Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
290
 

Ben çocukken Değirmendere'de

Ben çocukken Değirmendere'de
 

Bir tutkudur Değirmenderem


Ahşap evlerin son nesli mini konaklar, bahçesinde rengarenk ortancalarıyla yoldan geçene gülümserdi. Deniz kenarı kumsaldı. Sandalların park yeri ahşaptan iskeleler sahilde sıralanmıştı. Sandallar sadece balık avı için değil açıkta yüzmeye ve sahillerde gezmeye de yarardı. Her yer yemyeşildi, oksijen boldu.
Elinde oltan olsun aç kalınmazdı. Akşam eve balıkla gelince azar işitilir, balık verecek komşu da bulunmazdı. Mahallenin kedileri bile verdiğin balığı beğenmez sahilden patileriyle kendi tutardı. Balık tutmaya küçücük iğneye yem takılarak kaya balığı tutmakla başlanır, bu bir nevi eğitim olurdu.
Haberleşme için mektup kullanılır, önce selam eder diye başlanırdı. Telgraf ise gelen olay çok mühimdi, heyecan yaratırdı. Postacı amca güzel haberler getirir, çantasında hiç fatura bulunmazdı. 
Telefon mu? 
Manyetolu telefon ile okul müdürünün odasında ders konusu olarak tanışılırdı.
Cumartesi ve pazar günleri iskeleye yaklaşan vapur yan yatar, içinden bir insan seli boşaltırdı. Vapur iskeleye yaklaştığında ya da uzaklaşırken ahşap evimizin camları zangır zangır sallanırdı.
Çay bahçelerinde düğünlerin vazgeçilmez sanatçısı Kenan Durat'tı. Benim adım Çalı Kuşu hahahaha diye şen kahkahasını atmadan düğün olmazdı. Düğünler kır düğünü, içkiler masa altıydı.
Değirmendere markalı çeşit çeşit meyveler, mayıs ayında turfanda kirazla başlar, ağustos sonlarında fındıkla sona ererdi.
Kirazı çatlatan yağmur, en büyük korku olur yağmasında bir an önce toplayalım diye dua ve gayret edilirdi.
Sabah işe başlamadan en olgun meyveler toplanıp yol kenarına bırakılmalıydı, yoldan geçenin göz hakkıydı.
Her bağı bahçesi olanın bir eşşeği ya da atı olurdu, av köpeği olmazsa olmazdı. Av ve avcılık ruhumuzda vardı. Av tüfeği olmadan olur muydu? Avcılar kulübünden çan sesleri yükselir palavrası da gırgırı da bitmezdi.
Meyve iskelesi akşama kadar at ve eşşeklerin sırtlarında taşıdığı sandık ve çuvalları biriktirir, zaman yaklaşınca mahsuller kamyonlara yüklenirdi. Ağır yükünden dolayı evin önünden geçerken dumanlar çıkartan kamyonun ardından okunur, Allah hayırlı müşteri versin, kazasız belasız ulaşsın dualarıyla uğurlanırdı.
Karayolunun üstü tamamen altıda kısmen bağbahçeydi. Okulların kapanmasıyla başlayan bağbahçe işleri okullar açılana kadar sürer, sabahları erkenden bağda olunurdu. Dere başında yenen öğlen yemeklerinin menüsünde zeytin, peynir ve kuru soğan eksik olmaz arada tuzlu balık ve kırmızı helva unutulmazdı. Dereye sabahtan bırakılan karpuzlar öğlene kadar buz gibi olur, iştahla yenirdi.
İzmir, Bursa yolcularını taşıyan otobüslerin sabahın erken saatlerinde uğradığı Çınarlık Meydanı bir anda cıvıl cıvıl olur, çay bahçeleri dolar taşardı. Sabah erkenden toplanan meyvaları otobüslere zamanında yetiştirebilenler hiç kalmayacak şekilde satardı.
Fındık zamanı kurulan büyük çadırlarda toplanılır, herkesin fındığı orada imeceyle kılıflanırdı. Çadırın geç saatlere kadar süren muhabbetine doyulmaz çaylar pek tatlı olurdu.
Aileler hep kalabalık, en yaşlısından en gencine hep bir arada yaşardı.
Bağdan kesilen kurumuş ağaçlar ve kökler sobalara göre kesilir, kış boyu üzerinde çaydanlık tısırtısı eksik olmayan kuzinelerle ısınılırdı. Kuzineler her işe koşar, fırınında böreği üstünde kestanesi eksik olmazdı.
Kuruçeşme Sahilinde lodos olduğunda dalgalar bahçe duvarlarını döver, yoldan geçilmezdi, ortada yol kalmazdı. 
Kar kış farketmez okula yürüyerek gidilir, okul servisi nedir bilinmezdi. İzmit'te okuyan abiler, ablalar vapuru tercih ederlerdi. 
Bisiklet mi?
Bisikleti olan çocuklar ayrıcalıklı, olmayanlar almalıydı.
Haftanın bir günü çamaşır günü olur, bütün gün kaynayan kazanlarda çamaşır yıkanırdı.
Ev hanımlarının işi çok zordu
Kış geceleri çok renkli olur, ilk siyah beyaz televizyonu edinen komşu canından bezdirilirdi. İkramları geç saatlere kadar sürer, muhabbet yerindeyse ortaya gelen büyük sini ile yapılan kahvaltının tadına doyulmazdı.
Herkesin evinin arkasında mutlaka bir bahçesi, bahçesinde domatesi biberi olur pazar nedir bilinmezdi.
Bu yıllarda yavaş yavaş piyasaya çıkmaya başlayan Murat 124' e sahip olmak büyük ayrıcalıktı. Hele bir de pikabı varsa değme keyfineydi.
Herkes birbirini tanır, yüzünden derdini anlar, sorar ve çaresini arardı. Komşunun oğlunun terbiyesinden komşu da sorumluydu. 
Her yaş grubunun kahvehanesi başkaydı, bu da bir saygıydı.
Büyüklere saygı görülesi, komşu hakkı gözetme övülesiydi.
Herkes birbirine yardım eder, acı gününde ve mutlu gününde bir olurdu.
Değirmendere,
Sözlerin senet, dostların dost, büyüğün büyük, küçüğün küçük gibi olduğu bir belde idi.
Doğal, saf bir çocuk gibiydi.
1970'lerde Değirmendere'de çocuk olmak çok çok güzeldi.
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 414
Kayıt tarihi
: 17.08.06
 
 

Kendimi bildim bileli işim ticaret. İçimden geldiğinde de yazıyorum geldiği gibi. Kendi çapımda e..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster