Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
711
 

Beni bu havalar mahvetti!

Beni bu havalar mahvetti!
 

Aşağıda okuyacağınız yazı yaklaşık iki sene önce yazılmıştır ve gerçek bir olaydan alıntıdır(!)
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti

Orhan Veli' nin yukarıdaki şiirini bilenler bu şekilde hatırlıyorlardır mutlaka. Bilmeyenlere zaten diyeceğimiz yok. Ama Üstadın dedikleri eskidendi. Hiçbir şey eskisi gibi değil artık!

Yoo hayır! Nerede o eski bayramlar demeyeceğim hemen. Zira ben 7 yaşındayken de büyüklerimiz öyle söylerdi, yolun yarısına geldik hala öyle diyorlar, diyoruz. Geçmişten bugüne bir tek bu mevzu değişmedi sanırım.

Neyse konumuza dönelim biz, o zaman telefon, fax, cep telefonu, internet, enflasyon, hayat pahalılığı vs. kavramlar ya yoktu ya da gelişmemişti şimdiki kadar.

Dolayısı ile üstadı ve beni mahveden havalar, ikimizi farklı yönlere sevk ediyor.

Misal böyle havalarda en az üstad kadar istememe rağmen, evde elime bakan çoluk-çocuk aklıma geldikçe istifa edemedim özel sektördeki memuriyetimden. Bulaşmamak için, binbir türlü vücut çalımı atmak zorunda kaldığım, dalkavuklara, şaklabanlıklara, iğrençliklere katlanmak zorunda kaldım her Allah'ın günü ama istifa etmedim, edemedim. Kimbilir belki de cesaret edemedim.
Ama sonuçta beni bu güzel havalar mahvetti!!!

Sıkıntı üstüne sıkıntı varken işte ve de evde. Birçokları gibi tütüne sarıldım bende..
Ama o da hem bünyeye hem keseye ağır geldi. Kepek yaptı tabi bir de.
Alışamadık haliyle tütüne de...
Ama beni bu güzel havalar mahvetti!!!

Fakat en azından bu kadar 'heyhey ve buhran' arasında "eve ekmek götürmeyi unutmuşsundur" mutlaka diyorsunuz ama nerdeee….

Dedik ya canına yandığımın teknolojisi başka bir şey…
Adamlar yapıyor kardeşim!

18:00 paydos ziliyle beraber padoktan start almış safkan ingiliz tayları gibi şirket turnikelerinden başlayan bir koşuşturma ile güç bela önce güzergahındaki otobüsü yakalayıp sonra da şansının yardımıyla oturacak yeri bulursun. Hazır oturmuşken ancak yollarda okuyabildiğin her daim çantanda taşıdığın kitaplarından birine göz atarken hoş bir melodi çalmaya başlar (sonradan öğrenirsin ki Bir İstanbul Masalı adlı TV dizisinin müziği imiş bu) ama telefonla konuşan zat telefonun müziği ile "rejoice"un saçlarla olduğu kadar ahenkli değildir hiç. Amcam, tabiri caizse melodinin pasını aldığı kulağımızın zarına tecavüz eder… La havle çekip yumulursun kitabına yeniden. Bu sefer ring ring ring önceki hoş müzikten sonra torna atölyesinde taşlanan metal sesi gibi gelir bu ses ama oralı bile olmazsın, ammavelakin elinin çantana teması sırasında titreşiminden farkedersin ki ısrarla ve inatla seslenen emektar T-20 den başkası değildir.

Etrafa gülümsüyerek en muhlis ve en mutedil sesinle:

- 'Efendim' dersin.
- "N'oldu bir şey mi oldu, moralin niye bozuk. İşten mi çıkardılar yoksa. N'apcaz şimdi? İstifa ettin en sonunda di mi, mutlu musun bari şimdi?" zincirleme sorularına cevabın çok kısa ve net olur:
- Hayır hayatım. Otobüsteyim.
- Ha ben de sanmıştım ki! Neyse gelirken eve ekmek almayı unutma emi.
Gel de eve ekmek götürmeyi unut sen şimdi…
Ama beni bu güzel havalar mahvetti!!!

Ha olur ya telefon olayının da bir istisnası var elbet çoğu şeyin olduğu gibi.
İnsanlık hali, cep telefonun şarjının bittiği gün olur.(ben de hep olur mesela)
Dolayısı ile şarjının bittiği anlar imdadına yetişir çoğu zaman insanın!

Ama heyhat , bu 'eve ekmek götürmeyi unutmak' için mazeret olamaz hiç bir zaman..
Niye çünkü 'Diyafon' denen başka bir teknoloji harikası var hayatımızda.. Ne alakası var demeyin, dinleyin lütfen:

Kadıköy'ün göbeğinde oturuyoruz ama 24 daireli apartmanın diyafonu daha yeni takıldı. (Ayıptır söylemesi Başkan "Elbette Selami" (Öztürk) geldi açılışına!)
Otobüsten iner inmez, o günün yorgunluğu atmak üzere 4 yaşındaki kızınla oynayacağın oyunları düşünerek ve o kendine has çocuk Türkçesiyle 'hoşgeldin babacığım" sesini duymak için bu sefer keklik gibi sekerek apartman kapısına gelirsin bir çırpıda. Hıncal Uluç'a inat (bir programda evime geldiğimde kapının zilini çalmak istiyorum. Bıktım anahtarla kapı açmaktan vs. sözler söylemişti.) uzuun uzuuun çalarsın zili, ekmek, tuz hiç bir şey yoktur aklında. Bir an önce yemeğini yiyip, şeker kızınla oynamaktır amacın. Ama ne mümkün ?

- Kim o? diye hafif sinirli biraz da "volume"u yüksek bir ses duyulur diyafondan. (Anlaşılan o ki, bizim prematüre yine canından bezdirmiş bugün annesini)
- "Benim" der demez.
- Cebin niye kapalıydı!! Ekmek almanı söyleyecektim.
- "Şarjım bitti, alırım" cevabıyla birlikte soluğu 10 m ötedeki bakkalda aldığımda "Bakkal efendi"yi ekmeği poşetin içine koymuş hazır kıta beni bekliyor buldum.
- "Ama nasıl olur, telefon mu etti eşim sana?" dedim.
- "Yok, yeni diyafonunuz hayırlı olsun" dedi bana Bakkal efendi sırıtarak!
Velhasılkelam dün akşamda "ekmek almayı unutamadan" döndük eve.
Ama beni bu güzel havalar mahvetti!!!

Akşam hüzünlenip, odama çekildim bir şiir yazayım dedim eski günlerdeki gibi ve Joy FM'i açtım çoğu zaman yaptığım gibi. Ama yazabilene aşkolsun!
Bryan Adams "please forgive me" derken cadaloz evsahibi geldi aklıma birden her nedense. Malum ay sonu 'elektronik fon transferi' yapmam lazım. İki ay sonra da kiraya zam. Yalnız evsahibi olsa iyi apartman aidatı ile yakıt parası isteyen yönetici de geldi akabinde aklıma. Bu şartlarda konsantre olamazdım. Olamadım da zaten.
Dolayısı ile şiir yazmayı da beceremedim.
Ama beni bu havalar mahvetti !!!

İki yıl sonra 2006 suları. Hikayenin kahramanlarından...

Eve ekmek götürmeyi unutamayan adam (Kısaca EEGUA) : En sonunda cesaretlenip özel sektördeki memuriyetinden istifa etti. Şimdi kendi işini yapıyor. Sigarayı bıraktı. Hala şiir yazamıyor ama ısrarla ekmek taşıyor evine.
EEGUA'nın kızı: Şimdi altı yaşında. Bu sene ilköğretime başlayacak. "Çukultala" yı hala çok seviyor.
EEGUA'nın eşi: Eve ekmek almayı unutma uyarı çeşitlemelerinde en az Turkcell kadar yenilikci.
EEGUA'nın evsahibesi: "Zengin ve paralı bir koca buldum ikinci baharımı orada geçireceğim tez evimi boşaltın" blöfüne karşı okkalı resti yiyince 2007 zam görüşmelerine hazırlık olarak oğlunu Almanya'ya gönderdi.
EEGUA'nın bakkalı: Hala özellikle istemezsen satış fişi vermiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mizahın bol olsun tuzluk. Blog okyanusundan bazen böyle karşı şişeler de gelecek. Hazırlıklı olsan iyi olur:))) Hayatımızla bu şekilde eğlenemezsek çekilmez olurdu tüm bu zorunluluklar değil mi? Hava bahane mahvolmuşsak sebep biziz yine de. Mutlu günlere. Sevgiyle ve gülümsemeyle...

Deniz 
 23.10.2006 15:50
Cevap :
Efendim öncelikle nohut oda bakla sofa sayfama ziyaretiniz için sonralıkla da o sıcak yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgi,saygı,selam bizden olsun :) Muhabbetle.  23.10.2006 20:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 743
Kayıt tarihi
: 21.10.06
 
 

Özel biri değilim. Sıradan bir yaşam süren sıradan bir adamım. Çok geçmeden adım unutulur. Tuzluk...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster