Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mart '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
2620
 

Ben böyle değildim; Osmanlı sevdamdan oldum!

Ben böyle değildim; Osmanlı sevdamdan oldum!
 

Geçenlerde, internet üzerinden E-posta kutuma, başında “Osmanlı atasözüdür ve terfi isteyenlere ithaf olunur” şeklinde bir ifade olan, şöyle bir dörtlük geldi:

Devlet-i Osmanî ahalide terfiyi temayuz ilim irfan ile olmaz;
Ya olacak kuvvetli iltimas,
Ya olacak madeni haz,
Ya da olacak TEN ile temas...

İnternet üzerinden yaptığım araştırmalarda, bu dörtlüğün doğruluğu konusunda kesin verilere ulaşamadım, sadece farklı forum sayfalarında da aynı dörtlüğe rastladım.

Bu dörtlüğü okuduktan sonra, arkama yaslandım; düşünmeye başladım; geçmişe doğru bir yolculuk yaptım; 1980 sonrasında, Osmanlıcılık akımının yeşermesi ve palazlanması sonucu o tarihe kadar ülkede olmayan davranış şekillerini ortaya çıkışlarını tek tek hatırladım ve burada yazılanların kaynağını doğrulayamamış olsam da, doğru olabileceği kanaatine vardım.

Şöyle bir düşünelim, lütfen; Özal dönemiyle başlayan süreçte “benim memurum işini bilir” zihniyetin, üniversiteler açılsa da, gerçek üniversitenin, üniversiteliliğin ve bilim insanlığının anlaşılamamasından dolayı, aklın ve bilimin hâkim olduğu üniversiteler yerine inançların serbestçe yaşandığı bir yapının peşinde koşulmuş ve bu konuda, üniversiteler manevi baskı altında tutulmuştur. Bunun sonucunda da, halktan kopuk, toplum için var olduğu halde, topluma ulaşamayan ve bu nedenle de ürettiğini sadece kendi terfisi ya da ataması için kullanan öğretim üyesi yığınları ortaya çıkmıştır.

Yani, aynen İstanbul Darülfünun’u döneminde yaşanan ve sonucunda da “Üniversite Reformu” çalışmasının yolunu açan yaşanmışlara benzer bir şekli ortaya çıkmıştır.

O dönemde bu sorunlar yaşanırken, bilimin, akıl kullanımının ve dogmalardan arınmış bir yaşamın önemini bilen bir kişi Devletin başındadır; ancak son 30 yıldır yaşanan süreçte ise bu kavramların ya da yaşam şekillerinin önemini felsefi olarak yakalayamayan iki büyük çekim gücünün etkisinin yaşanmış olmasıdır: Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan…

Bu nedenledir ki zaten, bu süre içerisinde gerçek aydınlar, gerçek akıl adamları ve gerçek bilim insanları bir kenara itilip, deli damgası vurulurken, “iltimaslı, manevi haz verebilen ve ten ile teması da iyi becerebilen” insanlar kazanır gibi görünürken, kaybettiklerinin/ kaybettirdiklerinin dahi farkına varmadan sistemi alt-üst etmişlerdir.

Bu ülkenin başına gelenlerin hepsinin “Hasta Adam Osmanlı” sevdasından kaynaklandığını görmemekte inat eden kişi ve kurumlar, ne yazık ki bu ülkeye günümüzde de zarar verme sevdasından vazgeçmemektedirler.

Osmanlı’nın tarihe karıştığını kabullenmek istemeyen insanlar; peki, siz neden Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmuyorsunuz, diyorlar. Canlarım! Kardeşlerim! Bacılarım! Biz o kişiye sadece saygı duyuyoruz, onun ebediyete intikal ettiğini biliyoruz ancak aydınlanma, bilinçlenme ve daha iyi yaşama adına attığımız her adımda onun doğrularıyla karşılaşınca saygımızı ifade ediyoruz hepsi bu… Sizin bağlı olduğunuz ve yeniden diriltme sevdası taşıdığınız Osmanlı Ailesi dahi, O’nun haklılığını kabul edip “o şartlarda yapılacak en iyi ve en doğru şeyleri yapmıştır, biz zarar görsek de” demektedirler. Osmanlı zaten doğruları yapabilecek, uygulayabilecek bir yapıda olsaydı, yıkılmazdı.

Hadi gelin, vazgeçin artık bu sevdanızdan! Gelin şu Cumhuriyet’i siz de içinize sindirin! ve orasından-burasından çekiştirip zavallı insanlara da kötü örnek olma huyunuza ve onlara zarar verme alışkanlığına yol açan hücreleri söküp atın beyinlerinizden.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 855
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster