Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Nisan '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
114
 

Ben inanmadım, siz de inanmayın sakın!

Ben inanmadım, siz de inanmayın sakın!
 

Âdem vardır, cismi semiz                                                                                                                           Abdest alır, olmaz temiz                                                                                                                             Halka dâhl eylemek nemiz                                                                                                                         Bilcümle vebâl bizdedir.                                                                                                                         

HASAN DEDE              

Yıl 1974… Elazığ’ın Maden ilçesi… Herkesin “eşkıya” dediği bir Belediye Başkanı var. Hiçbir müdür ve memur, özellikle de Savcı Bey, sevmiyor O’nu.”

Sayın Başkan, yalnızca, Kaymakam Turan Bey’le kavgalı değil. Aksine çok saygılı…

Bunun sırrını bir türlü anlayamayan Savcı, “Ne zaman kavga edecekler?” diye bekleyip duruyor.

Müteahhit Hasan Ölmez’le olan davada, Kaymakam, Belediye Başkanı’nın oyununu bozup Müteahhit’ten yana tavır alınca,“Tamam işte, bugün mutlaka girecekler birbirlerine” diye merakla beklerken Savcı, “Sayın Kaymakam’ım, sen sadece Kaymakam’ım değil, benim can dostumsun” deyip de Turan Bey’e sarılarak veda ettiğini görmesin mi?

Hayal kırıklığıyla şaşkın, “Bu sefer de mi kavga etmediniz?” diye sorunca, Başkan, “Savcı Bey, Savcı Bey! Turan Bey burada olduğu sürece, O’nunla kavga ettiğimi göremeyeceksin. Sana bu zevki yaşatmayacağız.” der.

Bu işin sırrını merak eden Savcı’ya ne cevap vermiş Kaymakam, bakalım:

“Hakla haksızlığı, doğru ile yanlışlığı kimin gözünün önüne açıkça koyarsanız, âdil davranırsanız, doğruyu söylerseniz, o insanın yumuşamaması mümkün değildir. Ama yeter ki, siz anlatmanın yol ve yöntemini iyi seçin.”

Güzel bir cevap… Yoruma gerek var mı?

Bir gün, sol görüşlü bilinen Polis Ali Haydar, sağ görüşlü bilinen Komiser R. İçin: “Yol aramasında, Diyarbakır plakalı bir taksinin içinde tabanca bulduk. Şahıs, Komiser ile görüşerek 1600 lira para verdi. Komiser de tabancayı adama geri verdi ve bize resmî işlem yaptırmadı.” der.

Güya Komiser, aldığı parayı, oturduğu masanın sağ üst çekmecesine koyup kilitlemiş.

Bu tür ihbar alan bir yönetici ne yapar, bilemem. Turan Eren ne yapmış, bakalım:

Kaymakam, Emniyet’e gider hemen. Komiser yerindedir. Turan Bey’i görünce ayağa kalkıp koltuğuna buyur eder.

Kaymakam, Komiser R.’nin koltuğuna oturur oturmaz, o paranın konduğu çekmecenin üstüne gelecek şekilde yumruğunu sertçe vurup masaya, “Komiser, bunun altından para sesi geliyor.” der. Önce inkâr ederse de Komiser, bakar ki, Kaymakam her şeyi biliyor, itiraf eder sonunda:

“Adam çok yalvardı. ‘Emniyet’in bir ihtiyacını görürsünüz’diye 1600 lira verdi. Ben de aldım ve işlem yapmadım. Boynum kıldan ince… Ne yaparsanız razıyım.”

Bundan böyle benzer bir iş yapmayacağına dair namus ve şeref sözü alır Kaymakam. Yedi çocuğu olduğunu öğrenince, 7’si üzerine yemin ettirdikten sonra, “Bu para ile Emniyet’in bir ihtiyacını gider. Faturasını ve alınan eşyanın demirbaş defterine kaydını göreceğim.” deyip ayrılır.

Bir gün Kaymakam, Savcı, Hâkimler, Üsteğmen ve Komiser R. Sivrice Gölü kıyısında bir lokantadadırlar. Herkes rakı içerken, Komiser R. “Estağfurullah, içmiyorum.” deyip geri çevirir teklifi.

Orada bulunan en kıdemli hâkim, “Kaymakam Bey, bu adam içki içiyor, hem de çok içiyor. Gözlerinden belli. Bence takiyye yapıyor.” der.

Kaymakam, “İftira ediyorsun” diyerek karşı çıksa da Hâkim, “Etmediğimi göreceksiniz. Bunu size ispat edeceğim.” diye ısrar eder.

 Bir süre sonra, aynı Hâkim, ziyaretine gelir Kaymakam’ın. İçeri girer girmez, “Kaymakam Bey, Komiser R. fena faka bastı.” deyip girer konuya hemen:

“Bu hafta sonu, Diyarbakır’a Demir Otel’e birlikte gittik. Orada güzel bir masa donatıp rakı getirttim. Kendi kadehimi de Komiser’in kadehini de doldurdum. Şerefe deyip kaldırdım kadehi, o da kaldırdı ve bir seferde hepsini içti. Sonra da, ‘Aman âbi, kimse duymasın. Hele de Kaymakam Bey’e söyleme sakın.’dedi. ‘İşte ona söz veremem.’ dedim. Haberin olsun. Biz o akşam bir büyüğü devirdik.”

Duyduklarına inanmak istemeyince Kaymakam, “Çağır, yüzleşelim.” diye ısrar eder; Hâkim. Telefonla çağırılan Komiser, içeri girip de Hâkim’i görünce, bozulur:

“Gelir gelmez, Kaymakam’a yetiştirdin hemen; değil mi?”

“Ne yapayım, sır saklamasını bilmiyorum ben. Gel, anlat. Nasıl da içtik ama!”deyince Hâkim; Komiser R.’nin de dili çözülüverir:

“Ben, gençliğimden beri rakıyı çok severim.” diye gerçeği dile getirdikten sonra, Hâkim’e dönüp, “Âbi, göreceksin, bir gün ben de senin foyanı yakalayacağım.” der.

Hadi canım sen de! Koskoca, kıdemli, yaşlı başlı Hâkim’in ne foyası olabilir ki? Değil mi ya!

Bakalım; günler ne getirir, ne götürür; göreceğiz.

Bu olaydan bir ay kadar sonrası… Bizim Komiser R. memleketi Elazığ’a gider. Meslek aşkıyla evinin yakınındaki polis karakoluna uğrar. Karakol âmiri, “Komiserim, sizin Maden’de falan Bey diye bir hâkim var mı?” diye sorar. “Evet, var… Ne oldu?” deyince, neler duymuş bakalım:

Cumartesi gecesi pavyon ve otellerde genel bir arama yapmışlar. Bir otel odasına girdiklerinde, yarı çıplak bir kadın ile bir adam görüp kimliklerini istemişler. Adam, âmiri kenara çekip, “Âmirim, ben hâkimim; işte kimliğim. Mümkünse lütfen işlem yapmayın” deyince, hâkimi arka kapıdan çıkarıp kadını alıp götürmüşler. (Ne yani, kadını bırakıp hâkimi götürecek değillerdi ya!) Kadın, evli olup köyde yaşadığını, kocasının Almanya’da olduğunu, bazı kişilerin kendisine, borç senedi olduğunu sonradan öğrendiği bazı kâğıtlar imzalattığını, bununla kendisini tehdit ederek pavyonda çalışmaya zorladıklarını ve bugün ilk kez oraya geldiğini, patronun, “Çok değerli bir misafirimiz var; onunla olacaksın.” dediğini, misafirle otele geldiğini, önce onun, sonra kendisinin soyunduğunu, misafirin onca uğraşmasına rağmen bir halt edemeyince çok kızıp, “Bir bıçak verin bana. Bunu keseceğim. Nasıl olsa bir işe yaramıyor.” dediğini uzun uzun anlatmış.

Bunu öğrenen bizim Komiser,  Maden’e döner dönmez, intikam duygusuyla pazartesi sabahını zor edip Kaymakam’la görüşmek ister hemen.

Olayı baştan sona anlatıp, “Sayın Kaymakamım, hâkim Bey’i çağırır mısınız?” der. Kaymakam’ın çay davetine gecikmeden gelir Hâkim. Yüzünde güller açan Komiser R. ayağa kalkar. Önüne bakarak, “Bir bıçak verin, bir işe yaramıyor; bunu keseceğim.” diye bağırır.

“Ulan namussuz!” der; Hâkim, “Bunu da mı duydun?”

“Elazığ Karakolu, bizim evin yanında. Kadın orada her şeyi açık açık anlatmış. Karakolda öğrendim. Ve ben de hepsini Kaymakam’ıma anlattım.”deyince, Hâkim Bey’in ne durumda olabileceğini siz tahmin edin artık.

Bereket versin; Kaymakam, “Hâkim Bey, bunlar polisin yalanıdır, iftirasıdır.” diyerek havayı yumuşatmaya çalışır.

Çaylar içilirken, “Hâkim Bey, bazen bu tür kazalar olur, hepimizin başına gelebilir.” deyip biraz daha rahatlatmak isteyince Hâkim’i, “Haklısın Kaymakam Bey. Herhalde yaşımız gereği kazalar da sıklaşmaya başladı.” diye karşılık verir O da.

Oldu olacak, bir olay daha anlatıvereyim:

Yine bir gün Polis Memuru Ali Haydar gelip, “Sayın Kaymakam’ım! Komiser R. gündüzleri namaz kılıyor; geceleri de dürbünle karşı evlerin pencerelerini dikizliyor.” demesin mi?

“Ali Haydar, iftira etmeyesin.” deyince Kaymakam, “Efendim, deneyin; kendi gözünüzle görün.” diye ısrar eder. Bunun üzerine, akşam karanlık basınca, karakola gider. Nöbetçi polislere, “Geldiğimi Komiser R.’ye söylemeyin!” diye tembih eder. Bu sırada Ali Haydar içeri girip çıkarak Komiser’i kontrol etmektedir. Bir süre sonra, gel işareti yapar. Kaymakam, sessizce çıkınca makam odasına, gördüğü manzara şudur:

Komiser, Ali Haydar’ın söylediği gibi, gerçekten de odanın ışığını kapatmış, elindeki dürbünle karşıki evlerin pencerelerini dikizlemektedir. Maden ilçesi, bir vadiye kurulduğu için, karşı yamaçtaki evlerin hepsi net olarak görülmektedir. Kaymakam kapıyı sertçe açıp, “Vay Komiser! Demek gündüz namaz, gece röntgencilik…” deyince, telaşla dürbünü eline alan Komiser, “Efendim, biri kaçıyordu. Suçludur diye onu izliyordum.” diye röntgencilik yaptığını önce inkâr etse de, bir saatlik bir tartışma sonunda gerçeği kabul edip özür diler.

Emekli Vali Yardımcısı Turan Eren, bunları “Üç Dilek” adlı kitabında böyle yazmış diye, ben inanmadım tabiî! Sanırım, siz de inanmamışsınızdır.

Çok iyi bildiğiniz gibi, suç işleyenleri cezalandırıp yola getirmekle görevli polislerimiz de böyle suçlar işlemez, hâkimlerimiz de!

Var mı, aksini iddia edecek bir babayiğit?

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr 

(0535) 612 93 62

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 277
Toplam yorum
: 51
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster