Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '14

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
560
 

Ben de bir polisiye roman yazmıştım.

Ben de bir polisiye roman yazmıştım.
 

Yıllar önce yazdığımız bazı yazılar, tekrar güncel olabiliyor. O zaman tahmin ettiğimiz durumlar yıllar sonra gerçekleşebiliyor. Ben de 4,5 yıl önce cemaat-emniyet ilişkilerini de içine alan bir öykü yazmıştım. Aslında bu öykü blog yazarlarını da yakından ilgilendiriyordu. Şu an için bu durum aynen geçerli. 2009 dan beri bloga binlerce üye kaydoldu. O zaman yazdığım bu öykü-roman karışımını burada yenilemek istiyorum.

Aslında böyle bir blog yazmak nereden aklıma geldi diye sorarsanız, blogumuza yeni üye olan Sema Bekmez hanım, kendisine ait tanıttığı romanlar dışında, biz blog yazarlarını da roman yazmaya teşvik ettiğinden bende de "Acaba ben de bir roman yazabilir miyim?" düşüncesini aklıma getirdi.

Ben de yıllar önce yazdığım bu öykünün başındaki birkaç paragrafını burada paylaşmak istiyorum. Arzu eden arkadaşlar blogun sonundaki linke tıklayarak öykünün tamamını okuyabilirler. Ben öykü niyetiyle başladığım bu yazımı günlük tefrika halinde yayınlamış, ve o zaman blogda oldukça aktif olan blog arkadaşlarım tarafından teşvik edici yorumlarla bu öyküyü uzatmıştım. Bu öyküde blog yazarlarının başına gelebilecek olumsuz olayları anlatırken, bana yorum yapan yorumcuları da öykünün içine katmış, o tarihlerde gündemde olan olayları da işlemeye çalışmıştım. Hatta o dönemde yapılan bir blog toplantısı bile öykünün içinde yer almıştı.

Bugün yayınevlerinde kitap bastırıp, bir gelir elde etmek bizim için çok zor. Bazı yayınevleri de e-kitap şeklinde romanları belli bir bedel karşılığında bilgisayardan okuma imkanı veriyorlar. Benim öykümü de bir e-kitap gibi okuyabilirsiniz. Hem de ücretsiz. :)) İlk bölümü okuduktan sonra her bölümün sonundaki kırmızı kelimeye tıklayarak bir sonraki bölüme geçebilirsiniz.

Öykümün ismi ve ilk paragraflarıyla başlayalım.

BLOGDA CİNAYET

"İhsan bey,"

"Buyrun benim"

Adam kendisine seslenen kişiyi ilk defa görüyordu. Başında siyah bere olan adamın yüzünden çok heyecanlı olduğu belli oluyordu. Sağ eli önüne doğru kıvrılmış durumda bir gazetenin içinde duruyordu. Önce kendisine bakan bir çift göz, sonra da bir silahın namlusunu gördü. Son gördüğü şey ise o namludan çıkan bir alevdi. Sırt üstü yere düşerken aklından son yazacağı yazının kelimeleri geçiyordu.

******

Kocanız tehdit ediliyor muydu?

"Hayır komiser bey. Bildiğim kadarıyla kocamın hiç düşmanı yoktu."

"İş yerinde bir düşmanı olabilir mi"

"Sanmıyorum. Zaten eşim bir yıl önce emekli olmuştu. Hafta sonları futbol

maçlarına gider, diğer günler ise gününün büyük bir kısımını bilgisayar

başında geçirirdi"

" Maç için stadyuma mı giderdi?"

"Hayır komiser bey. Maça gidecek para nerede? Ancak arkadaşlarıyla

beraber şifreli kanalları kahvelerde izlerdi. O da sadece tuttuğu takımın maçını."

" Peki, bilgisayar başında ne yapardı?"

" Valla bir blog mudur? blok mudur?, pek anlamıyorum, öyle bir siteye üye

olmuş, değişik konularda yazılar yazıyordu. Zaman zaman beni de yanına

çağırır, bak yazım nasıl olmuş? Ne güzel yorumlar almışım der, bazen de

sinirli sinirli bir şeyler yazardı."

******

Öykünün tamamını okumak istiyorsanız, lütfen aşağıdaki linke tıklayın.

 

http://blog.milliyet.com.tr/blogda-cinayet---/Blog/?BlogNo=206443 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorum tabi ki olacak ama şimdi değil. Tıklamalar olacak. okunacak ve değerlenecek. Uzun bir yazının yorumu olacak. İmkanım olduğunda buna bakmaya çalışacağım. Saygılarımla...

hssensoz 
 30.01.2014 9:05
Cevap :
Sizin yoğun olduğunuzu tahmin edebiliyorum sayın Şensöz. Ancak boş kaldığınızda yorumları toptan yapıyorsunuz. Okuyacağınız öyküyü ben yaklaşık 10 gün içersinde yazmıştım. Tamamı 11 bölüm olduğu için biraz uzun. Umarım beğenirsiniz. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  30.01.2014 13:30
 

Evet 14 şubat 2011'de tanıştım MB'LE. Zaten, şiirlerim, öykülerim de hep bu profilimde idi... Sonra değişik bir yol denemek istedik. Onay'a takıldı (Sen Yoksan- bir kişi eksiğiz) diyerek bir grup kuracaktık... Bu olmayınca 2. sayfamız oldu. Bir tane de 'Özel' bir sayfam vardı. Bunu Doksan dokuz olarak değiştirdim. Yani gizli bir şey yok... Haliyele adım doksan değil, biri sorsada saklamadık ki. Beni tanıyan tanıyor. Burası aslında genç bir yer!! Ama içinde genç yok! Acemilikler den sonra yörüngeyi bulduk nihayet. Ben yazma hastası biriyim. Ama yine de boş yazmayı sevemiyorum. İçimden, yüreğimden geldiği şekilde yazıyorum. Bu konuda ikiyiüzlülük yapmıyorum. Yüreğim başka elim başka yazmıyor! Tabi birbirimizi zamanla daha iyi tanıyacağız!!!

İbrahim ARSLAN 
 30.01.2014 8:20
Cevap :
Aslında "Milliyet Blog yaşlanıyor mu?" başlıklı yazınızı İbrahim Aslan profilinde yazmış olsaydınız belki de bu kadar tepki almazdınız. Ben 99 rümuzlu profilinize yorum yaparken, o profilin size ait olduğunu bilmiyordum. O yazıyı yeni gelen birinin ukalâlığı diye değerlendirdim. Sonradan bir arkadaşımız sizin diğer profillerinizi açığa çıkardı. Değişik profillerde yazmaya ben de pek sıcak bakmam. Tek profille de düşüncelerinizi duygularınızı çok rahat bir şekilde de anlatabilirsiniz. Ama tercih meselesi yine de. Bu yazışmaları da kırgınlık olarak değerlendirmeyin lüften. Teşekkürler. Sevgiler....  30.01.2014 13:28
 

11 bölümlük cinayet serisi, bloglarınızı okudum... Güzeldi, sürükleyiciydi, zaten öyle olmasa kırmızıları tıklamaz okumazdım... Dikkatli olmalıyız, başımıza herşey gelebilirmiş...:)) Ben cinayet filan en son düşünürüm ama... Şu milliyet blog yaşlanıyor mu yazımı bir kaldırayım hele:)) çok tepki almıştım... (Kaldırmıştım da tepkiler bitmediği, devam ettiği için, inadına kızmış koymuştum) Her bölüme ben yorum atmak yerine ( açıkça söylemem gerekirse düz girmiştim bloğa, yorum yazmak içinse öykünüz bitince şifremle girdim) bu bloğa yorum atayım dedim... işin açıkçası 11 bölüm olduğunu bilseydim hiç başlamazdım. Yaptığımız iş ciddi iş, civarda dengesiz, akli dengesi bozuk insanlar yok değil... Bence cinayet öykünüzde başarılı olmuşsunuz. Değişik türdendi.. Üzerinde durulursa daha profesyonel de olabilir. mesela kurgular eksik (bu konuda bende zayıfım- yer tasvirleri filan) 2009 yılında yazmış olduğunuzdan bugüne kadar görememişim heralde, yoksa dikkatimi çekerdi... hadi kolay gelsin.

İbrahim ARSLAN 
 29.01.2014 15:42
Cevap :
Bu profilinize bakınca 2011 yılında bloga girmiş görünüyorsunuz. Tabii değişik profiller kullandığınız için ilk defa hangi tarihte üye olduğunuzu bilemiyorum. Genelde siteye yeni gelen kişiler eski yıllara ait blogları pek okumazlar. Zaten o yazıma yorum yapan arkadaşlar da o tarihte aktif olan arkadaşlardı. Ben tasvir yaparken sıkılıyorum, bir an önce merak uyandıracak cümleler kullanarak, öykünün sürükleyici olmasını tercih ediyorum. Tabii bir roman gözüyle bakılınca bu eksiklik göze çarpıyor. Blog dışından birisi bu öyküyü okursa, ne kadar ilgisini çeker bilemiyorum. Ama blog yazarları için uyarıcı anlamında yararlı bir öykü diye düşünüyorum. Teşekkürler. Selamlar...  29.01.2014 17:57
 

Romanınız için verdiğiniz başlangıç bölümü kanımca gayet güzel ve sürükleyici! Devamını ve nihayete ermesini dilerim. Ya dijital/internet ya da klasik formatta. Gerçi ikincisi daha çok tercihime uygun olsa da... Saygı ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 25.01.2014 11:17
Cevap :
Bu blogumda da belirttiğim gibi tamamı 11 bölümden oluşan bir öykü, roman, senaryo karışımı bir blog olmuştu Ersin bey. Tamamını burada yayınladığım için blog formatında oldu. Ama tıklayarak bir sonraki bölüme geçebiliyorsunuz. Teşekkürler. Saygılar, selamlar...  25.01.2014 14:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3237
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster