer bulamıyorum kendime.
Bu yaştan sonra hayvan olmam imkansız.
Ot gibi yaşamak istemediğim için de, bitki olmayı ben istemiyorum.
Bunların dışında iltica edebileceğim başka bir canlı kaldı mı bilmiyorum.
Ne olacağımı ve nereye sığınacağımı bilmesem de,
Bildiğim tek bir şey var ki,
Ben bir mülteciyim…
Bütün insanlık suçları ve insan olduğumdan utandıran tüm şeylerden iltica ediyorum.
Ve yüreğime sığınıyorum.
Ben bir mülteciyim…

Benim eksik kaldığım yerden Şebnem Ferah devam etsin;

Ben bir mülteciyim
Kendi yüreğimden başka
Sığınacak yerim yok yurdum yok
Ben bir mülteciyim
Yüreğime sığındım
Burada savaş çıksa bile ölen yok
Tüm hayallerin sonsuzluğa
Ve sona erebildiği yerdeyim
Tüm niyetlerin bedenleri varmışçasına
Görülebildiği bir yerdeyim
Ben bir mülteciyim
Yüreğimde yaşıyorum
Esir değil kul hiç değil
Kendimde yaşıyorum
Ben bir mülteciyim
Burada aslında sınır yok
Kazanmak kaybetmek yok
Bu güçten daha büyük güç yok
Artık eminim her şey içimde filizlenip
İstersem büyüyor bakmazsam çürüyor
Aşil topuğum aşktı,
Başka yüreklerde mutlu olmadım, yaşayamadım
Oysa içimde ne ok var ne de atan
Ne yön ne arka ön
İster yaşa ister sön
Ben bir mülteciyim
Yüreğimde yaşıyorum
Esir değil kul hiç değil
Kendimde yaşıyorum
Ben bir mülteciyim
Burada aslında sınır yok
Kazanmak kaybetmek yok
Bu güçten daha büyük güç yok
Ben bir mülteciyim
Kendi yüreğimden başka
Sığınacak yerim yok yurdum yok
Tüm kitapların arasında kurutulup saklanan
Anılarla dolu bir yerdeyim
Tüm sözcüklerin cümlelerden kurtulmuş gibi
İncitmeden özgür kalabildiği yerdeyim

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok iyi ve güzel yazı olmuş, doygunluğa yetiyordu! Keşke şiire gerek olmasaydı daha etkili ve özgün olurdu. Mutlulukla sevgi ve selamlar.

Nariçi 
 12.08.2008 13:35
Cevap :
Merhaba Nariçi, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Şiirden kastınız yazının sonuna eklediğim Şebnem Ferah'ın parçası sanırım. Özgünlüğünden bir şey kaybettirdiğini sanmıyorum. Aynı duyguları paylaşan çok sevdiğim bir parçayı da fon müziği olarak ekledim sadece. Yazıyla beraber dinlemenizi tavsiye ederim :) Sevgilerimle...  12.08.2008 13:47
 

Seni gözümden kıskanıyorum. Sen mükemmel bir insansın. Duygularını büyük bir içtenlikle dile getirmişsin. İçindeki sızıyı paylaşıyorum. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Ahmet Güüreşçioğlu 
 12.08.2008 12:28
Cevap :
Sevgili Ali Nail Bey, iltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Sizin yüreğinizin de sızladığını tahmin edebiliyorum. Paylaşabilmek ve anlaşılabilmek güzel şey. Sevgi ve saygılarımla...  12.08.2008 13:35
 

Sabah sabah blog habercimde "ben mülteciyim" başlıklı blogu görünce gülümsedim, biraz da neler yazmış olabileceğini tahmin ettim ama böylesine dehşete düşeceğim aklıma gelmedi doğrusu. Zaman artık giderek tükeniyor, bunun böyle gitmeyeceğini de hepimiz hissediyoruz bir şekilde. Bence artık kelimeleri ve kavramları yerli yerine oturtmanın zamanı çoktan geldi. Şu canına tükürdüğümün dünyası bizim hepimizin dünyası ve hiç birimizde mülteci değiliz. Bizim aradığımız şey yeni bir memleket değil. Biz henüz keşfedemediğimiz insanlığımızı arıyoruz. Hatırlıyormusun sen cumhuriyet mitinglerinde de ben buraya ait değilim gibisine bir şeyler düşünmüştün. Birbirinin üstüne bomba atan insanla, birbirine lanet okuyan, birbirini dışlayan insanlar arasında en ufak bir fark yoktur arkadaşım. İçimizdeki insanı keşfedemedikçe bu cehennem hayatı son bulmayacak. Nereye kaçarsak kaçalım, çünkü gidebileceğimiz her yerde aynı insan olamamış yaratıkları bulacağız. Kendine iyi bak.

Matilla 
 12.08.2008 8:15
Cevap :
Sevgili Mustafa Bey çok sert bir yorum olmuş, doğrusu korkuttunuz beni... Ama eleştirileriniz benim için değerlidir. Cevap verme hakkımı kullanıyorum; Çarpıttığım hiç bir şey yok. Yazdıklarımın tamamen açık ve tamamen net olduğunu düşünüyorum. Benim aradığım şey de yeni bir memleket değil, ki bulmak çok da zor olmazdı. Zaten tek bir cümlemde bile başka bir memleketten bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey "insanlıktan iltica etmek" istemem :) mülteci olarak sığındığım yer ise yüreğim :) Yani paniğe gerek yok :) Cumhuriyet mitinglerinde durum biraz daha farklıydı, "buraya ait değilim" dediğim cümleyi, orada toplanan kişilerle aynı düşünce yapısında olmadığım ama karşı olduğum şey aynı olduğu için toplanmış olmamın doğruluğunun içsel sorgusuydu. Bunun dışında herhangi bir yere kaçmak gibi bir durum yok... Benim yolculuğum içime... Kendi içimize yapacağımız iç yolculuklarıyla ereriz belki bir gün huzura... Sevgiler, saygılar...  12.08.2008 17:52
 

İnsanlığın var oluşundan beri, "insanoğlu" birbirine eziyet çektirmek için uğraşmış. Günümüzde de aynı şiddeti ile devam ediyor. Bunca acımasızlığa rağmen bu kainat yürüyor. Zaman zaman hepimiz yaşadığımız yerleri terk etmek isteriz. Ama nereye? Dünya aynı dünya...ve insanlık ayıbı her yerde. Çok güzel ve insanlık adına okunası bir yazı idi. Kaleminize sağlık. Sevgilerimle

Earlybird 
 12.08.2008 7:59
Cevap :
Ben de sayenizde çok güzel bir yorum okudum Beran Hanım. Teşekkür ederim. Galiba kaçabileceğimiz tek yer var, kendi içimiz... Kendi içimize yapacağımız iç yolculuğumuzda "insanoğlu" olmaktan kurtulur, kendimizi buluruz belki. Sevgi ve saygılarımla...  12.08.2008 15:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5733
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster