Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
3561
 

Beni sevmeyeni daha çok seviyorum...

Beni sevmeyeni daha çok seviyorum...
 

Yalnız "beni" sevenleri sevmem ben. Beni sevmeyenleri, beğenmeyenleri de severim. "Düşmanlarını sev ve sana eziyet edenler için dua et" diyordu O. Ben beni sevmeyen, bana küfredenleri de severim, bilirim ki o, böylece boşalacak, içindeki nefreti kusacak, rahatlayacaktır. Rahatlasın, çünkü bende "herkesin nefreti emecek kadar sevgi" vardır.

Yalnızca bizi sevenleri sevmek değildir gerçek sevgi, bizi sevmeyenleri, bizi düşman belleyenleri de sevmektir. "Güzel sözler o etekten damla damla akan bala benzer, insanın ruhuna tat verir" demiş Hz. Süleyman.

Ya acı söz söyleyenler? Söylesinler, "Açıkça nefret etmek, asıl düşüncesini gizlemekten daha asil bir harekettir" demiş Çiçero.

Bana göre sevmek bir sanattır. İnsanın varoluşuna sorduğu sorunun yanıtı oluşturmaktadır. Hayatımdaki ilk adım, sevginin de, yaşamak gibi bir sanat olduğunun farkına varmak olmuştur. Herhangi bir sanatı öğrenmek için nasıl bir disipline ihtiyaç varsa, öyle çalışmışımdır, çalışmaya da devam ederim. Öğrenme sürecimin sonu yoktur çünkü.

Önce kurallarda, sonra pratikte ustalaşmanın izlendiği sanatta, "ustalığa" ancak pratik bilgi ile kuramsal bilgiyi harmanlayıp, bir bütün haline getirdikten sonra, bir sürü deneyim sonucunda ulaşılır.

Fakat en önemli unsur istek'tir. Bu istek, kişinin o sanatta ustalaşmasının ve bir yanının heyecan anlamında daima amatör kalmasının gerçek nedenidir. İstek olunca, başarısızlık ortadan kalktığı gibi, yaptığınız her işi de onurlandırmaya başlarsınız.

"Sana nasıl davranmalarını istersen, sen de başkalarına öyle davran, fakat ilk iyi davranışı sen yap." demiş David Hume.

İster sanat olsun, ister sevgi, "insanın ve kainatın" içindedir. Sanatkar bunu oradan çıkarabilendir. Bunu çıkarırken benliğini unutup, büyük benliği yaşayanlar, ruhun zaferine ulaşırlar.

Başarı, iktidar, para, güç gibi öznelere tüm zamanımızı harcarken, neden sevmeye az zaman ayırırız? Sevmeyi öğrenmeye neden giderek daha az zamanımız kalır?

Acaba sevmek "kâr" getirmez mi? Sanat ve sevginin içine ne zaman kâr girmeye çalışsa, zayıflar. "Sanat, ekmek peşinde koşarsa alçalır." demiş Aristophanes.

Her çağda ve her uygarlıkta, insan tek ve aynı sorunla karşılaşmıştır: Ayrı olmanın üstesinden nasıl gelip, birliği nasıl sağlayacağı...

Parçayı aşıp, nasıl bütüne ulaşacağı...?

Sevgiyle... Huzursuzluğu, yanlışı, nefreti ortadan kaldıran sevgiyle. Yalnız bizi sevenleri seversek, bir nevi alış veriş etmiş oluruz. Ama bize zulmedenleri bile sever ve onlar için dua edersek, gerçekten sevgiye olan inancımız parlar.

"Sevgi bir inanç davranışıdır. İnancı az olanın sevgisi de azdır." demiş Erich Fromm.

Ben, beni sevmeyenleri daha çok seviyorum. Neden sevmediklerini de öğrenirsem kendimde düzeltilecek hataları, eğrilikleri görmüş oluyorum.

Bana taş atana taşla yanıt vermek yerine soruyorum, "Peki bu taşı attın, ben de senin gözünde bu taşı hak ettim ama neden attın?"...

Ben herkesi seviyorum. Beni seveni de, sevmeyeni de... Bende bana nefretini kusanların tüm nefretini silecek kadar sevgi var.

Çünkü biliyorum ki "beni" hiç olanlar, bir gün "her şey" olmaya yürürler...

Sevgi ve ışıkla...  

[1] (Matta, 5:44)  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3552
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster