Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ekim '14

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
919
 

BEN O DEĞİLİM

BEN O DEĞİLİM
 

Sıradanlığın sıra dışı hikâyesi...


 

Kendi hayatımızdan çıkıp "başkalarının hayatı"na dahil olsaydık  yaşadığımız hayat neye benzer, nereye sürüklenirdi?

Yeknesak günlerin içinde silik bir karakter olan  Nihat da, (Ercan Kesal)  yaşadığı hayattan adeta firar edercesine başka surete bürünüp o şekilde var olma çabasına girişiyor ama bu konuda da   öylesine sinik ve istemsiz ki, girdiği o başka suretler ve hikâyelerin içinde de  ulu orta sırıtıyor.

Kahramanımız Nihat, bir hastanede işçi olarak çalışırken, zaruri ihtiyaçları dışında  fazla aidiyet  hissetmediğini  üç beş eşyasından anladığımız  bekâr evinde, her gününü televizyon karşısında piknik tüpü üstünde tavaya kırdığı yumurtaları afiyetle yiyerek  geçirmektedir.

Arada porno filmler de izler, masturbasyon da çeker. Hayatının başrol oyuncusu değil, adeta figüranıdır. Suyun üstünde sürüklenen yaprak gibidir. Arkadaşlarıyla tuttukları "iş"te,  hiç haketmemişken kendisini atarlar kodese, bekler kaderini sessizce. Gözaltında demir parmaklığa vurarak ses veren arkadaşının  tepkisinden de korkar.  Dahası, fırsatını bulunca kuytuda  bir tekme de o atar arkadaşına. Kendine değmedikleri sürece bitaraftır, değdiklerinde çoğunluğa uyar.

Ama genelde  bitevi  hayatından  çok da memnuniyetsiz görünmemektedir. Ta ki Ayşe'nin (Maryam Zaree)  hayatına dahil olmasına kadar.

Aslında işyerinde ki arkadaşlarıyla bile hep bir mesafe ayarı vererek kendi dünyasında yaşamayı severken, aynı iş yerinde çalışan Ayşe'nin  cüretkâr tavrıyla Nihat'ın  tüm ezberi bozulur.

Şiddet sever kocasının hapiste olmasıyla  bir başına kalan Ayşe;  hayatındaki boşluğu yine eşine tıpatıp benzeyen başka bir adamla doldurmaya meyleder. Bu adamın eşine fiziken tıpatıp benzemesinin şaşırtıcılığı bir yana, asıl ona güzel gelen yanı, yemek de pişiriyor, bulaşık da yıkıyor oluşudur.

Bu sıcaklığı özlemiştir. Birlikte kotarılacak hayatı güzelleştiren paylaşımlardan yoksun Ayşe, can havliyle sarılır Nihat'a.  Ne derlerse desinler umursamaz. Farkındadır, tüm erkeklerin gözünün üstünde olduğu tek kadın çalışandır. Sahiplenilmek ister. Tıpkı Nihat'in aksine  kendi hayatını da sahiplendiği gibi.

Onun istediği yemeği pişirmekten yüksünmez, ocağında,yemeği yanmayacaksa, kapıda güler yüzle karşılamaktan çekinmez.Denizi görmemiştir o denizin maviliğine bırakmamıştır kendini, giymenin kısmet olmadığı  mayosunu alır ve evin içinde başındaki "erkeğine" giyerek sergilemekten çekinmez.

Her haliyle evcimendir.Sıcak yuvasının içinde  birlikte yaşamaya hasreden Ayşe, böylesi küçük şeylerden büyük mutluluklar devşirince tutamaz kendini, kapının önünde duran mütevazi arabayı bile Nihat'ın emrine amade eder.

Nihatsa bu hayattan içten içe mutlu, bu evcilik oyununun içinde daha önceden yaşayan ve kendine birebir benzeyen ikizinin fotoğrafına bakar sık sık. Hapisten çıksa kanlısı olacak Ayşe'nin kocası ne menem bir şeydir?

Kocasına benzerliği bir iltifattır kendisine.O benzerlik sayesinde yaşıyorsa bu hayatı,onun suretine bürünmek işten bile değildir.

Ben O Değilim, bir süre sonra Ayşe’nin yüzmek için beklediği  denizde boğulmasıyla hızlanmaya başlar.

Nihat,  kendi suretinden çıkar ve   tıpatıp benzediği Ayşe'nin kocası rolüne  bürünür.  Ayşe ise İzmir'de fuhuşla geçimini sağlayan başka bir kadının yüzüyle  görünür.

Esas hikayenin sokakta olduğunu bir kez daha hissettiren, küçük yaşamlar diye burun kıvrılan yaşam parçalarından, o "kimliksiz", o "görünmeyen" insanların ruhlarından, enfes dramlar, leziz hikâyeler çıktığına bir kez daha kanaat getirdiğim;

Ben O Değilim,

 Yaşadığımız hayatın dışındaki yaşamalara baktıran, sorduran izlenesi bir film.

Sıradanlığın  sıra dışı hikâyesi...

 

 

 

Küçük notlar:

-Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu'nun yazarlık kariyerinin de etkisiyle yer yer polisiye kurgusunu da hissettiren Seyfi Teoman'a adadığı filmi, Kafkaesk ve Camus esintilerinin yanı sıra farklı okumalara  açıklığıyla da hoş bir seyirlik.

 -Dublajı görmezlikten gelirsek ilk kez izlediğim  İran asıllı oyuncu Maryam Zaree, Ayşe   karakterini  başarıyla kotardığını söyleyebiliriz.

-Ercan Kesal, Nuri Bilge Ceylan filmlerinden sonra iyiden iyiye ısındığı sinema kariyerinde, -yazarlığı da cabası-birbirine paralel karakterleri kendine özgü derinliği, az söz sarfiyatı ve durum psikolojisini mükemmel yansıtmasıyla yine harika iş çıkarmış.

gülsen tunçkal, Birgül EKİM bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de de biraz Gogol'un, Puşkin'in sıradan küçük adamları (Akai Akaiyeviç vb.) izlenimi bıraktı Nihat. Hatta Gogol'un "Palto" öyküsünden (ki Dostoyevski "hepimiz Gogol'un paltosunun cebinden çıktık" bile demiştir) esinle Erol Toy'un bir öyküsü vardı ki (Öykünün ve kahramanının adını tam anımsayamadım) tam da oradaki karakter gibi... Velhasıl klasik edebiyatta da (öykü-Roman) çok işlenen bir karakter Nihat. Sadece günümüze uyarlanmış sanki... Güzel bir değerlendirme yapmışsınız. Her zamanki gibi! Teşekkür ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 13.10.2014 17:12
Cevap :
Evet, sevdiğimiz şeyleri benzeşim kurarak bazen de tezatını bularak değerlendiriyoruz.Palto konusunu duymuştum.Erol Toy'u okumadım hiç.Toy diyince Murat Uyurkulak geldi aklıma benim de.Çağrışımlar işte. Sağolun,selamlar..  13.10.2014 19:05
 

izlemeli..çok güzel aktarmışsınız..teşekkürler..

mis-tress 
 12.10.2014 19:28
Cevap :
Çok güzel dediniz de bugün bir arkadaş yazımı okumuş. O ne yaa dedi.:)Yazdıktan sonra ben de öyle olurum genelde.O ne yaa kıvamında yani.Mesela Ayşe karakterini kayırmışım gibi biraz.Oysa çok edilgendi.Üstüne çok kelam edilir yani.Belki izler siz yazarsınız.Selamlar, sağolun.  13.10.2014 19:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 1392
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1587
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster