Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
680
 

Ben Uzattım Ellerimi...

Ben Uzattım Ellerimi...
 


Düşünüyorum da şimdi, pek çok çocuktan daha şanslı geçmiş çocukluğum. Almanya dönüşü sınır kapısında ülkeme giriş vizesi için kaptırılan Ayşe’mi (boyumun 3 katı olan oyuncak ayım) düşündüğümde içim cızz ederdi mesela. Ama şimdi Ayşe’si hiç olmayan çocukların olduğunu biliyorum. Düşlerinde bile.Benim oyuncak ayımın bir adı vardı en azından diye avutuyorum kendimi. Kendi adı, kimliği bile olmayan çocukların oyuncağı olabilir mi yangınları içindeyim şimdi düşünmek bile istemediğim. Sınırda görevli memurumuzdan özür diliyorum bu fırsattan istifade. Bir oyuncak ayı için bu yüreğin ettiği cızz sayısı kadar hem de.

Gözle görülür bir ayrımı göz ardı etmeye çalışarak geçti okul çağına yetişmişliğim. Görmedim. Duymadım. Konuşmadım. Yüreğimin gördüklerini, duyduklarını, konuştuklarını içime attım. Erkek kardeşim oyuncaklar içinde el bebek gül bebek büyürken ben kendi oyunlarımı ürettim sessizce. Ben babamı değil de annemi örnek edindim kendime. Oyuncaklarımı birbirinden hiç ayırt etmedim. Ama şimdi büyüme şansı bile verilmeyen kız çocuklarını, bebeleri düşündüğümde babama haksızlık ettiğimi anlıyorum. Utanıyorum. Çocukluğum adına özür diliyorum kendisinden verdiğim sessiz tepkiler, kötü düşünceler için.

Okul dönemlerimde en cicili bicilisinden kalemlerim, silgilerim olmadı. Parasızlıktan ziyade canım annemin azla yetinmesini öğretmek istemesindendi çoğu zarar azı karar sayısındaki okul gereçlerim. Ben yine de yan gözle sıra arkadaşımın kalemini kıskanırken bulurdum kendimi. Hatta sırf bu yüzden ona kötü davranıp kalbini kırdığımı bile hatırlıyorum. Çocuktum ne de olsa. Bilemedim. Şimdi kalemkutusundan ziyade okuyacak okulu olmayan çocukların kıskandığı bir geçmişe sahip olmak rahatsız ediyor beni. Kalemi olmayan çocukların sayısı kadar özür diliyorum kalemkutusunu kıskandığım adını bile hatırlamadığım arkadaşımdan.

Bir doğumgününden kovuluşumu hatırlıyorum mesela şimdi. Herkes gülüp eğlenirken ben elime geçirdiğim bir kitabı okuyordum. Okumayı çok severdim o zamanlar. Yenileri bittiğinde eski gazeteleri çıkarıp tekrar okuyacak kadar. Arkadaşım kitap okumaya mı geldin buraya diyerek kovmuştu doğumgünü partisinden beni. İki gözüm iki çeşme eve gittiğimde bir de annemden fırça yemiştim sen de her çocuk gibi eğlensene biraz da diye. Şimdi doğumgünü nedir bilmeyen çocuklar tanıyorum okumaya hasret. Ellerinde eski gazeteler bile olmayan. Çocuk olma fırsatı sunulmuşken bana değerlendiremediğim için özür diliyorum doğumgününü mahvettiğim arkadaşımdan. Çocuk olamadan büyümek zorunda bırakılan çocukların sayısı kadar hem de.

Üniversite dönemini yaşayamadım diye hayıflanırdım çoğu zaman. Derslerden sonra kantinde arkadaşlarla 2 lafın belini kıramadan koşuşturmaca içinde geçti bütün öğrencilik dönemim. Okuldan işe, işten okula. Çok isyan ettiğimi bilirim, öğrenciyken çalışmak zorunda kaldığım için. İş yüzünden yaşayamadığım öğrencilik günlerim için. Çocukluğunu yaşayamadan adam olan, kadın olan, ev geçindiren, ana olanları düşününce şimdi bir yumruk oturuyor kalıyor boğazımda. Şimdi üniversite mezunu olabilmenin, hem de üniversite mezunu bir kadın olabilmenin haklı gururunu yaşıyorum içimde. Ama bir yandan da küçükken büyüyen, büyümek zorunda kalan kardeşlerimden özür diliyorum sayısı hiç bitmeyen haksız şikayetlerim için.

Dedim ya düşünüyorum da şimdi pek çok çocuktan daha şanslı bir çocuk oldum. Kız olduğum için hor görülmeden, kitabım, kalemim, çantamla, oturacak sıram, başımı sokacak okulum, benimle ilgilenen elimi tutan yol gösteren öğretmenlerimle okudum ve bugünlere geldim. Kendimce bir baltaya sap olabilme çabalarındayım şu aralar. Aldığım ekmeği bayat diye yemediğim günüm de oldu, parasızlıktan ekmek alamadığım günüm de. Ama nereden geldiğimi ve kim olduğumu unutmadım asla. Ve şimdi şükrettiğim o günlerden çok daha kötü günler geçiren kızlarım, kardeşlerim çocuklarım var yurdumun dört bir yanında.

İşte ben de elimi uzatıyorum şimdi. Gözümüzün göremediği uzaklıklarda olsalar bile elimizi uzattığımızda tutabileceğimiz kardeşlerimiz, kızlarımız, çocuklarımız için. Özür dilemek yetmez çünkü biliyorum. Özürü sunmak gerek.

Ve ben de yüreğimi sunuyorum onlara. Okuyup da ezberlediğim kitaplarımı sunuyorum. Ellerine birer kalem, defter alabilmek, önlüklerine yama yerine yeni bir renk olabilmek, onları geleceğin Nermin öğretmenleri, Goncagül doktorları, Çiğdem mühendisleri olarak görebilmek için elimi uzatıyorum.

Uzattığım elimle bir yüreğe dokunabilirsem, okumak isteyen bir yürek için bir umut olabilirsem ne mutlu bana.

Siz de uzatmak ister misiniz?
Hani göremedim ellerinizi, neredesiniz???

***Bu yazım ilk olarak yine Milliyet Blog’da 11/06/2007 tarihinde sevgili Neşe Evrim önderliğinde başlatılan “Kardelen” kampanyasıyla ilgiliydi. Şimdi yine benzer bir kampanya www.birmilyonkalem.com sitesinde düzenlenmekte.

***“HER ÇOCUĞUN BİR MASALI OLMALI” kampanyası dahilinde Mersin/Yeşilovacık beldesindeki çocuklarımız bizlerden kitap beklemekte...Konuyla ilgili ayrıntılı bilgileri okuyabileceğiniz link; http://www.birmilyonkalem.com/?p=12968

***Kitapları nereye yollayacağız diye soran dostlara..
Her türlü çocuk ve gençlik kitabını, ansiklopediyi

Psk. Dr. A. Şebnem Soysal
GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ
ÇOCUK SAĞLIĞI ve HASTALIKLARI ABD
10. KAT BEŞEVLER - ANKARA adresine yollayabilir.

***Kendi imkanlarıyla Yeşilovacık’a ulaşmak isteyen dostlar ise:
HER ÇOCUĞUN BİR MASALI OLMALI KİTAP KAMPANYASI
Yeşilovacık Belediyesi
YEŞİLOVACIK-MERSİN adresine armağanlarını ulaştırabilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 3111
Toplam mesaj
: 623
Ort. okunma sayısı
: 963
Kayıt tarihi
: 27.01.07
 
 

30’ lu yaşların ağırlığında geçiyor artık yaşam ama teğet geçerek, ama kurcalayıp didikleyerek...İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster