Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
609
 

Ben Saydım!

Ben Saydım!
 

Günlerdir devam eden cumhurbaşkanlığı seçim sürecini şaşkınlıkla seyrediyoruz. Cumhurbaşkanlığı makamı bir toplumda her zaman uzlaşma neticesinde şekillenir. Geçen hafta başbakanın cumhurbaşkanı adayını açıklamasından sonra, hemen hemen tüm yazılı ve görsel basını takip etmeye çalıştım. Adaylığın açıklanmasının hemen ardından yapılan haberlerde, Gül’ün kişisel geçmişinden, milli görüş düşüncesinden geldiğinden, eşinin Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet etmesinden, Cumhuriyet’in kurulmasından 84 yıl sonra milli görüşün cumhurbaşkanlığına aday olmasından, Meclis başkanının tarafsız olması gerekirken, görüş bildirdiğinden, hatta yaptığı köşke inançlı bir cumhurbaşkanı çıkacak açıklamasından değil de, Gül’ün en uygun aday olduğundan, göbek adının Cumhur olduğundan hatta doğum günün 29 Ekim olduğundan, İngilizce bildiğinden, en etkileyicisi de George Clooney’e tıpa tıp benzediğinden bahsetti. Bu haberleri dinlerken bir an başka bir dünyada yaşadığımı hissetmedim değil! Benzer haberler oylamanın ardından CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasından sonra da şöyle şekil aldı; bu bir demokrasi ayıbıdır. Oysa yasal bir hak olan Anayasaya Mahkemesi’ne başvurma hakkı ne zamandan beri bir demokrasi ayıbına dönüştü anlayamadım doğrusu. Aynı gece Genelkurmay Başkanlığı’nın internet yoluyla anayasada belirlenmiş görevlerini açıkladığı yazı da bir başka ayıp olarak medyada yer aldı. Bu noktada bir şey açıklamadan geçemeyeceğim, yerleşik bir demokrasi kültürü olan ülkelerde, mesela Fransa’da ordu “ la grande muette” yani “büyük dilsiz” adıyla anılır. Çünkü orada ordu hiçbir zaman kamu önünde görüş bildirmez, gelişmeler karşısında raporlar hazırlar ancak açıklama yapmaz. Bu sebeple bizde de bir takım yazar-çizerler bu örnekten yola çıkarak genelkurmay ufak bir açıklama yaptığında “nerede demokrasi?” diye hop oturup hop kalkmaktadır. Oysa Fransa’da ya da İngiltere’de ki yerleşik bu kültür, kendi ülke koşullarında, ülkemizdeki ordu anlayışı ise bizim koşullarımızda değerlendirilmelidir. Unutmamalıdır ki bizim toplumumuzda en güvenilir kurum açık ara “ordu” dur. Bu bağlamda genelkurmayın açıklaması mı? Yoksa, bu açıklamanın ardından hükümetin, orduya “başbakanlığa bağlı bir kurum” olduğunu hatırlatması mı daha ilginçtir?

Tüm bu seçim hesaplarının bir başka ilginç olayı da başbakanın ne kadar fedakar olduğuydu. Oysa bence cumhurbaşkanı adayı Gül’ün adı baştan beri belliydi ve fedakarlık gibi gösterilmesi ise bence bir oyundu. Ne de olsa önümüz seçim! Diğer bir taraftan başbakan bizzat aday olmadı çünkü kamuoyundan gelecek tepkinin farkındaydı ve yıpranmamak için Gül’ü öne sürdü. Bu fikrini de Arinç’ın ya sen, ya ben, ya Gül açıklamasıyla örtmüş oldu.

Tabi ülke politikasının ve ekonomisinin bu hale gelmesinde hem muhalefetin, hem iktidarın, hem de 4.kuvvet “medyanın” payını yadsıyamayız. İnatlaşma, ısrar sona ermelidir. Artık herkes şapkasını önüne alıp düşünmelidir. 14 Nisanda Tandoğan’da, 29 Nisan’da Çağlayan’da meydanlara dökülen milyonlar tepkisini koymuştur ve koymaya devam edecektir. Uyuyan dev uyanmıştır artık. Seçim yasaları bir an önce değiştirilerek, mecliste çoğunluğun temsil edilmesi sağlanmalıdır. Yoksa bu kaos bu paradoks artarak devam edecektir. Dün anayasa mahkemesi, cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turunu 367 sayısına ulaşılamadığı gerekçesiyle iptal etti. Bu kararın alınmasında oylama günü CHP'nin yoklama isteğinin meclis başkanı tarafından reddedilmesi dahası bu kararını meclise oylatması, iç tüzüğe aykırı olarak bulundu. Yani Bülent Arınç bu kararın çıkmasını kolaylaştırdı. Bu kararın ardından AKP'nin 24 Haziran veya 1 Temmuzda seçim kararı alması yeni olaylara gebe.Çünkü seçime kadar AKP'nin hazırlayıp meclisten geçirmek istediği bir anayasa değişikliği paketi var,bu pakette cumhurbaşkanını halkın seçmesi, görev süresinin 5+5 olması, milletvekillerinin 4 yılda bir seçimi gibi değişiklikler var. Ancak Sabih Kanadoğlu dün gece ki açıklamasında cumhurbaşkanlığı seçiminin tamamlanmadan bu değişikliğin yapılamayacağını söyledi. Dahası yeni cumhurbaşkanı seçilememesi durumunda 16 Mayısta görev süresi dolacak Ahmet Necdet Sezer'in görevine devam mı edeceği yoksa yerine meclis başkanının mı vekalet edeceği de bir başka gerginlik konusu olacak gibi...

Tüm bu gel gitler gereksiz inatlaşmalar, manasız ısrarcılık aslında siyasilerin halkın gözündeki kredisini giderek azalttığı yadsınamaz bir gerçek.Çünkü bu ülkenin öncelikleri, ihtiyaçları, değerleri göz ardı edilemez.İktidar ve koltuk hırsı adına değerlerle oynanamaz. Siz söyleyin ben yanlış mı düşünüyorum? Bu arada kaç kişiyiz saydınız mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayamadım ;) Sadece dediğin gibi ülke koşullarını dikkate almak gerekiyor öncelikle... Sonrada kamplaşma yaratmaya çalışanları iyi görmek... Buna da izin vermemek... İzmir'de de sayamamak için buluşmak üzere... Sevgiyle...

Barış 
 02.05.2007 23:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 59
Ort. okunma sayısı
: 1517
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

Hayat akıp giden upuzun bir ırmak, bu ırmakta bazen bir akıntıya koyveriyoruz kendimizi, nereye çarp..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster