Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '13

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
211
 

Ben bir öğretmen düşmanı mıyım?

Ben bir öğretmen düşmanı mıyım?
 

internetten...


Milli Eğitim Bakanlığına Nabı Avcı'nın atanmasından sonra, milli eğitimin sorunları üzerine yazdığım blog'da, Türkiye'deki eğitim sorunlarının temelinde "öğretmen sorunu" olduğunu vurgulamıştım.

Bizde "öğretmen sorunu" denince, akla ya "atama sorunları" ya da "öğretmen maaşları" geldiği için, yazı beklediğimden fazlasıyla okundu. Tabii  tepkiler de geldi.

Bunlar beklenen tepkilerdi aslında. Türkiyedeki öğretmenliğin sistem tarafından "kutsanması" öğretmen milletini eleştiriye karşı tahammülsüz kılmıştır çünkü.

Oysa, benim otuz yıla yakın içinde bulunduğum alanla ilgili gözlemimdi yazdıklarım. Bu ülkede, resmi ideoloji öğretmenine bir "görev" vermiştir ve asla o görevin dışına çıkmasını istemez.

Bu yüzden, öğretmen "yaratıcı" değildir. Şöyle bir bakalım; bu ülkede beş yüz bin öğretmen var. Bunların kaçı yazıyor, çiziyor; eser veriyor? Efenim, öğretmenin eseri öğrencisidir, gibi ucuz bir kaçamak yapmayalım lütfen...

Dünyanın her yerinde, Lise öğretmenleri, bırakalım eser vermeyi, yazmayı çizmeyi; bazı felsefe ve edebiyat ekollerinin yaratıcılarıdır. Onlar da aynı zamanda öğrenci(eser) yetiştiriyorlar; ama sistemin dayattıklarını ezberletmiyorlar.

Aslında, Osmanlının sonları ve Cumhuriyet'in başlarında bizde de genel olarak böyledir. Ne var ki, öğretmen "cumhuriyet idelojisi"nin halka "benimsetilmesi" görevini aldıktan sonra, hızla fikirde ve bilimde marjinalleşmiş; sistemin hoparlörü haline gelmiştir.

Yırmi sekiz yıllık öğretmenliğim boyunca en doğudan en batıya ülkenin dört-beş okulunda görev yaptım. Bu okullardaki Edebiyat-Türkçe öğretmenlerinden bir tana bile yazan çizen görmedim.

Bu kısırlığın iki cephesi var:Biri devletin öğretmene yaklaşımı; ikincisi öğretmenin bu hazırcılığa teslim olması...

Konuyu daha vuzuha kavuşturmak için, iki anektod anlatayım:

İzmirdeki bir lisede çalıştığım yıllarda, denetlemeye gelen bir müfettiş, bize uzun uzun ders kitabına bağlı kalmamaktan bahsetmişti. Ben de  kendisine, "En iyisi siz ders kitabı falan vermeyin, bizler yazarların şairlerin kendi eserlerinden yararlanarak edebiyat eğitimini sürdürelim; genel hatlarıyla bir müfredat programı vermeniz yeterlidir" demiştim. Benim bu sözlerime hiç düşünmeden şu cevabı verdi müfettiş:" Biz öğretmene güvenemeyiz"

Aslında, sistem maaşını verdiği öğretmenine güvenmiyordu bile...Ona verdiği görev sadece, merkezden belirlenen "tek tipçiliğin" aktarıcısı olmasıydı...Kendi başına bırakılmış bir öğretmenin ya düvulcuya ya zurnacıya gideceğinden korkuyordu.

İkinci bir anektod da şu: Onpunta'da yazmaya başladığımızda arkadaş davet etmemiz istenirdi(tıpkı MB'de istendiği gibi)..Ben de bir kaç arkadaş davet etmek istiyordum ki aynı alanda yazalım, birlikte yol alalım. Ama, tüm hafıza zorlamalarıma rağmen bir tane bile meslektaşımı(branştaşımı) bulamadım davet etmek için...

Sonunda,  son çalıştığım okulda birlikte çalıştığımız bir arkadaşı ısrarla davet edip üye yaptırdım. O da bir yazı yazıp gönderdi. Yazı pek bir şeye benzemiyordu ama ben aynı zamanda editörlük yaptığım için, yazıyı biraz şekle şemale sokup yayınladım. Ama, arkası gelmedi elbette...

Çünkü yoktur...Bu ülkenin öğretmeni "yaratıcı" olmak için yetiştirilmemiştir...En "yaratacısı" bitmez tükenmez bir hazine gibi, "Atatürkçülük" üzerine yazar. Seksen yıldır anlatıla anlatıla bitirelemeyen Atatürkçülük!!...Ne kadar anlatılsa da bir türlü "anlaşılamayan" Atatürkçülük!...

Yanlış anlaşılmasın, insanlar Atatürkçülük de yazabilir elbette...Ama, tüm öğretmenlerin bütün "mevzusu" bu olabilir mi? Bu olunca, o ülkede sanat, edebiyat, bilim gelişir mi?...

Yeni Milli Eğitim Bakanı'na bunu anlatmaya çalışmıştım o yazımda. Son yıllarda yapılan teknik ve teknolojik atılımların bu "temel sorunu" halletmeden pek bir şeye yaramayacağını söylemek istemiştim.

Öncelikle, köklü bir "öğretmen yetiştirme" programı belirleyiniz ve bu yolda uzun ince bir yola çıkınız; zor da olsa, belki bir gün bir yere varırsınız, demeye çalışmıştım Sayın Bakan'a...

Yoksa, öğretmenler bizim düşmanımız değildir; bizim düşmanımız cehalettir, sığlıktır, bağnazlıktır...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

(2) Yani öğretmenler insanları bilgilendirerek yetiştirmek yerine bir tip ve kalıpta insan yetiştirmek durumunda kalıyorlar. Bu da müfredat adı verilen dokunulamaz ve tartışılamaz yazılar aracılığıyla oluyor. Bu kalıp Atatürkçülük olabildiği gibi dindar bir nesil yetiştirmek adına farklı şekillerde de gerçekleşebiliyor. “Aynı tas, aynı hamam, tellaklar değişiyor” olabilir mi? Bu durumda sizin de vurguladığınız gibi (varsa) eğitim sisteminin değiştirilmesi, çağdaşlaştırılması gerekli. Kuşkusuz bu değişim öğretmenlerin yeni bir anlayışla yetiştirilmesi ile olanaklı. Önemli bir blog. Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 04.02.2013 16:03
Cevap :
Katkınız ve öneriniz için teşekkür ederim...Ben de bu konuyu ilk kez yazmıyorum, yıllar önce de, öğretmenler günü gibi çeşitli vesilelerle düşüncelerimi yazdım. Aklın yolu birdir...Bu ülkede eğitim yoluyla yürütülen bir dayatmacılık vardır...Bunun hangi ideoloji adına yapıldığının bir önemi yok..Ancak, son zamanlarda din eğitimi vermenin, Cumhuriyetin dayatmasıyla kıyaslanması pek makul olmaz kanaatindeyim. İkisi arasında çok fark var...Selamlarımla  06.02.2013 1:00
 

Sayın Açıköz, MB yazarlarından DG'nin benzer konuyu biraz farklı işledği 2010 yılında yazdığı bir bloğu izninizle önereyim ki belki okumuşsunuzdur: Kutsal mutsal değiliz, öğretmeniz http://blog.milliyet.com.tr/kutsal-mutsal-degiliz--ogretmeniz---/Blog/?BlogNo=276416#aCom Yine aynı blog sayesinde haberdar olduğum iki bölümlük bir yazı dizisini de dikkatinize sunuyorum: Gülay Göktürk'ün "Hiçbir meslek kutsal değildir" ve "Kutsal meslekler". Bunların bağlantıları da: 1) http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/129812-hicbir-meslek-kutsal-degildir-makalesi.aspx 2) http://www.celikhannet.com/kutsal-meslekler-796yy.htm Bağlantı sorunu olursa google'dan arama yapabilirsiniz. Güllay göktürk yazılarında "Devlet öğretmenler aracılığıyla yeni nesilleri devletleştiri." diyor. Burada esas olan "devletin ideolojik devlet olma sığlığından kurtulamaması nedeniyle öğretmenlerin nesilleri resmi ideoloji doğrultusunda eğip, büküp, kalıba dökerek talim ve terbiye etmesi"dir. (1)

Güz Özlemi 
 04.02.2013 16:01
 

Değerli Hocam, siz elbette ki öğretmen düşmanı değilsiniz! Sorun yeni kuşak öğretmenlerin farklı sorunları olmasından kaynaklanıyor. Örnek vermek gerekirse eskiye göre öğretmenlik daha fazla fiziksel güç gerektiriyor ve son 13 yıldır okullarda Atatükçü öğretmen artık yok gibi! Ben böyle anladım, anlıyorum. Tartışabiliriz... Elinize ve yüreğinize sağlık...

Dr Atanur Yıldız 
 28.01.2013 9:59
Cevap :
Atanur bey,öğretmenlerin "Atatürkçü" olması gerekmiyor ille de...Atatürk'e ve tüm tarihi değerlerine saygılı olmalıdır ama mutlaka Atatürkçü olacak diye bir şey yok...Kaldı ki,Atatürkçü, Kemalist vs. de olabilir öğretmen...Benim vurgulamak istediğim, her konuyu Atatürk'e bağlama kolaycılığıdır.Bunun benzerlerini MB'de de görüyoruz. Temelsiz, tabansız bilgilerle, konuyu Atatürk'e bağlayıp işi bitirmek gibi bir "imtiyaz" sözkonusu sanki...Oysa, Atatürk yaşıyor olsa herhalde bu kolaycılığa prim vermezdi. Ne yazık ki, genel olarak -elbette farklı olanlar vardır- öğretmenler böyle oldu...Çünkü onlardan böyle olmaları istendi...Elbette siz farklı düşünüyor olabilirsiniz, bunlar benim izlenimlerimdi...Teşekkürler..Selamlar  28.01.2013 12:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1617
Toplam yorum
: 4205
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 788
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster