Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '10

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
1500
 

Ben kaybettim kızım...

Ben kaybettim kızım...
 

SENi SEViYOR(D)UM BABA ! yazısını okuyanlar hatırlar, medenice ayrılmıştık eşimden. İlk altı ay sütliman. Kız henüz iki yaşında. Artık onunla eskisinden daha çok ve daha kaliteli zaman geçirebiliyordum. Kısa sürdü balayı. Geri dönmeyeceğime inanan anne intikam fitilini ateşledi. Kızımı almaya gittiğim bir gün kapı yüzüme kapandı. Kızımı öyle “uluorta” göremeyeceğimi, bu konuda muhatabın artık “avukat” olduğunu söyledi. Bir sonraki ve daha sonraki kapı önü yalvarmalarım ve eş-dost tavsiyeleri fayda etmedi. Böylece yıllarca sürecek olan yüzlerce kez öz kızımı “haczetme” dönemi başladı.

Bu işlem, çek borçlusuna yapılan haciz işlemiyle aynı; önce adliyeye gidilir, ücret yatırılır. Sonra çalışan memurlara Pazar günü sizinle gelsin diye yalvarılır. Her konuda(!) anlaştığınız haciz memuru Pazar günü gidilip evinden alınır, adliyeye getirilir, oradan dava dosyası alınır. Daha sonra karakola gidilir, iki Polis memuru da oradan alınır. Çocuğun evine gidilir. Sağlam aldım-sağlam verdim yani teslim-tesellüm tutanağı düzenlenip memur, polis gözetiminde karşılıklı imzalanır. Sonra sırası ile polis karakola ve memur evine bırakılır. Anca bir alışveriş merkezine adım atılır. Annesinin verdiği sipariş listesi kan-ter içerisinde bitirilir. Paket fast-foodlar arabada yenir. Çünkü; memuru evinden, polisi karakoldan alıp 17:00’da kızımı teslim etmeliyim, aksi takdirde bu „çocuk kaçırma“ya girer ki bu konuda davalarım vardır. Oysa defalarca kızımı evde bulamadım ancak bir kez bile dava açmadım. Seneler çabuk geçiyor;

5 Yaş; Beraberken son derece mutlu olan kızım annesinin her telefonunda adeta işkence görüyor ses tonunda konuşmaya başladı.
6 Yaş; Her buluşmamızda“18 yaşına gelince soyadımı değiştireceğim.” demeye başladı.
7 Yaş; Eskisine göre daha uzunca bir alışveriş listesi var. Siparişlerin çoğu da bir çocuğun kullanmayacağı objeler. Ör. Tığ, Tuval, ithal boncuklar v.s.
8 yaşından itibaren kızımdan hakaret işitmeye başladım. Şambaba, İskele babası v.s.
9 Yaş; Maziye dönük ilginç hikayeler anlatmaya başladı. Ör. Henüz kundaktan yeni çıkmış kızım yaşamışcasına annesini vahşice nasıl dövdüğümü(!) anlatmaya başladı. Detaylar şöyle; Kızım elinde şeffaf kiraz kasesi ile kırmızı berjer koltukta otururken gece 02:00 de sarhoş olarak eve gelen bendeniz annesini sille tokat dövmüşüm! Dudaklarından kanlar akan annesi şevkatle kızına sarılarak “Sen ağlama kızım, bir gün kurtulacağız bu kötü adamdan.” demiş bizim bir yada birbuçuk yaşındaki “Ayşecik”e. Bizim Ayşecik kundağından kalkarak “sen üzülme anneciğim, ben çalışır sana bakarım.” dedi mi? orası meçhul.
10 yaş; Yeniden evlendim. Kardeşi doğdu. Kadın panikledi. Sanırım “yedek geldi” sandı. Kızım her gün bizde. Mutluluğun resmi bu olsa gerek. Bir yanda oğlum, diğer yanda kızım. Bakarken gözlerim yaşarıyor. Tek üzüntüm, evde otomatik olarak kaydolan telefon konuşmalarından dinlediğim kadının kızıma şimdiki eşim hakkında söyledikleri.
11 Yaş; Kadın bir oğlum oldu diye kızımı boşlamayacağıma inandı. Dişler tekrar meydanda. Yine göstermiyor kızımı. Ben de bu yaşından sonra kızımı polis gücü ile haczetmek istemiyorum. Bir kere denedim; Pişman oldum.
12 yaş; Kadının bir sevgilisi oldu. Evet evet.. Vallahi. O bana kızımı göstermeyen kadın, adeta kızımı bana bıraktı hatta terketti. Öyle ki Şubat’ta Mısır, Haziran’da 10 gün Yunan adaları ve Ağustos’ta full Avrupa turlarına çıktık ailece. Hacizle bir kaç saat görebildiğim kızımı 6 ay sürekli gördüm, haftalarca bende kaldı. O mutlu, ben mutlu, oğlum mutlu. Biz mutlu olduğumuz için eşim mutlu. Kadın da mutlu, artık sevgilisi var. Yaşasın. 6. ayın sonunda adamdan ayrıldı. Silah (kızım) tekrar fora.
13 yaş; Sponsor olacağım bir adam arıyorum. Neyse parası vereceğim. Düğünlerini yapacağım, balayına yollayacağım, maaşa bağlayacağım, hatta ev alıp (ama Ekvador’da) içini döşeyeceğim. Yok-yok-yok!
14 yaş; Senede bir veya iki kez görüşmeye başladık. Artık kızım tarafından da doldurulan kalınca bir alışveriş ve temel fikir başkasından gelse de daha bilimsel bir hakaret listem var. Mesela şambaba gitti, “biyolojik baba” geldi.
15 yaş; Büyümüş. Buluşmamız sadece para, alışveriş veya yurtdışı izni için gereken muvaffakatname nedeniyle. Gerçi kardeşini çok sevdiğini söylüyor ama görmek için hiçbir çaba sarfetmiyor. Yılda bir-iki kez görüşsek de, ne yaparsam yapayım kavgasız tek bir buluşmamız geçmiyor. Konuşmaların seyri şöyle; - Nasılsın kızım?
- Sana ne?
- İyi misin?
- Seni ilgilendirmez
- Okul nasıl gidiyor?
- Yeni mi aklına geldi? v.s. v.s.
16 yaş; Hakaretler daha da felsefi. Alt tarafı “Senden baba olmaz.” diyecek, ancak son okuduğu 4 kitabın özetine bir Sokrates, iki Descartes ekleyerek. Ayrıca “Şunu şöyle yapsan daha iyi olur.” mu dedim? Eyvaaah!… Sen kimsin ki?, Sen bana karışamazsın?, Sana soran mı var), konuşma! v.s.
17 yaş; Son buluşmamız. Görüşmeyeli sadece bir sene geçti. Karşımda uzun boylu, zarif ve çok güzel genç bir kız var. Fönlü saçları, trendy kıyafeti, hafif makyajı ile modern, göz alıcı bir genç kız. Ama ben “o kız” ın sadece adını ve doğum tarihini biliyorum. Onu da bir zamanlar facebook şifremde kullanmıştım.

Bir gün istemeden ağzımdan böyle çıktı laf; ”O kız…”. Bir baba, hem de kızını canından çok seven, özlemini her an kalbinde, beyninde, hücrelerinde hisseden bir babanın istemsiz çığlığı bu olsa olsa... Ancak arada o kadar boşluk var ki, “O”nun hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Bilmeme, tanımama, koklamama, bağrıma basmama müsaade edilmedi. Bakkalın çırağını, kapıcının kızını, kimse alınmasın ama ablamın köpeğini daha çok tanıyorum. Ama benim kızım ne yer, ne içer, ne sever, neyi sevmez, hobileri, fobileri nelerdir, ayakkabı numarası, boyu kaçtır, alerjisi var mı?… ve binlerce cevabını bilemediğim soru.

Emek veremedim kızıma, hasta iken başında duramadım, ilk yazısını, ilk karnesini göremedim, birlikte ders çalışamadım. Benden tek istedikleri para idi, hem de doğmamış torunlara yetecek kadar. Aldılar, alıyorlar, alacaklar. Ancak para geleceğe değil sıfır arabalara, seyahate, dekorasyonlara gömüldü.

Allah evlat acısı vermesin derler. Evlatlarını kaybedenleri anlamam mümkün değil. Peki benim gibi evladını ölmeden kaybedenleri kim anlar? Kim “var ama yok” olan evladımın yüreğimde hissettiğim acısını tarif edebilir bana? Önce bir insan ve bir baba olarak yıllardır irdeliyorum, kızıma özlemin yakıcılığını daha az hissetmek için duygularımın adını koymak istiyorum, bulamıyorum bu acının adını, yapamıyorum tarifini. Tek bildiğim, yaşadıklarımdan asla vicdan azabı ve pişmanlık duymadığımdır. Ama ya kızım pişmanlık duyarsa... Ne olursa olsun ben bir babayım ve kızıma olan duygularım, özlemlerim, aşkım asla bitmedi, bitmeyecek de...

Sonuç;
Artık kızımla görüşmüyoruz. Ben kaybettim. Kızımla bir kez bile dans edemeden, baş başa bir kadeh şarap tokuşturamadan, elinden bir fincan kahve içemeden, bana erkek arkadaşını anlatamadan kaybettim. Başı sıkıştığında kapımı çalmadan, omzuma yaslanmadan, erkeklere, kadınlara, hayata dair konuşmadan, tek bir nasihat veremeden, bir kez dahi babacığım cümlesini duymadan, en kötü anlarında, hata yapsa da, hakaret etse de karşılıksız koşulsuz hep yanında olacağımı, onu çok sevdiğimi ve hep seveceğimi söyleyemeden kaybettim. Bu yarışı ben kaybettim. Kızımı benden uzaklaştırmak isteyen, göstermeyen, yıllarımı mahkemelerde süründüren annesi ise kazandı.

Peki, benden başka kaybeden oldu mu?

SENi SEViYOR(D)UM BABA yazısı için tıklayınız http://www.cempolatoglu.org/maksatmuhabbet/Seni%20seviyordum%20BABA.htm

Sevgilerimle

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

...ayrıldıklarında, çocuklarından da ayrılır derler. Ne saçma bir genelleme değil mi? Kızınızın tarafından da, annesi tarafından da, sizin tarafınızdan da, eşiniz tarafından da arapsaçı olmuş durum. Çözülemeden yıllar geçmiş. Olsun yine de kaybettim demeyin. Hem bir kız evlat hem de bir kız annesi olarak böyle düşünüyorum.

Kapaparantez 
 09.06.2010 22:02
 

adlı blogunuza uzun süre önce bir yorum yazmış, kızınız büyüdükce sizi anlayacak demiştim. Bu blogu okuduktan sonra bile , aynı şeyi yazacağım size, onu kaybetmediniz, et tırnaktan ayrılmaz, neler yaşanırsa yaşansın, pes etmeyin, zaman tanıyın ona, birgün "seni seviyorum baba" diyecek... Oğlunuz kadar o da sizindir. Sponsor arayışınıza gülümsedim... İyi günler dilerim.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 05.06.2010 23:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 250
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 4772
Kayıt tarihi
: 23.01.07
 
 

Kayseri doğumlu, 1977'den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster