Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

12 Mayıs '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1849
 

Beni annem doğurmadı

Beni annem doğurmadı
 

ANNEM BENİ DOĞURMADI ama, beni öyle çok sevdi ki...


Merhaba...Benim adım Hayat. Bu gün size kendimi anlatacağım. Belki etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz sıradan bir hayat hikayesi gibi gelecek benim hikayem size, ama benim için çok sıra dışı bir hikaye...Hayatımın akışını düşündükçe, tesadüfen yaşadığımı düşünüyorum elimde olmadan... Hayatımın başlangıcı kötü olsa da, iyi insanlarla karşılaşmışım hep. Bu da benim şansım olmuş işte... Neyse...Çok uzatmadan anlatayım ben kendimi size...

Çöplükte bulmuşlar beni...Çöp karıştıran bir gariban adamcağız bulmuş...Karton kutuların arasında, yemek artıklarına bulanmış bir vaziyette inliyormuşum. Üç günlük bir bebekmişim bulduklarında. Artık ağlamaya bile mecalim yokmuş...Göbek kordonum bile yerindeymiş daha. Bu adamcağız, bir kış günü çöpe atılan ve donmak üzere olan bu bebeği almış, eski püskülere sarıp ısıtmış...Sonra da doğruca karakola götürmüş. Hayatımı ilk evvel bu adamcağıza borçluyum. O olmasa yaşamıyordum şimdi...Karakoldaki polisler, hemen süt vermişler bana...Belki de ağzımdan giren ilk yaşam lokmaları bunlar...Onlara da çok şey borçluyum...Sonra beni hastaneye göndermişler. Sağlığım yerine gelsin diye...İlk ana kucağı sıcaklığını, oradaki hemşireler, ebeler sunmuş bana...Sarıp sarmalamışlar beni, iyileşinceye kadar da hiç bırakmamışlar...Ne güzel insanlar onlar, hayatımın en önemli insanları, benim şanslarım...

Sonrasında devletin çocuk yuvasına göndermişler...Benim ilk hatırladığım şey, bakıcı kadınlar...Onlara anne derdik, annesizliğin acısıyla. Bizi yıkarlar, doyururlar, uyuturlardı. Bizimle ilgilenmeye çalışırlardı ellerinden geldiğince. Ama sayıca çoktuk...Ne çok istenmeyen çocuk varmış meğer...Yetişemezlerdi kadıncağızlar bize. Ama gene de severlerdi bizi, bilirim. Buldukları, gördükleri yerde, öpüp, saçımızı okşarlardı. Bu görev icabı yapılamaz, sevgi dolu bir yürek ister. İyi insanlardı onlar...Bir de müdürümüz vardı, ona da müdür baba derdik. Yaşlıca, sevgi dolu bir adamdı. Kısacası, ben şanslıydım...

Şimdilerde bile hep düşünürüm niye çöpe atıldığımı. Nefret bebeğiydim her halde...Ya tecavüz, ya yasak ilişki, ya da aile içi ensest çocuğu...Benim ölmemi istediklerine göre, böyleydi herhalde...Öyle olmasa, en azından bir cami kapısına bırakılırdım ya da evlatlık verilirdim birilerine...Hayata kötü bir başlangıç yapmışım kısacası...AMA BENİM SUÇUM NE?

Altı yaşlarındaydım her halde...Bir gün çocuk yuvasına bir adamla bir kadın geldi. Çocukları olmuyormuş, evlatlık çocuk alacaklarmış...Hepimizi tek tek sevip okşadılar. Biz bütün çocuklar, etraflarında dolandık durduk. Bize oyuncaklar, giyecekler, çikolatalar getirmişler. Bayram yeri gibi oldu yuva...Herkes, kendisi seçilsin diye çırpınıyor...Benim ise hiç ümidim yok. O yüzden bir kenarda seyrediyorum olanları. Daha önce gelenler, benim soyum sopum karışık olabilir düşüncesiyle yanıma bile yaklaşmamışlardı. Anası babası belli olan çocukları tercih etmişlerdi. Belki kendilerine göre haklılardır. AMA BENİM SUÇUM NE?

Sonrasında ne mi oldu? Sürpriz bir biçimde beni seçmişler.Yanıma geldiler ikisi de. Benim annem ve babam olmak istediklerini, kabul edersem çok mutlu olacaklarını söylediler. Biraz çekingenlikle ve çokça da şaşkınlıkla onlara bakakaldım. Nasıl hayır diyebilirdim, öylesine sevgi dolu bakışlarla bana bakan bu iki güzel insana? Ve yüreğim öylesine hasretken bir ana-babaya?

Sonra benim elimden tuttular, eşyalarımı topladık birlikte. Annem olmak isteyen kadın, sadece çok sevdiğim eşyalarımı almamı, diğerlerini buradaki arkadaşlarıma bırakmamı rica etti. Vazgeçemeyeceğim bir şeyim yoktu. Zira giysilerimiz, çoğunlukla başkalarının küçülenleri oluyordu. Oyuncaklarımız da öyle...Başkalarının eskileriyle büyürdük biz. Bizim küçülenlerimizi de yuvadaki daha küçükler giyerdi. Bireysel eşyamız da pek azdı bu nedenle...Ben sadece, geceleri sımsıkı sarılıp uyuduğum, eski püskü, kahverengi oyuncak ayıyı almak istedim. Bir de geçen yıl bize hediyeler getiren, zengin bir hanımın verdiği nazar boncuğundan yapılmış kolyeyi aldım. Sonra arkadaşlarımla vedalaştım ve yeni evime doğru yola çıktık...

Güzel bir evin önünde durdurdu arabayı babam. Benim elimden tuttular her ikisi de, bahçeyi beraber yürüdük. Sonra annem kapıyı açtı, beni öperek "hoş geldin evine yavrum" dedi. Babam da beni öptü ve "hayatımıza anlam kattın kızım" dedi...İşte o an anladım ki, bundan sonra ben çok sevileceğim ve mutlu olacağım. Ben de hiç zorlanmadan, o kadar kolay benimsedim ki onları anlatamam. Evlada hasret iki yürekle, ana-babaya hasret küçük bir ruhun kaynaşması muhteşem güzellikteydi...O an üçümüz sıkıca sarıldık ve bir daha hiç ayrılmadık. Hiç bir evladın benim kadar sevilebileceğini düşünemiyorum bile...

Başıma gelen en güzel şeydi evlat edinilmem. Annem de babam da üzerime titriyorlardı adeta. Hastalansam, sabaha kadar başımı bekliyorlar, iştahım olmasa üzülüyorlardı. Beni doğurup çöpe atan mı anaydı, bu güzel yürekli kadın mı?

Ben büyürken, her anımda yanımdaydılar...Her derdimi onlara anlatabilirdim. Çok anlayışlı ve yol göstericiydi ikisi de. Birbirimize hiç yalan söylemezdik, dürüstlük çok önemliydi ailem için. Yanlış bile yapsam, bana kızmazlardı ama doğruyu öğretirlerdi. İyi insan olmamı onlara borçluyum. Canlarım benim...

Onların sevgisiyle o kadar mutluydum ki, ben de onları sevindirmek için elimden geleni yapıyordum. Derslerimde çok başarılıydım. Bu gün, çok ünlü ve sevilen bir mimar olmamı da canım anne ve babama borçluyum...Mezuniyet günümde, gözlerindeki bakışı görmeliydiniz..."Bu kız, bizim kızımız" diye adeta bağıran, sevgi ve gurur dolu iki çift güzel göz...Gururlan canım ailem, çünkü ben sizin eserinizim...

Öğrencilik yıllarımda, birini sevmiştim. Ama evlatlık olduğumu öğrenince, hele de ana-babamın belli olmadığını öğrenince, anında vazgeçivermişti benden sevdiğim genç!!!Bu sıkıntılı anlarımda, anne ve babam hep yanımdaydılar gene. Bana hep şunu söylediler: "Gerçekten seven birisi için, bu durumun hiç önemi olmayacak canım." Dedikleri gibi de oldu...Beni deli gibi seven, şu anki sevgili eşim için, hiç bir şeyin önemi yoktu benden başka...O da benim gibi mimar, birlikte çalışıyoruz ve size bir müjde vereyim, bebek bekliyoruz...

Size ilk merhaba derken, "benim adım Hayat" demiştim değil mi? Aslında adım Hayat değildi. Beni çöpten buldukları gün, benim adımı Kader koymuşlar karakolda...Kadersizliğimi vurgulayan bir isimdi bu. Bu yüzden pek sevmezdim bu adı. İşte benim güzel anne ve babam, benim ismimi pek sevmediğimi fark etmişler...Bana kendi adımı koyma fırsatı verdiler. Ben de Hayat ismini seçtim kendime. Yeni bir hayata başlangıç yapmanın sevinciyle...

Yeni ismim ve yeni ailemle, yepyeni bir hayata başlamıştım, kötü başlangıca inat...Şanslıydım ben gerçekten...Herkes benim gibi şanslı olamıyor bu konuda...İyi ki beni seçtin canım annem...Yıllar sonra annemin bana anlattığına göre, yuva yetkilileri, benim ana-babamın belli olmadığını, başka bir çocuk seçmelerinin daha hayırlı olacağını söylemişler. Annem, isyan etmiş onlara..."O'NUN SUÇU NE?"

Ben anneme niye beni seçtiğini sorduğumda, benim hüzünlü güzel gözlerimden etkilendiğini söylemişti. Ama ben yine de biliyorum ki, onun sevgi dolu kocaman yüreği, oradaki çocuklardan en çok sevgiye muhtaç olanı, en itilmiş-kakılmışı, en istenmeyeni bulup çıkarmıştı. Ve onun o kocaman, sevgi dolu yüreğinden başkası da, o çocuğu gerçekten sevemez, sarıp sarmalayamazdı. Bu gün iyi bir insansam ve hayata, insanlara nefret duymuyorsam, annemin, anneciğimin ve canım babamın sayesindedir...

Annelik doğurmak değilmiş...Asıl mesele, sevmek, koruyabilmekmiş...Anneciğim bana bunu öğretti. ANNEM BENİ DOĞURMADI ama, beni öyle çok sevdi ki...

CANIM ANNEM BENİM...

Dr. F. Fisun ( Gökduman) KÖKCÜ - 12.05.2012

Fotoğraf çekimi (Muğla-Akyaka):Dr. F. Fisun ( Gökduman) KÖKCÜ

 

 

Victoria Toumit, Ahmet KARAKAYAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Fisun hanım öneriniz üzerine hemen okudum. Annelik doğurmak demek değil tespitinize kesinlikle katılıyorum. Buna karşılık tüm samimiyetim ve içtenliğimle söylüyorum lütfen kırılmayın öykünüz gerçekçi değil ve fazlasıyla hamasi, yapay olmuş. Anneliğin doğurmak demek olmadığını keşke öykü yoluyla değil doktora tezi yazar gibi bilimsel gerekçeler yardımıyla anlatsaydınız. Siz bunu yapabilir niteliğe haiz olmanıza rağmen edebiyatı tercih etmenize saygı duymak zorundayım. Bu konuları böyle dar alanda tüm detaylarıyla tartışmak malesef mümkün olmuyor. Ben edebiyata belki fazla ön yargılı olabilirim ama şu bir gerçek ki siyasetçiler de edebi dili kullanırlar. Memleketin, dünyanın ve özellikle de eğitim sistemimizin ve düzeyimizin hali ortada. Bu edebiyata yatkın dille yetişen öğrencilerimizin PISA sınavlarında dünya sonuncusu olması her yıl belgelenen bir gerçeklik değil mi? Onları da anneler yetiştiriyor, edebiyat meraklısı öğretmenler eğitiyor. Birbirimize küsmeyelim olur mu? Selamlar

Matilla 
 16.05.2018 23:06
Cevap :
Küsmek mi? Bu derece saygı,sevgi ve nezaket içerisinde yapılmış bir eleştiri,beni ancak mutlu eder.Hiç küser miyim size?Öykümü okuduğunuz için çok teşekkür ederim.Her ne kadar edebi bir yazı gibi görünse de,öğrencilik yıllarımda ilgilenmekle mükellef olduğum,neredeyse bir ayımı beraber geçirdiğim bir hastamın hayat öyküsü bu.Gerçek ismi,öyküdekinin eş anlamlısı...Bir de mesleğini değiştirdim ki,etik olmayan bir durum yaşanmasın diye...Ben kurgulama yapamıyorum değerli yazarım.Ama öylesine dolu ve hareketli bir ömrüm oldu ki anlatamam.Hani roman gibi derler ya,işte öyle...Bunda mesleğimin çok payı var kuşkusuz.Edebiyata bakış açınıza saygı duyarım.Kendinize göre çok haklı yanlarınız var elbette.Eğitim sistemimiz konusunda da çok çok haklısınız.Kendimi hazır hissettiğim zaman,bilimsel içerikli yazılar da yazacağım.Bunu yapabileceğime olan inancınız için de ayrıca teşekkür ederim.Bu çok değerli yorum için,ayırdığınız zaman için minnettarım.Saygı,sevgi ve selamlarımı sunuyorum efendim...  17.05.2018 5:59
 

Kaç zamandır hiç bir yazı içimi ve gözlerimi doldurmuyordu. Muhteşemdi. Tebrikler. Önerilerime alıyorum izninizle.

Ahmet KARAKAYAN 
 15.05.2012 13:05
Cevap :
Bu içten yorumunuz için çok teşekkür ederim Ahmet Bey. İzin ne demek, çok mutlu olurum. Saygılar ve selamlar...  15.05.2012 18:45
 

çok etkileyici bir yazı..duygulanmamak elde değil..teşekkürler..

SEMİH TÜRSEN 
 13.05.2012 9:12
Cevap :
Ben teşekkür ederim Semih bey. Okuduğunuz ve yorum yazma nezaketini gösterdiğiniz için...Sağlıcakla kalın...  13.05.2012 10:51
 

Geçmiş yıllarda o Hayat'larla, Kader'lerle bir çok kez birlikte olma şansım oldu. Gözlerindeki sevgi dolu bakışları asla unutmadım. Yaşama bir sıfır yenik başlayan yavruların şans kapılarının ömür boyu açık olmasını dilerim her an Yaradan'dan. Emeğine, yüreğine sağlık sevgili yazarım. Sevgilerimle...

Ay Şen 
 13.05.2012 1:10
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ayşen Hanım. Ben de babamın görevi dolayısıyla tanımıştım bu çocukları. Aslında o zamanlar ben de çocuktum ama çok etkilenmiştim onlardan. Çekingenlikleri, hayata olan güvensizlikleri yaşadıklarından olsa gerek. Hayat bazılarımıza acımasız davranıyor gerçekten. Daha yazılacak çok öykü var aslında bu konuda. Daha pek çok hayata ayna tutmak gerek. Ama zaman fakirliği yaşıyorum. İnşallah zaman içinde yazmaya devam edeceğim bu hayat öykülerini...Yorum yazma nezaketini gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Hoşça ve sağlıcakla kalın. Sevgiler...  13.05.2012 10:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 690
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster