Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
112
 

Ben Bu Hayata Ait Değilim

Hiç bir rüya sonsuz olmadı.
Ve prensesler hep masallardaydı. Hayat böyle değildi ya da ben bu hayata ait değildim.

Offff...
Durmaksızın ve aynı hızla, benim canımın hiç de umurunda olmadığını düşündüğüm biri elindeki çiviyi ayak bileğime belli aralıklarla batırıyor.
Sebebini bir an için düşünmeye zorlandığım hiç bilmediğim bir yerde beynime işleyen bileğimdeki sızıyla nerede olduğumu düşünüyorum.

Oturduğum yerde, belimdeki, bana ceza vermeye çalışırcasına sıkan kuvvetten kurtulmak istercesine derin bir nefes alıyorum.
Daha çok sıkışıyorum ama ayağa kalkmam şart. Nerede olduğumu anlamam lazım.

Sağ kolumun üzerine bütün bedenimin gücüyle yüklenip, yerden avucumla destek alarak zorda olsa kendimi doğrultmaya çalışıyorum.
Üzerimdeki kat kat kabarık ve bol elbisenin nasıl olur da bel kısmı nefes alamayacak kadar dar olabilirdi ah tanrım bunu giyerken hiç mi düşünmemiştim.

Yavaş yavaş uzun elbisenin bacaklarıma dolanan kısımlarından kendimi, sağ ve sol yaparak açık makas şekline getirmek suretiyle kollarımın da desteğiyle zor da olsa kaldırabilmiştim. Vücudumdaki kan dolaşımının biraz olsun düzene girmesiyle kulaklarımda çınlayan klasik müziğin en romantik notalarını duyar oldum.

Bilincim buğulu bir cam gibiydi biraz kendi çabamla üzerini sıyırıp daha net düşünmeye çalışmam gerekiyordu.

Derken bana bakan, baktığında kalbimin nerede olduğunu tam olarak hissettiğim iki göz geldi gözümün önüne. Bu bir rüya olamayacak kadar gerçekti...

Bir süre nerede olduğumun hiç de hikayenin başındaki gibi önemi olmadığı bir kaç saniye geçirdim. Kokusunu iliklerime kadar hissederken, ellerinin ellerime kadifemsi dokunuşuyla prensle dans ediyordum.

Kalabalık insan sesleriyle irkilerek birden kendimin alışveriş merkezinde olduğumu gördüm. Bir ayakkabıcı dükkanının önündeydim. Peki benim burada ne işim olabilirdi?

Derken aklımdaki parçaların ufalanarak dökülmesiyle aklıma koşarak prensin yanından ayrıldığım geldi. Saat on ikiyi gösteriyordu ve benim bal kabağına dönmemek için eve gitmem gerekliydi. İyilik perileri böyle buyurmuştu.

Bileğimdeki acının beynime tekrar ulaşmasıyla koşarken ayağımı burktuğum aklıma geldi.
İstemsiz ve birazda umutsuz bir karmaşıklıkla ayağıma baktım tek ayakkabım yoktu.

Aman tanrım...
Zaten burası için yeteri kadar gariptim. Bu zamanın içinde bir yolculuktu sanki.
Üzerimdeki beni kendi kendimden intikam alırcasına acıtan kıyafetlere bakılırsa çevremdeki insanların kıyafetleri çok daha rahat ve kullanışlıydı.

İyilik perisi bunu bilinçli yapacak kadar kötü olamazdı. Adı üstünde iyiydi o.
Ayakkabımın teki yok, ayakkabı bulmam lazım derken beni gelecekteki bir ayakkabı mağazasının önüne atacaklarını nereden bilebilirdim .

Allah'ım ben neredeydim, nereye gidecektim?
Neden prensle biraz daha vakit geçiremedim.
Kendimi o küllerin içinde yaşamaya mahkum, umutsuz, hiç bir sevgiye layık olmayacak kadar gereksiz ve çirkin hissediyordum.

Koşmak istedim ait olmadığın yerden uzaklaşmak. Nereye gideceğini bilmeden ve yalnız koşmak. Adım atmak istedim fakat o da ne adım atamıyordum. Tüm gayretimle kendimi öne itmek ve ilerlemek istiyordum ama gidemiyordum.

Sağ kolumla bir yere yaslanıp kendimi itmek istedim.
İçimdeki işe yaramazlık hissi kendini korkunç bir çaresizliğe çevirmiş, hiç bir şeyi düşünemeyecek kadar kolumdaki güce odaklanmıştım.

Yok hayır artık gerçekten hiç bir şey yapamıyordum. Aklıma prens, kötü üvey annem, o şaşaalı balo hatta çıplak ayağım bile gelmiyordu.

Beynim yarı kendine gelmiş haliyle şiddetli bir kuvvetle bir yukarı bir aşağı çarparak kendini kaybetmiş olsa da inceden inceye hala varlığını hissettirmek istercesine kulaklarıma gelen o tırmalayıcı sesi duyabiliyordu.
Üst üste hiç bitmeyen sinir bozucu bir sesin hayatımı değiştirecek bir mucizeye dönüşeceğini gözlerimi açtığımda anladım.

Allah'ım şükürler olsun bu bir rüyaymış! Hayalini kurduğum aşkla, dün aldığım ayakkabıların ayağımı sıktığını eve gelince fark etmemin böyle güzel bir sentez oluşturup sağ kolumun yastığımın altında kalıp uyuşmasının ve hareket ettiremememin harmanlanıp rüyama girmesini kendi içimde sessizce alkışladım.

Hiç bir rüya sonsuz olmasın.
Ve prensesler masallarda da olsa prenslerinden ayrılmasın.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 119
Kayıt tarihi
: 28.08.18
 
 

Bankacılık ve sigortacılık eğitimimi tamamladıktan sonra işletme üzerine lisans yaptım. Bankacılı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster