Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '19

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
78
 

Bencilliklerimiz

Bu sefer biraz karamsar bir konudan bahsedeceğim sizlere. Bencillikler.. insanoğlu yaradılıştan itibaren bencil bir  varlıktır. Hatta hepimizin en belirgin huyu bencilliktir. Aynı zamanda aslında her dakika bencillik içinde  olmamıza rağmen,  hiçbir zaman kabul etmediğimiz bir huyumuzdur.

En içgüdüsel halimiz olan masum bebek halimizde başlar bencillikler. Vücudumuzu tam çalışır hale getirmek için hem annemizi sömürmeye çalışırız hem de ağlayarak etrafımızı sömürmeye çalışırız. Büyüyünce de devam eder. Yaşadığımız coğrafyanın gelenekleri neticesinde büyüklerden küçüklere sürekli etrafını sev ve iyi davran terbiyesi pompalanır. Biz de etrafımıza iyi davrandığımız için kendimizi mutlu zannederiz. Çünkü bu davranışlarımız etrafımız tarafından takdir toplar. Aksi davranışlarımız ayıplanır ve toplumda kötü kabul edilen bir takım terimlerle özdeşleştiriliriz.

Hayat ilerledikçe bu kötü terimlerin altında ezilmeye başlarız. Bu ezilme güçlü karakterli insanlarda farklı daha zayıf karakterli insanlarda farklı davranış modellerinin gelişmesine yol açar. Cesur ve sağlam bir modele kötü bir terimle özdeşleştirme yapmak o kişiyi savunmaya ve saldırıya geçirir. Diğer daha zayıf modelde ise aykırı davranışlar veya kendine has münhasır portresi gösteren insanlarla karşılaşırız. Bunlar bariz sonuçlar.

Gelelim en başa. Çevresel etkenler bizi özümüzde olmayan davranışlara biz farkında olmadan iter. En azından farkında olduğumuzda artık bu davranışlar bir uzvumuz olmuştur. Doğamıza aykırı olduğu için aslında bu bilinçaltına geçmiş kalıbımız bizi sürekli o kalıpla mücadele etmeye zorlar. Ama yorgunluğunu duymayız. Biz buyuzdur zaten. Ta ki ruhsal ya da bedensel bir biçimde hasta olana kadar. Bencil olduğumuzu bilmeyiz. Ama yakalayabiliriz. Bu huy kendini çok belli eder. İyilik yaparız ve denize atarız. Ama herkes denizin neresine attığını bilir ve oraya işaret koyar. İnsan bu suyu bile işaretler. Haydi açalım biraz yakalayalım bencilliklerimizi….  Asla maddi ve manevi olarak kendimizden iyi durumda olan birini sevmeyiz. Ve o kişi ne zaman ahlak dışı bir konu ile karşımıza çıksa normal tepkimizin çok üstünde tepki veririrz. Çünkü o kişi bizden iyi durumdadır. Asıl tepki nedenimiz budur.  Ölen kişinin ardından ağlarız. Aslında ya onsuz ne yapacağımıza üzülürüz; ya da ölümü hatırlattığı için kızar ve korkarız. Hadi bu bilinebilen bir durum, süzmek kolay. Asıl durum yaptığımız iyiliklerde gizli. Bir hayır sever düşünün, okul yaptırıyor. ne hayırlı değil mi ? evet kollektif toplum için çok yararlı bir davranış. Ama iyilik değil bu. Sadece yaralı bir davranış. Zaten karıştırdığımız konu yaralı davranış la iyilik yapma kavramı. Kanunlarımızda okul yaptıran bir kişinin beş yıl gelir vergisi ödemediğini kaç kişi bilir ki?  Reel fayda aslında tüccar hayır severimize olmuştur. Karına kar katmıştır. Bu da yetmemiştir. Okulun tepesine soyadını asmıştır. Ölümsüz olma hayaliyle… düşük gelirliler daha yüksek gelirlilerin yaptığı bu faaliyetleri kendilerine yapılmış hayır zannederler. Aslında hayırı yapanda hep bir beklenti vardır. Maddi yarar, takdir edilme, ticari reklam, onaylanma isteği. Bunların da toplamı bencilliğe işaret eder. Benim söylediğim en doğrusu en iyisi diyen her insan yüksek bencilliğe sahip bir kişidir.

Tespit güzel de biz bu hastalıklı ama iyiliksever gibi gözüken durumdan nasıl kurtulacağız? Bir süre kimseye hiçbir iyilik yapmayacağız. O sırada kontrol edeceğiz bakalım bencillikle ilgili hangi tatmin olmayan davranışlarımız günden güne gün yüzüne çıkıyor. Bu davranışlarımızı ve hislerimizi not alalım. Ve ilk yapacağımız iyilik de önce bu davranışları sonra da hisleri kullanmamayı seçelim. Bakalım ne olacak. Gerçekten iyiliği yapmak isteyecek miyiz?  Ya da bu iyiliği yaptığımızda ne kadar mutlu olacağız? Böylece basit bir şekilde doğamız olan bencillik durumlarımızın karakterimizin nerelerine kadar yayıldığını görürüz. Peki biz bencilliği bırakır mıyız? Biz bıraksak o bizi bırakır mı? Cevap basit. Bizi anlık mutlu eden hiçbir şeyi bırakmayız. Bırakamayız. Gerçeğimizin içinde mutlu olmak çok sıradan. Kendimizin kurguladığı gerçeğin içinde mutlu olmak daha cazip.

Kendi gerçeğimiz sıkıntılı. Henüz ellenmemiş yerler var. Neyle karşılaşacağımız belli değil. Bırakalım üstü örtülü kalsın. Sonra bir gün başımız döner ve doktora gideriz. Doktor bize öyle bir rahatsızlık söyler ki işte gerçek hayat orda başlar. bütün oyun bozulur. Ama yeni oyunda oynamak için çok acemiyizdir. Ve yenilgi kaçınılmazdır. Zaten hastalığı hiçbir zaman kendi bozuk bilinçaltı kalıplarımıza bağlamadığımız için. Allahtan geldi diye kabulleniriz.

Evet Allahtan geldi ama iyi bir şekilde geldi. Biz onu hastalığa çevirdik. İki tur kendimizi iyi hissetme pahasına. Bu açılardan bakıldığında ölümlerimizin çoğunun intihar olduğu görülür. Ve büyük günahtır. Peki bu bencilliği olduğu gibi bencil bencil göstere göstere yaşarsak ne olur? ayağımız çok tökezleneceğinden kafamızı gözümüzü vura kıra kendi realitemiz içinde gerçek ben olarak yaşamayı öğreniriz.  Bencilliğimiz yerinde duracak ama biz onu kullanmayacağız. Ve yaşam enerjimizin yükseldiğini göreceğiz. Ve kavga biter.

Değerli okuyucu; istediğiniz her bölümü derinleştirip detaylandırabilirim. İsteyin yeter. Sevgiler…Kanat YILDIRIM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 95
Kayıt tarihi
: 19.04.19
 
 

Biraz derin konulara ilgiliyim. Herşeyin derinine inmeyi severim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster