Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
480
 

Ben bu hatayı daha önce görmüştüm

Varsayalım ki gerçekten 2 ayrı kamp var: Türkler-Kürtler, Laikler-Dinciler, Kemalistler-2. Cumhuriyetçiler, Sağcılar-Solcular, Komünistler-Kapitalistler, Aleviler-Sünniler veya Darbeciler-Darbe Karşıtları. Bu liste inanamayacağınız kadar uzatılabilir elbette. Biz buna da alışkınız millet olarak. Elbette ki herkesle aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. Fakat meselenin diğer yanında, bu ayrımların bir tarafında duranlar için hep şu sorun oldu bu topraklarda: karşıtlarımızı öylesine soyutladık ki kendimizden, bir daha bir araya gelmek, ortak bir noktada birleşmek adeta imkânsız hale geldi. Hep düşman kamplar yarattık kendimize, gerginliklerden beslendik, olmazsa olmazı oldu hayatımızın şiddet ve gözyaşı.

Nasıl mı? En basiti karşıt kamplardakilerin yaşama haklarının olmadığına kanaat getirdik bazen. Örnek mi: Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun, Hrant Dink, Sivas’ta Madımak Oteli’nde katledilen aydınlar ve hatta şehit asteğmen Kubilay. Velhasıl meseleyi istediğiniz kadar geriye götürebilirsiniz. Sorun kangren olmuş, onu anlatmak istiyorum sadece.

Veya dedik ki bunlar nifak sokuyorlar topluma, içerde bir güzel yatsın da kendine gelsin: Nazım Hikmet diyeyim, siz gerisini getirin! Ha, bir de ülkeden kaçırdıklarımız var maalesef: Orhan Pamuk’tan başlayabilirsiniz elbette. En güncel olanından…

Zannettik ki o “diğerlerini” ne kadar sindirirsek, ne kadar silersek hayattan ve beyinlerden –veya ne kadar görmezden gelirsek varlıklarını- o denli hâkim oluruz devlet aygıtına, dünya o denli tozpembe, hayat bir o kadar pürüzsüz olur! Milli eğitim daha bir kolay yönetilir, ekonomi daha bir düzlüğe çıkar, toplumsal dayanışma tavan yapar, falan filan. Biz bunun için yeri geldi topyekûn toplumları bile düşman belledik: Ermeniler, Rumlar, İsrailliler, Araplar, Ruslar, Yunanlılar… Ne yanılgı ama! Bunun öyle olmadığını bağırıyor şimdi insanlık! Yine ve yeniden…

Bilemedik ki karşıdakini ezmek, sana-gücü ele geçirsen dahi- kuvvet değil zayıflık sağlıyor açtığın yaralarla. Sandık ki karşımızdakini yok ettiğimizde daha güçlü olacağız. Hem de bunu “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” düsturunu atasözü edinmiş bir toplum olarak bizler yaptık. Güçlerimizi birleştirmek yerine, zaten sınırlı imkânlarımızı birbirimize karşı yöneltmek için kullandık. Bunun için de kavgamız hiç bitmedi birbirimizle! Ve bunun doğal bir sonucu olarak hep fırsat verdik kendi kendimize kapatamadığımız yaralarımızı, fırsat bekleyenlerin tekrar tekrar deşmesine. Karşılıklı anlayış, uzlaşma, demokrasi kültürü içinde çözemediğimiz derin görüş ayrılıkları, karşı tarafta açtığımız yaraların bir zafer edasıyla kutlanması neticesinde hep rövanş bekleyen kan davalarına dönüştü. Sonuç ise kronikleşmiş toplumsal huzursuzluk! Buna rağmen bu kaderi değiştirmek de yine bizim elimizde!

Fakat şimdi yine aynını yapıyoruz: aktörler değişti diye ne üzülün ne de sevinin ey millet! Yine bizim insanımız kendi kendine ediyor! Ve yine o birileri, tüm bu keşmekeşin dışında sakince ellerini ovuşturarak bundan sonra oynanacak oyunun hangi yaramız üzerinden kurgulanacağının hesabını yapmakla meşguller! Çabuk pes etmediğimiz için geçen zamanda da daha çoook yıpranacak olmamızın yanında, onlar da planlarını sağlamlaştırmak için elbette ki istedikleri kadar zamana sahip olmuş olacaklar! Ve tüm bunların yanında yine en kötüsünü biz kendimize yapıyor olacağız.

İnsanın insana karşı galip gelmesinin ancak fikirlerin mücadelesi ile mümkün olacağını, öldürülenin fikrinin toplumun vicdanında peşinen galip kabul edildiğini, kaybedenin aslında karşı kamp değil, o kampta yaratılan intikam duygusuyla aslında kendi geleceğimiz olduğunu kan davası adında lanet bir olgunun bulunduğu bir toplum olarak biz hala anlayamıyor isek, o zaman her anlaşmazlığımızda mutlak surette iğneyi değil, önce çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Siz dışladıkça onlar çoğalıyor, siz yok saydıkça, susturmaya çalıştıkça onlar daha da bir bağırıyor, siz öldürdükçe onlar daha bir diriliyor!

Bugün, sorunu ne olursa olsun, kendisini karşısındakine karşı mutlak galip görenler; size de bir sözüm olacak: unutmayınız ki değişmeyen tek şey, her şeyin değiştiğidir! Onun içindir ki sorunlarımızı demokrasi ve hukuk zemininde, herkesin kabul edeceği adilane bir temelde çözmeye çaba göstermeliyiz. Değişen şartlar altında, en fazla, dün savunduğunuz fikir bugün geçerliliğini yitirir ve fikren mağlup olursunuz. Ve belki bu değişim, yarın sizi tekrar galip de getirebilir. Hayat, neticede bir oyun sahnesi. Fakat iş kan davasına döndüğünde veya karşı tarafı adaletine her iki tarafın da onay verdiği bir zeminde ikna etmeden tek taraflı olarak atılacak her yıkıcı adım, değişen şartlar çerçevesinde size de dönebilir, aynı ve hatta daha fazla zararı sizler de görebilirsiniz. Malum dünyamız ders almayı beceremeyenler için hala bir “Etme, bulma dünyası!”.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1294
Kayıt tarihi
: 10.05.09
 
 

Mert Demir. New York'ta Baruch College'da Finans doktorası yapmaktayım. Türkiye'de Odtü MBA ve İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster