Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
1458
 

Ben lidere lider demem, karizmatik olmayınca !

Ben Lidere "Lider" Demem, Karizmatik Olmayınca !

Yüzüklerin Efendisi – İki Kule’de Gandalf, Aragorn, Legolas ve Gimli birlikte Edoras’a Kral Theoden’e giderler. Ve geride durmayı tercih eden, kazanmaya değil yokolmaya şartlanmış kralı “hala umut var” diye motive eder, asıl ihtiyaç duyuldukları anda orada olurlar. Hedefleri vardır ve bu hedefe kilitlenmişlerdir. Edoras halkının değişimden geçmesine aracı olurlar. Çünkü o hedef gerçekleştirilmek zorundadır. Nihayetinde belki de sinema dünyasının en görkemli ve akılda kalıcı sahnelerinden birinde Aragorn ve Theoden omuz omuza at sürerler kendilerine saldıran amansız düşmanın üzerine doğru...

Elbette ki karizmatik lideler her zaman zor ve çaresiz zamanlarda ortaya çıkacaklar diye bir kanun yok. Kelime anlamına bakarsak “karizma” Latince’de “bir kimsede olduğu kabul edilen ve arkasındaki kitleleri sürükleyici özelliğe sahip güç” olarak tarif edilir. İlk olarak Weber'in bahsettiği karizmatik liderlik kavramı, çoğu zaman gerçek anlamı ile kullanılmaz. Hatta karizma dendiğinde aklımıza tek kaşları havada, "küçük dağları ben yarattım" havasıyla ortada dolaşan kişiler gelir. Oysa bu kişiler genelde sadece göstermelik bir güce sahip iken, arkalarından onları takip eden birini bulmak neredeyse imkansızdır.

Peki, iş dünyası söz konusu olduğunda karizmatik bir lider astlarını nasıl etkiler?

1 – Önce ilgi çekici bir hedefe kilitlenir. Bu vizyon organizasyonun o andaki durumu ile daha iyi olacak geleceğini birbirine bağlayan bir köprü vazifesi görür.

2 – Daha sonra astlarına yüksek performans kriterleri koyar ve bunları elde edebileceklerine onları inandırır. Böylece onlara kendine güven ve başarma arzusu verir.

3 – Kelimeler ve davranışlarla astlarına izleyecekleri bir yol oluşturur. Kendisi bu anlamda bir model olarak ortada durur.

Karizmatik lidere sahip astlar diğerlerine göre çok daha yüksek performans ve iş tatmini ile çalışırlar. Bunda lideri sevmelerinin, ona hayranlık duymalarının ve güvenmelerinin çok büyük bir rolü vardır. Üstelik karizmatik bir liderin astlarına hissettirdiği "sizin yanınızdayım, sizin arkanızdayım, beraber başaracağız" duygusu, çalışanların yaptıkları işten daha çok zevk alırken aslında daha çok çalışmalarına da neden olur. Çünkü iş artık bir "angarya" değil, bir "ortak hedef"tir ve başarılması büyük tatmin verecektir.

Peki karizma öğrenilebilir mi? Bazı araştırmacılar bunun mümkün olmadığını iddia ederken bazıları da 3 aşamalı bir süreç ile karizmatik olmanın öğrenilebileceğini savunuyorlar.

1 – Kişi olumlu bir bakış açısı ile etrafına bakmalı, sadece kelimelerle değil vücut dili ile de çevresi ile iletişim kurmalı ve bu şekilde bir karizma aurası oluşturmalı

2 – Diğerlerinin izlemesini teşvik edecek bir bağ kurmalı ve diğer insanları bu bağın içine çekmeli

3 – İzleyicilerinin duygularına hitap ederek onların içindeki potansiyeli ortaya çıkarmalı


İşletme öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada öğrencilere “karizmatik davranma oyunu” oynatılmış. Bu öğrencilere hedef belirleme, yüksek performans beklentilerini astlarına aktarma ve onların ihtiyaçlarına karşı empatik bir tavır sergileme öğretilmiş. Ardından güçlü, kendinden emin bir görüntü vermeyi ve ses tonlarını da ikna edici ve çekici bir şekilde kullanmayı öğrenmişler. Özelliklerinin daha da belirgin hale gelebilmesi için hareketleri de karizmatik hale getirilmiş: kâh sıraların arasında yürüyüp kenarına yaslanarak, kâh astlarına eğilerek, göz kontağı sağlayarak bunu yapmışlar. Duruşları ve yüz ifadelerinin rahat olmasına dikkat edilmiş. Sonuç: Gerçekten karizmatik olmak öğrenilebiliyormuş.

Yani; siz de gerçekten bunu isterseniz ve buna göre davranırsanız, etrafınızda hayranlıkla izlediğiniz o "karizmatik" kişilerden biri olabilirsiniz.

Aynı araştırma göstermiş ki bu liderlerin altında çalışanlar daha yüksek performans gösterip işe daha bağlı hale gelirken aynı zamanda liderlerine de daha çok saygı duyuyorlarmış.

İş dünyasından bir örnek verelim: Disney'in eski CEO’larından Michael Eisner. Eisner şov dünyasındaki işi gereği yaratıcı olmak ve yaratıcılığı teşvik etmek zorunda olduğundan, Disney'in örgüt kültürünü değiştirmeyi bile göze almış, “Yaratıcılık şamatacılık gerektiriyorsa ben baş şamatacıyım” diyerek sadece ve sadece başarmaya odaklandığını göstermiş bir lider. Disney'deki görevi sırasında beyin fırtınası toplantıları yapıp yaratıcı enerjinin dışarı çıkmasını sağlayan ve bu toplantılarda sınırsız özgürlük tanıyan Eisner Walt Disney’in kurum kültürünün ötesine giderek büyümesini ve rekabetçi hale gelmesini sağlayan kişi olarak da iş dünyasında önemli bir figür haline gelmiş.

Bazen karizmatik liderlik bir gereklilik de olabilir. Özellikle politik, ideolojik konulardan bahsettiğimizde karizmatik olmak konumunuzu güçlendirmek ya da idealizini başkalarına empoze ederek gerçekleşmesini sağlamak için kullandığınız bir araç haline gelebilir. Örneğin; Atatürk gerek Kurtuluş Savaşı ile gerekse ardından gerçekleştirdiği devrimler ile ülkenin yeniden inşasını sağlayabilmek için insanların desteğine ihtiyaç duyuyordu. Karizmatik olması, insanları sahip olduğu ideallere doğru yönlendirmesini sağladı.

Yine konumuz gereği iş dünyasından bir örnek vermemiz gerekirse; Apple Computer’dan Steve Jobs 70’lerin sonu-80’lerin başında kişisel bilgisayarların insanların yaşam şeklini değiştireceğini öngördüğünde pek çok insan ona gülmüştü. Oysa kendi çalışanlarının onun bu vizyonuna inanması ve bağlanması ile Apple ilk kişisel bilgisayarları üreten şirketlerden oldu.

Özellikle kriz ortamında veya ciddi değişikliğe ihtiyaç duyulduğunda karizmatik liderlik bir zorunluluk haline gelir. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var : Kriz olmadığı ortamda karizmatik bir liderin aşırı kendine güveni ya da olağandışı davranışları yük haline de gelebilir. Çünkü karizmatik liderler genelde muhalefeti istemez ve bu tip durumlarda kendini rahatsız hissedebilirler. Başkalarını dinlemektense kendisinin haklı ve doğru olduğunda ısrarcı olması da olasıdır. Örneğin; Borland International’ın CEO’su Phillippe Kahn’ın karizmatik kişiliği firmanın hızlı gelişimi sırasında ciddi bir katkı anlamına gelmişti. Oysa firma büyüyüp geliştikçe onun diktatörlüğe varan karizmatik kişiliği, kendini beğenmişliği ve tek karar mekanizması olmaya alışkınlığı firmanın geleceğini tehlikeye sokmuştu.


Kaldı ki karizmatik liderlerin kendi kişiliklerine ve bireysel güçlerine dayanarak kurmuş oldukları yapılar, onlar sahneden çekildiğinde kolayca yıkılabilir ya da zorlanmaya başlar. Bu nedenle bir noktadan sonra liderin "ben" sözcüğünün kullanımını azaltarak başarıyı tüm organizasyona mal etmesi, bu şekilde kendisinden bağımsız bir yapıya doğru ilerlemeyi teşvik etmesi gerekir. Ancak bu baş döndürücü güçten vazgeçmek o kadar da kolay değil elbette. Bu yüzden birisi size gelip de kurduğu sistemin kendisinden sonra nasıl yıkıldığını anlatır ve "zaten ben olmadan hiçbir şey yapamayacaklarını biliyordum, işte yapamadılar" diyerek böbürlenirse anlayın ki bir zamanların "altın çocuğu"na bakıyorsunuz. Ama kendi altın olma halini çalıştığı yere verememiş, "benden sonra tufan" demiş bir altın çocuğa...

Ayrıca karizmatik liderin sıradışı kişiliği, özellikle rakipleri ve tahtının sallantıda olduğunu hisseden üstleri tarafından pek de kolay sindirilemeyebiliyor. Bu nedenle karizmanın yanında sahip olunması gereken bir özellik daha var : Politik olmak. Ancak iki kavramın uzlaşması oldukça güç gibi görünüyor.

Dünyanın görüp göreceği en karizmatik liderlerden birine değinip konuyu bitirelim : Adolf Hitler. Kitleleri peşinden sürükleyen, meydanları hıncahınç doldurarak ideali doğrultusunda yapılan katliamları alkışlatan, diğer ülkelere büyük bir güvenle kafa tutan Hitler, aslında Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik, yara almış ve kendine güveni sarsılmış bir şekilde çıkan Alman halkını bu karizması ile toparlamayı ve ayağa kaldırmayı başarmıştı. "Sen en üstün ırksın" diyerek mobilize ettiği halkı her ne kadar sonunda tekrar bir yıkım ile karşılaştıysa da, dünyanın en büyük güçlerinden biri olmaya devam edebildi. Ancak karizması diktatörlüğünün elinde can veren Hitler de, en eli kanlı liderlerden biri olarak da tarihe geçti.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kere yazınız çok uzun. Kısa birkaç blog olsa daha iyi okunur. Derli toplu, yol gösterici ve dolu bir yazı. Sizi Blog habercim olarak kaydettim. Yazılarınızı merakla takip edeceğim.. Selamlar...

murat ertaş 
 11.09.2007 13:03
Cevap :
Yazının uzun olduğu doğru, haklısınız. Gerçekten de iki-üç parçaya bölmek lazım, ama bunu da yeni olmama verin, olur mu? Uyarınızı dikkate alacağım. Yorumunuz için de çok teşekkür ederim.  11.09.2007 15:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1124
Kayıt tarihi
: 08.09.07
 
 

1973 İstanbul doğumluyum. Kadıköy Anadolu Lisesi ('91)'nin ardından 1995'te Boğaziçi Üniversitesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster