Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
421
 

Benim adım hayalciydi...

Benim adım hayalciydi...
 

Uzun bir yolculuktu benimkisi... Uzayıp giden, kıvrılan, ıssız yollarda bir yolculuk. Başımı otobüsün camına dayayıp, bir an bile susmadan için için ağladığım bir yolculuk. Uzaklaştıkca azaldığım, azaldıkça yakınlaştığım...Bilinenden, bilinmeyene bir yolculuk...

Özlemini duyduğum, mutlu olduğum herşeyle gidiyordum. Gidiyordum tüm benliğimi yitirmiş, bedenini bile bir yerlerde unutmuş olarak.

Okul dönüşlerimdi en mutulu anlarım.Tek başıma, hayaller kurarak yürüdüğüm o, eve dönüş yolu. En sevdiğim yoldu ya da yolculuktu. Tarlalardan, boş arsalardan geçerdim, karınca yuvası bulmak için. Bir paket çekirdeği tek tek ayıklayıp gördüğüm her kanıca yuvasana bırakırdım. Mutlu olduklarına inanırdım. Uzaklara gitmeden, kaybolmadan, ezilmeden yiyecek bulabilsinlerdi tek dileğim. Baharda papatya tarlaları keşfederdim.Toprağa uzanıp, bulutlardan şekiller çıkarırdım. Zaman içinde daha da uzattığım o eve dönüş yolları...Bazan oturup ağlardım daha çok karınca yuvası bulamıyorum diye...Ama en mutlu, en güzel yolculuklarımdı.

Sonra babam istemeden aldı elimden bu mutluluğumu. Okuldan arabayla alma kararı verdiler. Çünkü çıkış saatim 12.00 olmasına rağmen bazan 14.00, 16.00, 18.00 olmaya başlamıştı ve merak ediyorlardı. Oysa biliyorlardı karıncaları yine de istemediler.
O kadar kısa zamanda ne hayal kurabiliyordum, ne şarkılarla hoplaya zıplaya yolları geçebiliyordum ve artık karıncalar da mutsuzdular. Sabah yolculukları keşfettim kendime, herkes uyurken alacakarlıkta çıkıyordum, düşüyordum yollara.Sonra, kuşlar buldum ağaç tepelerinde, bahçelerde... Kumrular... Her sabah ekmek dağıtırdım, uçup gittikleri yerlere. Sonra, uçup gitmedi kuşlar beni görünce ve daha çok oldular, çoğaldılar...
Okula geç kalmalarım artınca, sabah yolculuklarımda sona ermişti. Ve biliyorlardı oysa kuşları...Yine de istemediler...

Ne zaman başka şehire gitsek, cama yapışırdım. Dağ başında eski bir kulübeye yerleşirdim, en büyük aşkı yaşardım herkesten uzakta. Bir köyde kalırdım, dağ tepe koşardım. Dere kıyılarında balıkları seyrederdim. Tarihi bir yerden geçtik mi, tarih olurdum. Bir masum prenses, bir isyancı ya da çaresiz bir sevdalı...

Yol biter, hayallerim bitmezdi..

Büyüdüm bitti...Yaz bitti, karıncalar yuvalarını terkettiler, kuşlar göçten dönmediler...Pencerelerden seyrettim yağmuru. Pencerelerde kaldı gözlerim ve hayallerimi yitirdim.Yıllarımı çaldırdım, İçimdeki çocukla birlikte yok oldu içimdeki çocuk...

Ve en son, içimde bin sızıyla çıktığım yolculuk...Ve geldiğim şehir...

Beni bıraktığım yer neredeydi, unuttum... Ben miydim orada kalan? Yoksa buraya getirdiğim mi benim? Yolculuk bitti mi? Ne zaman karıştım kaçtığım hayat oyununa?

Gözlerimi kapatıyorum, yağmura tutuyorum yüzümü. Herşey bir rüya diyorum... Şimdi gözlerimi açacağım, başımın üstünde kuşlar, elimde çekirdek taneleri... Ve akşam serinliği, ve papatya tarlaları...Ve orada toprağa uzanıp düşler kuran kumral kız...


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizi kendi halinize bıraksalardı, nerede olurdunuz; kendinize bakabilecek yetiyi kazanabilir miydiniz? Sevgiler, en derin mavilerle...

derinmavi.. 
 31.08.2007 17:30
Cevap :
Mutlaka bulunurdu o yeti diye düşünüyorum.  31.08.2007 19:00
 

bu hayat oyunun içinde zaman zaman kaybederken kendimizi içimizde kalan o küçük kumral kızın hayaline sığınıyoruz belki de kimbilir...gerçeğin ağırlığını azaltabilmek için belki de...içinizdeki çocuk ve hayalleriniz hiç bitmesin...

beenmaya 
 30.08.2007 20:28
Cevap :
Yorumularınız yazılarımı özetliyor gibi inanın.Katkılarınız için teşekkür ederim.Sevgilerimle  30.08.2007 23:54
 

Evet yorum icin yazmiyorum...cunku yorum yapacak hic bir sey yok...son derece duru...ve okurken anlattiklarinizi gozunuzde canlandirmanizi saglayacak kadar da guzel bir yazi olmus. Farketmeden yorum yaptim mi yoksa?...:)

Biraz 
 29.08.2007 7:29
Cevap :
:) katkınız izin teşekkürler o zaman.Sevgiler  29.08.2007 11:21
 

Sn.September1. Bu yazınızı üst üste birkaç kez okudum ve bu tür güzel-akıcı öykü'leri biriktiriyorum. Bunu tamamen siz yazdıysanız ki öyle gözüküyor siz bence müthiş bir yazarsınız. Her şey o kadar bütünki bunun farkına varın ve sanırım elbette konularınız vardır roman yazın derim siz eniyiyi başaracak konumdasınız. Buradaki hiçbir kelimemi yağ çekmek-luzumsuz iltifat yapmak için yazmıyorum. Bazı romanlar vardır okumak zor gelir bazıları vardır bir solukta okutur kendini.. Yazı akar-konuşur siz bittiğini anlayamazsınız. Bende bazen deniyorum ama birtürlü sizin yazılar gibi olmuyor.'Peruk' diye bir öyküm var herhalde olmadıki blog'tan reddediler. Konusu: Şizofren bir hastanın peruğu var ve karısının dırdırıyla peruğunun beyazladığını sanıyor. kaleme almıştım ama nerde sizin yazılar bakıyorum nerde benim yazılar ama sizi okuya okuya öğreneceğim. (İzninizle bu yazınızı saklıyorum) Saygılarımla efendim.

Ermert Revsen 
 28.08.2007 22:03
Cevap :
Sevgili Ermert,çok naziksiniz.Bu güzel yorum inanın beni yüreklendirdi.çok teşekkür ederim.(Ha,bu arada bu hikayedeki kız benim,yaşadığım küçük anları aktarmaya çalıştım.Tuaf ilgi alanlarım vardı böyle:)Karınca beslemek bunlardan biriydi)Yazımı saklamanız da onur verici.Sevgiyle kalın.(Ayrıca kendinize haksızlık etmeyin,yazılarınız çok güzel ve ciddi araştırmalarla yazıldığı anlaşılıyor)  29.08.2007 13:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 90
Toplam yorum
: 2077
Toplam mesaj
: 290
Ort. okunma sayısı
: 851
Kayıt tarihi
: 19.05.07
 
 

 Ama hayatın farkındayım. Hem güzel, hem acı. İyi midir farkında olmak? Yoksa iyi midir farkında ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster